Google, dünyadaki 1 milyar engelli bireyin hayatını kolaylaştırmak için başlattığı Google Impact Challenge: Disabilities proje yarışmasının kazananlarını açıkladı.

Google Impact Challenge: Disabilities adlı program Google’ın sosyal sorumluluk odaklı proje birimi Google.org tarafından yürütülüyor. Yapılan açıklamaya göre dünyanın 88 ülkesindeki 1000’den fazla organizasyondan başvuru alan proje yarışması, toplam 29 projeyi kazananlar listesine almış ve farklı tutarlarda nakit ile ödüllendirmiş.

Engellilere yönelik kâr amacı gütmeyen projeleri 5 kategoride sınıflandıran Google, bu yenilikçi projelerle hem engelli insanların günlük yaşantısını hem de onların iş gücüne katılabilmesini kolaylaştırmayı hedefliyor. Google, gelişmekte olan ülkelerdeki engellilerin sadece yüzde 10’nun ihtiyaçları olan destekleyici cihazlara sahip olduğunun da altını çiziyor.

Engelli bireyler icin projeler

Söz konusu projelerin hepsinin açık kaynaklı geliştirme yapmayı taahhüt ettiği paylaşılıyor ve ödül/destek tutarları kimi projelerde milyon doların üzerine çıkıyor. Toplam destek tutarı da 20 milyon doları buluyor.

Kazananlar listesinde görme engelliler için akıllı gözlüklerden, biyonik ellere, işitme kayıplarını azaltacak cihazlardan tekerlekli sandalye kullanan kişilerin hayatını kolaylaştıracak çözümlere kadar farklı projeler var. 29 projenin tamamını şu sayfada görebilir, çevrenizle paylaşabilirsiniz.

Yeri gelmişken Facebook’un görme engelliler için görsel tanıma yeniliğini erişime açtığını da hatırlatalım.

Kaynak / Görsel Kaynak. Webrazzi

Kardeş ilişkileri en küçük kardeşin doğumundan yaşamın sonuna kadar devam eden, diğer ilişkilerden daha uzun süren bir ilişki olarak tanımlanmaktadır. Bu tip bir ilişkiyi olumlu bir şekilde sürdürebilmek, diğer bir kişinin istek ve duygularını anlamada iç görüyü, davranışlarının ve yetersizliklerinin nedenleri konusunda anlayışı gerektirmektedir. Bu tür sosyal biliş yetenekleri, kişiler arası davranışın niteliğini zenginleştirebilmektedir. Özel gereksinimi olan bir çocuğun aileye katılımı engelin doğası nedeniyle aile içi ilişkileri etkilediği gibi kardeş ilişkilerini de etkilemekte, ailenin dengesini değiştirmekte ve tekrar bu dengeyi kurmak için aile üyelerini zorlamaktadır. Bazı aileler çocuklarından engelli kardeşini kabul etmelerini bekleyebilirler. Bu durum normal gelişim gösteren kardeşlerin kaygı ve kıskançlık gibi içsel duygular yaşamalarına neden olabilir. Ebeveynler çocuklarının mutsuzluğunu fark edebilir ve problem durumunu reddedebilirler. Kardeşler, bir vekil ebeveyn olarak kendi ebeveynlerinin sağladığı yardım ve destek ile bir ailenin her zamankinden daha çok sorumluluğunu üstlenirler. Engelli kardeşlerin bakımı konusunda aldıkları sorumluluktan baskı hissedebilirler. Engelli olmayan çocuklar engelli kardeşinden ailenin ev işlerine yardımcı olmaları beklenmemesinden dolayı kıskançlık duyabilirler. Engelli kardeşlerine duydukları kıskançlık, düşmanlık, kızgınlık duygularından dolayı normal gelişim gösteren çocuklar suçluluk duyabilirler. Kendini diğer çocuklardan, ailesini diğer ailelerden farklı görebilir. Engelli kardeşlerini kendi akran gruplarına dahil etme konusunda arkadaşlarına gücenebilir ve engelli bir kardeşe sahip olmaları nedeniyle akran tepkilerini yaşayabilirler. Engelli kardeşin fiziksel özellikleri veya uygun olmayan davranışları nedeniyle utanma hissedebilirler.

  1. Kıskançlık;Kızgınlıktan daha kolay olarak gelişebilen bir duygusal tepkidir. Özellikle engelli kardeş nedeniyle ebeveynleri açısından önemlerini yitirdikleri kaygısıyla kıskançlık hissedebilmektedirler. Engelli kardeş ebeveynin ilgisi ve sevgisi için bazen bir rakip veya yarışmacı olur. Sıklıkla bu normal gelişim gösteren kardeşin ebeveynlerin dikkatini çekebilmek için okulda ve evde davranış problemleri sergileyebilirler. Örneğin, okulda akademik ve davranışsal problemler çıkarmaları, yalan söylemeleri veya beklenmeyen garip davranışlarda bulunmaları, kıskançlık sonucu ortaya çıkan davranış değişikliklerindendir.
  2. Düşmanlık;Kıskançlık duygularının yol açtı doğal bir tepkidir. Çocuklar yetişkinlere göre olaylara daha kişisel bir açıdan bakarlar. Engelli kardeşinin engel durumunu tüm sorunlarının kaynağı olarak görüp, zihinsel engelli kardeşine karşı düşmanlık hissedebilirler. Bu duygular fiziksel saldırganlık, sözel taciz ve alay etme şeklinde kendini gösterir. Bazı örneklerde düşmanlık, itaatsizlik ve terbiyesizlik gibi tepkilerle ebeveyne yönelir.
  3. Suçluluk;Normal gelişim gösteren kardeşler sıklıkla suçluluk duyarlar. Fakat bu tepkiler ebeveynlerin gösterdiği suçluk duygularından farklıdır. Kardeşlerin suçluluk duyguları engelli kardeşleri hakkında olumsuz duygulardan kaynaklanabilir ya da engelli kardeşine kötü davranmanın bir sonucu olabilir.
  4. Keder;Çocuklar zihinsel engelli kardeşleri için keder duyarlar. Onların bu kederleri sıklıkla ebeveynlerinin üzüntüsünü yansıtır.
  5. Korku;Normal gelişim gösteren çocuklar aynı zamanda korkuyla karşılaşırlar. Onlar gelecekte kendilerinin ya da çocuklarının zihinsel engelli olabileceğinden korkarlar. Ayrıca ileride engelli kardeşinin tüm bakım sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalabilecekleri endişesini duyarlar.
  6. Utanma ve Sıkıntı;Engelli kardeşi olan normal gelişim gösteren çocukların sıklıkla yaşadıkları duygusal durumlardır. Çocuk engelli kardeşinden utanabilir, onunla birlikte gezmekten ve görünmekten sıkılabilir. Araştırmacılar sıkıntının derecesinin engelin derecesi, engelli çocuk ve kardeşinin yaşıyla ilişkili olduğunu ileri sürmektedirler.

Reddetme; Normal gelişim gösteren çocuklar engelli kardeşlerini reddedebilirler. Genellikle reddetme, kardeşin durumundan dolayı sevgi ve ilgi göstermeme şeklinde görülebilir.

Yaşanan tüm bu duygusal ve davranışsal tepkiler, kardeşten kardeşe değişiklik göstermektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar kardeşlerin tepkilerinin olumludan olumsuza doğru geniş bir alana yayıldığını göstermektedir. Engelli kardeşin duygusal etkisi mutlaka zarar verici değildir. Aslında birçok ailede herhangi bir engeli olmayan çocuklar bile birbirlerine karşı olumsuz duygular hissedebilirler. Lawenius, engelli kardeşi olan çocukların aile dinamikleri ile ilişkili yoğun baskılara maruz kalmaları nedeniyle bir dizi davranışlar gösterdiklerini ve bu karşı davranışların, çocukların engelli kardeşlerini anlamaya, onun engeli ile başa çıkmaya veya engelli çocuğun yaşamını daha iyi hale getirmek için ebeveynlerinin kendilerinden beklediklerini yapmaya çalıştıklarında meydana geldiğini belirtmektedir.

Çocuğun engelli bir kardeşi olmasından kaynaklanan bazı olumlu özelliklere de sahip olabileceği konusunda da birçok çalışma bulunmaktadır. Engelli bir kardeşle büyümek, normal gelişim gösteren çocuklarda bireysel farklılıklara ilişkin anlayış, duyarlılık, sorumluluk, yeterlik duygularıyla engelli kardeşin büyüme ve gelişimine katkıda bulunmaktan dolayı gurur duyma ve kendinden memnuniyet duygularının gelişimine katkıda bulunabilmektedir. Engelli bir kardeşle birlikte yaşamanın normal gelişim gösteren çocuklarda daha ilgili ve empatik olmayı ve de bireysel farklılıklara karşı daha hoşgörülü olmayı sağladığı vurgulanmaktadır. Engelli bir kardeşin bakım sorumluluğunu üstlenme normal gelişim gösteren kardeşin ebeveyn rollerini öğrenmesinde önemli bir sosyalleşme olanağı sağlamaktadır.

BURSA HAYAT ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ 

İSRAFİL İBRAHİMOĞLU

ZİHİNSEL ENGELLİLER SINIF ÖĞRETMENİ

GELİŞİM

Çoğu kez birbiriyle karıştırılan “büyüme” ile “gelişme” sözcükleri, gerçekte birbirinden farklı kavramlardır; biri diğerinin yerini alamaz. Yapısal artışı dile getiren “büyüme”, bedende gerçekleşen sayısal değişiklikleri içerir. (Kilo, boy artışı gibi). Buna karşılık “gelişme” kavramı; düzenli, uyumlu ve sürekli bir ilerlemeyi dile getirmektedir. Gelişim, anne karnından başlayıp ölünceye kadar devam eden bir süreçtir. Her çocuğun gelişiminin farklı olduğunu unutmamalıdır. Bu nedenle çocuklarımızı bedensel, zihinsel, sosyal, duygusal yönden karşılaştırmamız gerekir.

GELİŞİM ALANLARI

  1. Fiziksel Gelişim

Döllenmeden itibaren beyinde, duyu organlarında ve bedenin diğer bölümlerinde meydana gelen tüm yapısal gelişmeler fiziksel gelişmedir.

  1. Psiko-motor Gelişim

Hareket gelişimidir.İnce ve kaba motor gelişimlerdir. İnce motor gelişim parmak kasları, el-göz koordinasyonu ile ilgili gelişmeyi  kaba motor gelişim ise emekleme, oturma, yürüme, zıplama, tek ayak üzerinde durma, topa vurma, merdiven çıkma…gibi diğer tüm hareketleri kapsar.

  1. Zihinsel Gelişim

Öğrenmeyi ve anlamayı içeren algılama, soyut düşünme, uzun süreli ve kısa süreli hafıza,  lisan, problem çözme, yargılama, dikkat…gibi tüm zihinsel işlevleri kapsar.

  1. Sosyal Gelişim

İnsan yavrusunun toplumun bir üyesi haline sosyalleşmesidir. Çocuk çevresinden etkilenen aynı zamanda çevresini de etkileyen bir varlıktır. Sosyal gelişim, bireyin öncelikle aile ve yakın akraba çevresine katılımıyla başlayan ve yaşının ilerlemesiyle diğer sosyal gruplarla (akran grupları, ana okulu, oyun grupları, ilköğretim, spor aktiviteleri…) devam eden ilişkilerinin gelişimsel özelliklerinin takip edilmesidir.

  1.  Duygusal Gelişim

Bireyin kendi duygularının farkında olması, duygularını uygun yollarla yani uygun jest, mimik gibi yüz ifadeleri kullanarak sözle de  ifade etmesi; diğer taraftan başkalarının duygularını da empati yoluyla anlayarak karşısındakine yansıtma yetisini içeren gelişim sürecidir.

  1.  Cinsel Gelişim

Cinsiyet organlarının büyüyüp gelişmesi sürecinde yaşadığı davranış değişiklikleriyle beraber, bu gelişim sürecinde doğan sorunlarla ilgili davranış değişikliklerini kapsar. Çocuğun anlayabileceği şekilde çocuklara bu değişiklikleri anlatılmalıdır.

  1.  Ahlak Gelişimi

Bu gelişim süreci, bireyin özünde yer alan ahlaki doğruların ve erdemlerin sosyal alandaki tezahürünü içerir. Buna göre birey, toplum değerlerini de içerisine katarak, kendine göre mukayeseli (doğru-yanlış, iyi-kötü…) bir ahlaki düşünce sistemi geliştirir.

  1.  Öz bakım Becerileri

Bireyin dışarıdan yardım almadan yaşamını sürdürebilmesi için gerekli temel becerileri (beslenme, tuvalet ve temizlik alışkanlıkları, giyinme-soyunma….) kazanmasına ilişkin konuları ele alan gelişim sürecidir. Çocuklarımıza öz bakım becerilerini gerçekleştirmeleri için fırsat tanınmalı ve kısıtlanmamalıdır. Çünkü çocuğun giyinme, beslenme, tuvalet alışkanlıkları anne-baba ve diğer kişiler üstlenip çocuğun üstünü giydirme, tuvaletten sonra altını temizleme, çocuğu bebek gibi besleme yapılırsa çocuk kendi kendine yetemez ve her zaman büyüklerine muhtaç olur. Bu şekilde de öz güven kazanılamaz.

 ÇOCUK GELİŞİM DÖNEMİNİN ÖZELLİKLERİ

 0-1 YAŞ ÇOCUKLARIN GELİŞİMİ  

 0-1 yaş döneminde bebek bütünüyle annesine ve çevresine bağımlıdır. Onun içinde temel gereksinmesi ´güven ve sevgidir. Bunu alamazsa ona ´güvensizlik´ egemen olacaktır. Çocuğun acıkması ´güvensizliktir, doyurulması´güvendir. Çocuğunun altının kirlenmesi ´güvensizliktir, temizlenmesi güvendir. Annenin uzaklaşması güvensizliktir, gelmesi güvendir. 0-1 yaş döneminde kazanılan güven duygusu hayatı boyunca sürecektir. Eğer güven duygusu gelişmezse çocuk kendine güvenmeyen birey olarak yetişecek ve hayatı boyunca güven ve güvensizlik ikilemi yaşayacaktır.

Bebeğin temel gereksinmeleriyle ilgili görünen güven ve güvensizlik ikilemi hayat boyunca sevgiyle ilgili olarak, başarı ile ilgili olarak, toplumsal korkularla ilgili olarak sürüp gidecektir.

1-3 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİMİ

 Tuvalet eğitiminin kazanıldığı bu dönem 2. ve 3. yaşları kapsar. Yürümeye ve konuşmaya başlamıştır. Kazanılan bu iki önemli yetenek sayesinde bağımsız hareket etmek ister. Sürekli oradan oraya koşuşturur, her yere uzanmak, her şeyi tutmak ister. Çevresini araştırmaya keşfetmeye çalışır. Aileler bu keşfetme zamanlarında çocuğa karşı çıkmamalı çocuğun kendi kendine bir şeyler öğrenmesine fırsat vermelidir ve onu bu yolda desteklemelidir. Su ile oynar, yemekleri döküp saçmaya başlar, isteklerini karşı çıkılmasına dayanamaz, ağlar, başına buyruk, ele avuca sığmaz, öfkeli bir çocuk olup çıkmıştır.

           Bu çağda çocukların inatçı olumsuz, hareketli karıştırıcı tutturucu olduklarını ve davranışlarında çelişkilerle dolu olduğunu unutmamak gerekir. Ayrıca bu olumsuzlukların geçici olduğunu 3 yaşında ortaya çıktığını bilmek yararlıdır. Ortadan kesici, batıcı, yarayıcı nesneler kaldırılmalıdır. Çocuğun rahat hareket edebileceği ortamlar hazırlanmalıdır. Değerli eşyalar çocuğun uzanamayacağı yerlere konmalıdır. Ama bunu yaparken her şeyi ortadan kaldırmak yanlış olur. Çocuk oynanmayacak bir şeylerle oynuyorsa yavaşça elinden alınmalı onun yerine ilgisini çekecek bir eşya veya oyuncak verilmelidir.

          Bu yaşlarda çocukların dikkatlerinin başka yöne kolaylıkla çekilebileceğini bilmek iyi olur. Böylece çocukla gereksiz yere kısır çekişmelere girilmemiş olur. Çocuk her an bir şey kıracak kendine veya eşyalara zarar verecek korkusuyla davranmak doğru bir hareket tarzı değildir. Çocuk bazı titiz annelerin yaptığı gibi belli bir alanda tutulmamalı, ev içinde oynama serbestisi tanınmalıdır. Sürekli olarak dur, otur, yapma ,elleme demekten kaçınmak yerinde olacaktır. Bu yaşlarda korkutmalara, sert cezalara ve dayağa başvurmak çok zararlıdır. Ancak çocuk ağlamasın diye her istediğini yerine getirmekten de kaçınılmalıdır. Çocuğun döküp saçmasına katlanarak kendi kendisini besleme kendi başına yemek yeme isteği desteklenmelidir. Üç yaşında çocuk kendi başına yemek yer duruma gelmelidir. Çocuk döküp her tarafı batıracak diye çocuk anne tarafından yedirilmemeli, çocuğun kendi kendine yemesi için desteklenmelidir.

3-6 YAŞ ARASI ÇOCUKLARININ GELİŞİMİ

Bu dönemde çocuk konuşkan, cıvıl cıvıl ve hayat doludur. Sürekli sorular sorar: “Anne bu ne?, Baba bunun adı ne?, Neden?, Niçin?,” soruları bitmek bilmez. Çocuğun soruları geçiştirilmemeli, çocuğun anlayabileceği şekilde anlatılmalıdır. Çocuğa yanliş bilgi verilmemelidir.Bir önceki dönemin inatçılığı gitmiş onun yerini uyumluluk ve söz dinlerlik almıştır. Bu dönemin en belirgin özelliği olan kendi işini kendi görmeye bayılır. Çok canlı bir hayal gücü vardır. Duyduklarını abartır, gördüklerini çarpıtarak anlatır. Olmamış şeyleri olmuş gibi anlatır. Çizikler, sıyrıklar ve küçük yaralanmalardan çok etkilenirler. Bir damla kan görse bağırır, ağlar. Kız veya erkek olduğunu ayırt eder. Anne babaya benzeme çabası içine girerler. Kız çocuğu anneye hayrandır, anneyle bir arada bulunmaktan, onunla mutfakta iş yapmaktan çok hoşlanır. Annenin hoşuna gidecek işleri yapmaya özen gösterir. “Bak anne ben ne yaptım” diyerek ondan övgü bekler. Anneyi giyinirken, soyunurken, süslenirken izlemeyi çok sever, dudaklarını boyamaya annesinin topuklu ayakkabılarını giymeye bayılır. Erkek çocuklar da babaya hayrandır. Onun gözünde babadan daha becerikli, daha akıllı ve daha güçlü kimse yoktur. Arkadaşlarına “Benim babam senin babanı döver” diye tartışmaya girişir.

          Kızın anneyi benimsemesi, erkek çocuğunun da babayı örnek alması kişiliğin gelişmesinde en önemli olaydır. Erkek çocuk erkek kimliğini babaya benzeyerek, kız çocuk ta kız kimliğini anneye benzeyerek kazanır.

Bu dönemde oyun çocuklar için ayrı bir özelliğe sahiptir. Biz yetişkinler gözüyle oyun, çocuğun eğlenmesine, oyalanmasına yarayan amaçsız bir uğraştır. Oysa çocuk oynadıkça duyuları keskinleşir, becerisi artar. Çünkü oyun, çocuğun en doğal öğrenme ortamıdır. Duydukları, gördüklerini sınayıp denediği, öğrendiklerini pekiştirdiği bir deney odasıdır. Oynayan çocuk kendi küçük dünyasındadır. O dünyaya kendisi hakimdir. Kuralları kendisi koyar, kendisi bozar. Yaşıtları dışındaki kimsenin bu dünyaya girmesini istemez. Evcilik oynayan küçük çocuklar büyükleri yanlarına yaklaştırmazlar.

6-11 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİMİ (İlkokul dönemi)

           Okula başlama çocuk yönünden belli bir zeka ve duygusal gelişimi tamamlamış olmayı gerektirir. 6 yaşını bitirdiği halde zekası yeterli olan bir çocuk ruhsal bakımdan evden ayrılabilme olgunluğunu göstermeyebilir. Özellikle oyun ve arkadaşlıktan uzak tutulmuş, dışarı çıkarılmamış çocuklar için evden ayrılış ürkütücüdür. Okulların açıldığı ilk günlerde, her sınıfta birkaç anneyi sıralarda çocukları ile birlikte otururken görürüz. Okula korku ile giden ve hep evi düşünen bir çocuğun kendini okuma ve öğrenmeye vermesi kolay olmaz. Ayrıca yaşıtları içine karışması, birlikte oynaması ve arkadaşlık kurması güç olur. Okula uyumu ve başarısı bir anlamda anne-babanın yetiştirmedeki başarısıdır. Çocuk dışarıya çıkartılıp arkadaşlarıyla birlikte vakit geçirdiyse anne-babaya bağımlı yetişmediyse çocuk okula daha kolay alışır ve derslerde başarısı yüksek olur.

İlkokul çocuklarının öğrenmek, üretmek için güdüsü çok fazladır. Anne babaya düşen, bu güdüyü en iyi biçimde değerlendirmeye çalışmaktır. İlgi çekici, renkli ve kolay izlenebilen materyallerle çocukların bu ilgileri desteklenebilir. Ürettiklerini beğenmek ve ödüllendirmek ise anne babanın asli görevidir!

İlkokul çocukları, konuşmaya, tekrarlamaya çok meraklıdır. Yazmaya ilgi ve merakları daha azdır. Bu yaş çocuklarını sınıfta öğretmenin, evde anne babanın sık sık sıraları geldiğinde konuşmaları ve sıralarını beklemeleri konusunda uyarması gerekir. Özellikle yoğun geçen bir iş gününün ardından çocuğunuzu dinlemek çok güç olabilir ama son bir çabayla ona zaman ayırmaya çalışmanızı öneririz. Aktif olarak ona ayıracağınız sadece yarım saat bile, onun bu gereksinimini karşılamaya yetebilir. Unutmayın birlikte geçirilen zamanın niteliği niceliğinden çok çok daha önemlidir!

Bu yaş çocukları,aynı zamanda şikayet etmeyi de çok severler. Bu onların moral (ahlaki)gelişimde kuralları katı bir biçimde algılamalarından ve davranışın ardındaki niyeti henüz dikkate alamamalarından kaynaklı olabilir. Ayrıca çok sevdikleri öğretmenlerinin, anne babalarının dikkatlerini çekmek ya da kıskançlık gibi nedenlerle de bu davranışı gösteriyor olabilirler. Ama gerçekten sıkıntıları olabileceğini de gözardı etmemek gerekir. Sonuçta sebep ne olursa olsun, sizden destek istediğinin bir göstergesidir bu şikayetler. Ancak bunları çok fazla ödüllendirmenin, şikayet etmeyi genel bir davranış kalıbı haline getirmesine yol açabileceği olasılığını da unutmayın!

Bu yaş çocukları somut düşünme döneminde oldukları için, çoğunlukla görerek ve yaparak öğrenirler. Bu nedenle söylediklerinizden çok davranışlarınızın önemli olduğunu unutmayın! Sözcükler ve dolayısıyla konuşma soyuttur. O sizin davranışlarınızı öğrenir.

ERGENLİK DÖNEMİ

Bu dönemde erkeler ve kızlar farklı gelişim özellikleri gösteririler. Kızlar erkeklerden önce ergenlik dönemine girerler ve bu döneme farklı cinsiyet hormonları salgılarlar. Erkeklerin salgıladığı hormona testosteron, kızların salgıladığı hormona östrojen adı verilir. Bu hormonlar vücudun diğer hormonlarını, metabolizmasını, kemik ve kas sistemimin gelişmesini etkiler. Kızlar önce ergenliğe girdiği için 11- 12 yaşlarında boy ve kile artışı içinde girerler. Hızlı fiziksel ve fizyolojik gelişme vücutta büyük değişime neden olur. Bedenin tüm organları büyür, ergen uyum sorunu yaşayabilir.

Bu dönemde bireyler soyut işlemler dönemindedir. Ergenlik dönemi ile birlikte çocuklar soyut ve analitik düşünmeye başlarlar. Soyut kavramını anlayabilir ve etkili olarak kullanabilirler. Problemlerini çözebilmek için farklı yollar seçip onları test edebilirler. Ayrıca ideal fikir, değer ve inançlar da gelişmeye başlar. Kritik düşünme, yaratıcı düşünme, analiz, sentez yapma, eleştirme gibi özellikler bu dönemde sağlanacak eğitimsel etkinliklerde gelişir.

YETİŞKİNLİK DÖNEMİ

Yetişkinlik dönemi kendi içinde yetişkinliğe geçiş, yetişkinlik, yaşlılık gibi aşamalara ayrılmaktadır. Bu dönemin güzel özellikleri şöyle sıralanabilir.

Birey fiziksel motor gelişimini tamamlamıştır. Yaşlılık döneminde fiziksel güç ve yetilerde azalma görülmektedir.

Bilişsel gelişim aşamasında birey en son noktaya gelmiştir ve değişme azdır. Fakat toplum, kültür, bireyin yaşantıları önemlidir.

Psikososyal gelişim açısından bu dönemde bireyler; yetişkinliğe geçiş döneminde evlenme, aile kurma ve daha sonra aile yaşamını devam ettirme, meslek sahibi olup bir meslekte başarılı olma ve emeklilik dönemi gibi süreçleri geçirmektedirler.

BURSA REHABİLİTASYON MERKEZİ – HAYAT ÖZEL EĞİTİM 

OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENİ

DİLBER IŞIKLI

ERGEN VE ANNE-BABA İLİŞKİSİ

       ergenusAnne-babalar çocuklarını ilk kucaklarına aldıkları andan itibaren, onların iyi yetiştirmek ve güzel bir gelecek hazırlama çabası içine girer. Doğal olarak her anne-babanın çocuğu ile ilgili hayalleri ve beklentileri vardır. Ailenin beklentileri çocuğun ihtiyaçları, istekleri ve beklentilerinin önüne geçtiğinde hayat zorlaşır. Zamanla anne-baba ve çocuk arasında çatışmalar yaşanmaya başlar. Çocuk daha küçük yaşta iken başlayan çatışma, çocuğun ergenlik döneminde şiddetlenir ve önem kazanır. Anne-baba ve ergen arasında çatışmalar tatsız ama kaçınılmazdır.

       Ergenlerin birbirine çok benzeyen temel davranış biçimleri vardır. Başkaldırma, asileşme aileden kopma olarak nitelendirilmemelidir. Ergenin büyüdüğünü göstermek için güç gösterisidir. Karmaşık duygular içerisinde olan ergen, bir yandan büyümek için sabırsızlanırken henüz çocuksu davranışlarından sıyrılamamıştır. Ergenler, kimsenin kendini anlamadığını, herkesin ona karşı olduğunu düşünür. Kuruntuludur, incir çekirdeğini doldurmayacak konuları problem yapar. Süse ve giyime meraklıdır. Saatlerce ayna karşısından ayrılmazlar. Boyu, kilosu, görünüşü aşırı önem kazanır. Çabuk sinirlenir, üzülür, bağırır. Sevinçleri abartılıdır. Bu değişimlerin normal olduğunu kabul etmeli anlayış ve sabır göstererek sorunların üstesinden gelmeye çalışılmalıdır. Ergen eğer sizinle çatışmıyor, her dediğinizi yapıyor, bedense gelişimi ve görünüşü ile ilgisizse asıl problem budur. Çünkü ergen fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan bir değişim içerisindedir ve bu süreçte yaşanan çatışmalar yaşanması gereken normal durumlardır.

      Burada esas görev anne-babalara düşer. Anne-babaların çocukları için kaygılanmaları, onları korumaya çalışmaları çok normal, gerektiğinde müdahale etmeleri çok önemlidir. Bunları yaparken ölçülü olmak gerekir. Çocuklar her ne kadar büyümek, gelişmek için aileye bağlı olsalar da, farklı ilgi, ihtiyaç ve istekleri olan, kendi kişiliği olan farklı bir birey olduğu gerçeğini kabullenmek oldukça önemlidir.

ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ ÇOCUĞU ANLAMAK

      Ergen ne kadar rahat ve aileden uzak görünse de, anne-babayı kendinden uzaklaştırmaya çalışsa da hala anne-babanın dikkat ve özenine, ilgisine ihtiyaç duyar. Buna ihtiyaçları yokmuş gibi tavırlarının sizi yanıltmasına izin vermeyin. Bazen anne-babalar çocuklarına arkadaş gibi yaklaşmaya çalışsa da, ergen anne-babasının arkadaş olmasını istemez. Ergen ‘‘ Onlar anne-baba olarak kalsınlar, ama bize uzak, otoriter olmasınlar. Birçok konuyu onlara açabilelim. Konuştuğumuzda bizi dinlesinler, sözümüzü kesmesinler ve ya bu ne biçim davranış, ne biçim düşünce, nasıl yaparsın gibi tepkilerle bizi soğutmasınlar’’ ister. Bu durum da ev, ergen için çatışmaların ortaya çıktığı bir yer olarak görülmeye başlayabilir.

      ergenlik_bursaKendi gelecekleriyle ilgili konularda okul, meslek, arkadaş seçimlerinde aşırı müdahaleden hoşlanmazlar. Seçimleri üzerine konuşulup tartışılabileceğini ama baskı, dayatmadan kaçınılmasını isterler. Ergen bağımsızlık arayışı içindedir. Kendi seçimlerini yapmak, kendi yaşamını düzenlemek ve bunları kendi başına yapmak istemektedir. Bu dönemde anne- baba idol olma niteliklerini kaybeder ‘‘Anne-babam nereden bilecek, onların dönemi eskide kaldı. Ben daha iyi bilirim’’ düşüncesi yer alır. Ergen davranışları ile ben sizden farklıyım, sizin olmamı istediğiniz kişi değil, kendi istediğim kişi olmak istiyorum mesajı vermektedir.

Yaşadıklarını anlamak ve kendini dinlemek için yalnız kalma gereksinimleri vardır. Sürekli dış görünümleri, bedenlerindeki değişimler ve yaşadıkları farklı düşünce ve duygularla meşguldürler. Bazen kendilerine güvensizlikten, bazen de bedenlerinin nasıl geliştiğini merak ettiklerinden bazı şeyleri kendi başlarına çözümlemek ve bir düzene koymak isterler. Kendilerini tanıma çabası içerisinde, yalnız olmadıklarını bilmek ve anlayışla yaklaşan, destek olan anne-babaya güvenmek ister.

ERGENLERİN  ANNE-BABADAN  BEKLENTİLERİ

  • Sevgi beklerler. Sevildiğini hissetmek isterler.
  • Kendilerini dinlemenizi,
  • Mahremiyet ve özel yaşamlarına saygı gösterilmesini,
  • Tartışılan konunun uzatılmamasını,
  • Anne-baba tarafında sürekli eleştirilmemek,
  • Dağınık olduğunun söylenmemesini,
  • Aşırı nasihat edilmemesini,
  • Üstlerine çok düşülmemesini,
  • Anne-babanın her şeyi öğrenmek için ısrar etmemelerini,
  • Ders başarısının sürekli eleştirilmesi yerine, belli aralıklarla okula gelip öğretmenlerle durumları hakkında görüşülmesini,
  • Başkalarıyla (kardeş, arkadaş, komşu çocuğu vb.) kıyaslanmamak,
  • Giyim kuşamlarına aşırı müdahalede bulunulmamasını,
  • Aileyi ilgilendiren bazı konularda onlarında fikirlerini alarak önem ve değer verildiğini hissetmek,
  • Ailelerin kendileri için yaptıkları fedakarlıkları ( maddi, manevi) başlarına kakmamalarını,
  • Arkadaşlarıyla olan ilişkilerine aşırı müdahale edilmemesini,
  • Kendi gelecekleriyle ilgili konularda onların istek ve fikirlerinin dikkate alınmasını,
  • Anne- babalarının arkadaş gibi olmalarını istemezler.

ANNE- BABANIN ERGENE YAKLAŞIMI

     Ergenlerin beklentileri olduğu gibi anne-babalar da en az onlar kadar beklenti içindedirler. Çatışma durumunda iki tarafında ihtiyaçları gözetilmeli, saygı duyulmalıdır, ortak bir çözüm bulunmalıdır. Duygular çok yoğunken ( çok üzgün, sinirli, kızgınken) çatışmaları çözmek mümkün olmaz. Sakinleşmeyi ve her iki tarafında uygun olduğu zamanı bekleyin. Konuşmak için yorgunluğun, uykusuzluğun, açlığın ve diğer ihtiyaçların giderildiği zamanlar seçilmelidir. Sizi dinlemeye hazır olduğu zaman, rahatsız olduğunuz konuyu açıkça paylaşın. Sözlerinize eleştirerek, küçümseyerek, suçlayarak başlamayın. Bunun yerine ( Beni çok üzüyorsun yerine- ben çok üzülüyorum) ben ile başlayan cümleler kurun. Sizi üzen olaya odaklanın, daha önce yaşadığınız benzer olaylardan bahsetmeyin. Geçmişi gündeme getirmenin faydadan çok zararı olur. Konuşma aralarında, çocuklarınızın olumlu özelliklerinden de bahsedin. Sürekli açık olun, gerçek duygu ve düşüncelerinizi yansıtın. Güvenin ve güven kazanın, karşı tarafın ihtiyaçlarına saygı gösterin. Sorunları açık bir şekilde tanımlayın. Çocuklarınız konuşurken başka işlerle meşgul olmayıp, onlarla göz teması kurarak ve içtenlikle dinleyin. Birlikte çözüm üretmeye çalışın. Önce onun önerilerini alın ve önerilerini küçümsemeyin, yargılamayın. İki taraf içinde uygun olmayan önerileri birlikte eleyin. Alınan kararın nasıl uygulanacağını ayrıntılı olarak konuşun. Herkesin üstlenmesi gereken sorumlulukları dile getirin. Çıkabilecek sorunları tartışın, önlemleri hakkında konuşun. İlişkilerinizde tutarlı, kararlı fakat esneklik payı bırakın. Çatışma durumunda ısrarlara karşı pes etmeyin kararlı olun.

       Ergenler hata yapabilir, önemli olan bu durumda bizlerin doğru davranabilmesidir. Asla tepkisel davranmayın. Sakin ve sabırlı olun. Çocuğunuz size öfkeyle bağırıyorsa ‘‘ bu davranışı kimden öğrendi’’ diye sormalısınız. Onu sakinleşince dinleyebileceğinizi söyleyin. Sakinleştikten sonra onu dinleyin, onu anladığınızı gösterdikten sonra kendi duygularınızı paylaşın.

      Bazı durumlarda ergen konuşmak istemez. Yapacağınız telkinler, öğütler onun için anlamsız ve boş gelecektir. ‘‘ Konuşmak istersen ben her zaman buradayım ve seni dinlemek isterim’’ demeniz yeterlidir.

      Çocuklar bütün beklentilerin üzerine yöneltildiği, aşırı korunan, her dediği yapılan, aşırı övgü kendilerini oldukları gibi görmelerini engeller. Anne-babanın iyi bir gözlemci olması çocuğunun ilgi ve yeteneklerini iyi gözlemlemesi gerek. Kendi güçlü ve güçsüz yanlarını, doğru ve yanlışlarını fark etmesi, kendini tanıyabilmesi hangi durumlarda ne yapıp, ne yapmayacağını bilmesi önemlidir.

      Anne-babaların ergenle doğru iletişim kurabilmesi çatışmaların olmayacağı anlamına gelmez. Doğru iletişim, ergenlik süreci içerisinde oluşabilecek olumsuzlukları en aza indirgemiş, önlemiş olur. Ergenlik süreci sonunda kendini tanıyan, öz güven sahibi, başarılı bir genç olarak hayata geçmesine destek ve yardımcı olur. Bazen anne-baba olarak ne kadar çabalansa da, ergenin olumsuz davranışlarının önüne geçilemez, bir türlü iletişim kurulamayabilir. Bu durumda yardım almaktan çekinilmemelidir.

HAYAT ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ

 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ÖĞRETMENİ

HAYRİYE TÜRKÜCÜ

       Çocukların her şeyi oyun olarak gördükleri bir dönemde onlara tuvalet alışkanlığı kazandırmaya çalışmak aileler için oldukça zordur.Bu nedenle hem çocuğun hem annenin hazır olduğu zaman eğitime başlamak önemlidir.Uzmanlar, tuvalet eğitimi için en uygun zamanın 24’ncü – 36’ncı aylar arası olduğunu söylüyor. Daha erken dönemde başlamak ve aşırı baskı kurarak bir an önce çocuğun tuvalet eğitimini kazanmasını sağlamaya çalışmak , hem fizyolojik olarak yapamayacağı bir şeyi yapmasını istemek hem de ileride gelişebilecek bazı ruhsal sorunların başlamasına neden olmak demektir. Benzer şekilde hiç eğitim vermemeye çalışmak ‘Zamanı gelince kendi söyler.’ diye bırakmak da hem çocuğun tuvalet  eğitiminin gecikmesine hem de ruhsal açıdan sorunlara neden olur.

       Tuvalet alışkanlığı kazanma konusunda çocuktan çocuğa farklılık görülür. Gün içinde tuvaletini kontrol edebilmek , gece kontrol edebilmekten daha önce gerçekleşir. Gece altını ıslatma durumu daha uzun sürebilir hatta 5 yaşına kadar devam edebilir. Tuvalet eğitimine başlandığı süreç içerisinde gündüz olduğu gibi gece de bez bağlanmamalıdır. Tuvalet eğitiminin tamamlanma süresi ise çocuktan çocuğa değişir. Çocuğun yapacağı işi başarmasını kolaylaştırmamız ve vereceğimiz destek çok önemlidir. Çünkü sık sık altına kaçıran çocuklarımız tuvalet eğitiminden vazgeçebilir. Çocuklarımızın başarı durumunda sevincimizi çok fazla abartmadan göstermeliyiz. Tuvalet alışkanlığı sürecinde bir yanlış yaptığında üzerinde durmayıp çocuğumuzu azarlamamak eğitim sürecinin püf noktasıdır. Tuvalet eğitimi sürecinde anne babaya büyük görevler düşer. Bu görevler çocuğun eğitim sürecindeki davranışlarına aşırı tepkiler vermemek, sabırlı olmak, çocuğa mümkün olduğunca destek olmak ve yüreklendirici davranmaktır. Eğer çocuk aşırı tepkiler veriyor ve tuvaletini yapmayı kesinlikle red ediyorsa eğitim sürecine çocuk hazır olana kadar ara vermek , aşırı ısrarcı olup bu süreci inatlaşma ile geçirmemek son derece önemlidir.

Tuvalet eğitimine başlarken uygulayabileceğimiz öneriler :

  • Tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğun tuvalete veya lazımlığına alışmış olması önemlidir.Çocuğunuzu iyi gözlemlemeniz ve çişini yaparken nasıl davrandığını farkında olmanız , onu uygun zamanlarda tuvalete yönlendirmeniz uygun olacaktır.Örneğin yüzünün şekli değişebilir yada yürürken bir anda durabilir.Bu durumlarda onu tuvalete veya lazımlığa yönlendirmek için iyi bir fırsattır.
  • Çocuklar tuvaletlerini birkaç dakikadan fazla tutamazlar , o nedenle tuvaletlerinin geldiğini söylediklerinde ya da siz fark ettikten sonra en hızlı şekilde tuvalete götürmek önemlidir.
  • Lazımlık çocuğun rahatlıkla ulaşabileceği yerde olmalıdır.Çocuğun daha rahat hareket edebilmesi ve lazımlığa oturabilmesini kolaylaştırmak için mümkün olduğunca kendisinin çıkarabileceği türden kıyafetleri giydirmeliyiz.
  • Çocuğa sık sık tuvaleti olup olmadığını sormak yerine belli arlıklarla tuvalete birlikte giderek kontrol etmek daha uygundur.
  • Çocuk lazımlığa yada tuvalete oturduğunda onun yanında kalıp oyalanması sağlanabilir.Onu tek başına bırakıp gitmek oturma süresini kısaltacağı için eğitimi güçleştirebilir.
  • Çocuğa aferin demek için tüm görevi yerine getirebilmesi beklenmemelidir.Örneğin tuvalete yetişememiş olsa bile tuvalete gitmiş ve pantalonunu çıkarmış olması da övülmelidir.

Tuvalet eğitimi gelişimin doğal bir sürecidir. Unutmamak gerekir ki bu doğal süreç her bir çocuğumuz için farklılıklar gösterebilir. Örneğin; bir çocuğun tuvalet eğitimini alma süresi kısa iken, diğer çocuğun daha uzun sürebilir. Tavsiyemiz kesinlikle kıyaslamaya gidilmemesidir. Aksi halde, çocuk kendini sorunlu hissedebilir ve özgüveni kaybolabilir. Yukarıda da belirtiiğimiz gibi, tuvalet eğitimi sabır ve davranışta kararlılık ister. Eğer ki bir şeyler yolunda gitmiyorsa, bir uzmana başvurmakta da fayda vardır.

Bursa Rehabilitasyon Merkezi        

Okul Öncesi Öğretmeni

Fatma ŞENSES

ÖZEL EĞİTİM NASIL UYGULANMALIDIR ?

Yaşamımız boyunca muhakkak ki mahallemizde, okulumuzda veya diğer sosyal çevremizde yürüyemeyen, tekerlekli sandalye kullanan, gözleri görmeyen, işitemeyen, konuşamayan, vücut şekilleri farklı olan, bazı dersleri anlamakta güçlük çeken ya da 3 yaşında kendi kendine okuma yazma öğrenen çocuklarla karşılaşmışızdır. Kimine üzülüp acık belki, kimine ise özendik. Bu çocukları bizlerden ayıran; FARKLI ve ÖZEL oluşlarıydı şüphesiz.

Bizlerden farklı olan bu çocuklara şüphesiz ki herkese uygulanan standart bir eğitim uygulanmamalıdır. Bu çocuklarımıza özel eğitim uygulanması gerekir. Özel eğitim; çoğunluktan farklı ve özel gereksinimli çocuklara sunulan, üstün özellikleri olanları yetenekleri doğrultusunda kapasitelerinin en üst düzeye çıkmasını sağlayan, yetersizliği engele dönüştürmeyi önleyen, engelli bireyi kendine yeterli hale getirerek topluma kaynaşmasını ve bağımsız, üretici bireyler olmasını destekleyecek becerilerle donatan eğitimdir.

Özel eğitim, üniversiteler tarafından bu alanlarda özel olarak yetiştirilen uzmanlar tarafından yapılır. Bu uzmanlar kazandıkları bilgi ve becerileri uygun ortamlarda bireylere en faydalı olabilecek şekilde kullanmaya çalışır. Tabii bu eğitimi verirken de bireyin ilgileri yetenekleri ve kapasitesi göz önüne alınıp bu doğrultuda eğitim verilmeye çalışılır. Bu eğitim verilirken de bireylerin ilgileri yetenekleri kapasiteleri farklılık gösterdiğinden birine uygulanan eğitim yöntemi bir diğerine aynen uygulanamaz. Özel eğitimde her bireyin özel olduğuna inanıldığı için verilen eğitimin de bireye özel olması gerekmektedir.

Özel eğitim uygulanırken erken müdahalenin önemi çok büyüktür. Eğitime küçük yaşlarda başlamak oldukça başarılı sonuçları beraberinde getirir. Çocuklarımızın özelliklerine göre ( hafif düzeyde zihinsel engelli, down sendromlu, otizmli…) hepsine ayrı yöntem, teknikle ve materyalle eğitim uygulanmalıdır. Daha sonra çocuğun yetenekleri ve kapasitesi doğrultusunda onu eğitmek daha nitelikli ve bağımsız hale getirerek toplumla uyumlu bir birey haline gelmesi amacı doğrultusunda eğitime devam edilmelidir. Bursa`da çocuk gelişiminde uzman kadromuz ile gelişmiş olan en son özel eğitim metodlarını kurumumuzda uygulamaya devam ediyoruz.

Tüm bunları yaparken eğitim ortamının çocuğa göre ayarlanması, öğretilecek kazanımların basitten karmaşığa doğru verilmesi, uygun materyalin seçilmesi, eğitimcinin ses tonu, jest ve mimiklerin doğru kullanılması vb. unsurlar önem arz etmektedir. Uygulanan eğitimin amaca ulaştırmadığı durumlarda eğitimci duruma göre materyali, eğitim ortamını veya yöntemini değiştirmesi gerekir.

Şüphesiz ki özel eğitimde ailenin rolü çok çok önemlidir. Çocuklarımız en çok zamanı ailesiyle birlikte geçirir. Aileler ilk başta çocuklarının bu farklı durumunu kabullenmekte güçlük yaşarlar. Ancak yapılması gereken erkenden tanının konulması ve eğitime başlanmasıdır. Aileler uzmanlarla işbirliği içinde hareket etmeli ve eğitime evde de devam etmelidirler. Tüm sorumluluğu uzmanlara yıkıp mucizeler beklemek yanlıştır. Aile ve uzman işbirliği içerisinde eğitim alan çocuklarımız, büyük gelişmeler göstermektedir.

Bursa Özel Hayat Eğitim ve Özel Rehabilitasyon Merkezi

Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmeni

Güler ÖZTÜRK  

Her insanın doğuştan getirdiği doğal hakları vardır. Bu haklar yasalarla güvence altına alınmıştır. Bu haklar tüm insanları kapsarken, çeşitli engelleri olan bireylere de ayrıca sosyal haklar tanınmıştır. Böylece sosyal hayatta daha rahat, özgürce yaşayabilmektedirler. Bu hakların neler olduğuna şöyle bir bakalım :

Kaynak, Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı.

Devamı İçin Tıklayınız

Bursa Özel Hayat Egitim ve  Rehabilitasyon Merkezi

Okul Öncesi Öğretmeni

Nevriye KESKİN

Cerebral Palsy ve Rehabilitasyonu

CELEBRAL PALSY VE REHABİLİTASYONU

  • CP: Dogum öncesi, dogum sırası veya dogum sonrası, beyindeki bir lezyon sonucu ortaya çıkan nöromüsküler bozukluktur.
  • GÖRÜLEN BAŞLICA MOTOR BOZUKLUKLAR:
  • -Spastiste • – kuvvetsizlik
  • – inkoordinasyon
  • -tremor
  • – rijidite
  • Cp’nin esas özelligi olan baş, gövde, kol ve bacaklardaki hareket yeteneksizliklerinin yanı sıra; Epilepsi, Görme, İşitme, Konuşma, Algılama, Davranış Bozuklukları ve Zeka problemleri görülebilir. CP PROGRESİF BİR HASTALIK DEĞİLDİR. Ancak çocuk MSS bir lezyon ile gelişmek zorunda olduğu için belirtiler yaşantısıyla birlikte değişiklik gösterir. Bu nedenle erken tanı, deformiteler oluşmadan tedaviye başlanması açısından büyük önem taşır.

CP NİN NEDENLERİ • PRENATAL NEDENLER

  • -Anne – baba arasındaki akrabalık
  • – Kan uyuşmazlığı • -İlaç kullanımı
  • -Travma
  • – Kanamalar
  • -Annenin hamileliği sırasında (ilk 3ay) geçireceği enfeksiyöz • hastalıklar (kızamık) • – Plesental yetmezlik • – Radyasyon
  • NATAL NEDENLER
  • – Prematüre doğum • -Zor doğum • – Düşük doğum ağırlığı
  • -Anoksi
  • -Asfiksi
  • -Anneye verilen uyuşturucu maddeler • – Hatalı forceps kullanımı
  • -Sezeryan • -Çoğul gebelik
  • POSTNATAL NEDENLER
  • – Neonatal hiperbilüribinemi • – Neonatal enfeksiyonlar • – Konvülsiyonlar • – MSS enfeksiyonları
  • -Zehirlenmeler
  • – Kafa travması ve diğer travmalar
  • -Tümörler
  • ANATOMİK SINIFLAMA: • Cortexdeki lezyonlarda SPASTİSTE
  • Bazal ganglion lezyonlarında ATETOZ /DİSTON
  • Cerebellum lezyonlarında ATAKSİ/HİPOTONİ

KLİNİK  SINIFLAMA

  • SPASTİK TİP : Baş, gövde ve bacak kaslarında görülen, aşırı ve istek dışı kasılmaların mevcudiyetidir. Tonus artışı ve ek olarak diğer üst motor nöron sendromu bulguları: Hiperflexi, klonus, extansör plantar yanıt ve ilkel reflexler gözlenir.
  • Tutulum Tipleri : •
  • Spastik Quadripleji: 4 extremite ve gövde tutulumu olan çocuklardır. MR, strabismus, epilepsi, salya akıtma, dizatri ve disfaji görülür. Alt extremitede: adduksiyon ve internal rotasyon, Üst extremitede : omuz abd ve flexda, dirsek ve  el bileği flexiyonda, ön kol pronasyondadır.    • Spastik   Dipleji : Üst extremitede hafif, alt extremitede belirgin tutulumu olan çocuklardır. MR ve strabismus görülebilir. Nöbet daha nadirdir.
  • Spastik Hemipleji : Gövdenin bir yarısının tutulduğu çocuklardır. En dirençli nöbetlerin görüldüğü cp tipidir. Etkilenen extremitede büyüme geriliği,  asterognozi, eklem pozisyon hissi kaybı gibi duyu bozuklukları  gözlenir.                                           •
  1. DİSKİNETİK TİP :

Genelde hipotoni ile başlar. Daha sonra tonus değişkenlik gösterirken karateristik istemsiz hareketler belirir. Bu hareketler çocuk heyecanlandığında yada korktuğunda artar. Dizatri, disfaji, salya akıtma görülür. Mental durum genellikle normaldir. Ancak iletişim bozukluğu vardır. Bazal ganglion hasarına bağlı olarak ortaya çıkar.

  • Atetoz : İstemdışı, yavaş, solucanvari kıvrılma hareketleridir. Hem agonist hemde antagonaist kaslar eş zamanlı kasılır. Extremite distalinde daha belirgindir. Atetoid çocuklar çabuk yorulurlar ve belirli bir duruş şeklini uzun süre koruyamazlar. Baş kontrolü yoktur. • Distoni : Kas tonusu çok artmıştır. İstemli hareketle artan, yavaş torsiyonel kasılmalar ve anormal postür gözlenir. Gövde ve extremite proksimalinde daha belirgindir. • Kore : Küçük, istemsiz kas hareketleridir. •
  • 3- ATAKTİK TİP : Özellikle yürürken belirginleşen koordinasyon bozukluğudur. Cerebellum lezyonlarında görülür. Başlangıçta çocuk çoğu kez hipotoniktir. 2- 3 yaşından itibaren tonus düzelirken ataksi belirginleşir. Geniş tabanlı ataksik yürüyüş gözlenir. El becerileri ve ince motor becerileri zayıftır.

CP’DE   TEDAVİ cerebnal_palsy_2

  • BOBATH KONSEPTİ
  • Bir gelişim konseptidir. Bu konseptte kullanılan teknikler:

-fasilitasyon -stimülasyon – iletişim

  • Fasilitasyon: – hareketi düzenlemek için kullanılır

-vücudun tek bir şekilde organize olmasını sağlar

-çocuğun vücudunun pozisyonunu fark etmesini sağlar

-terapistle çocuk arasındaki iletişimi geliştirir

  • Stimülasyon: – hareketi açığa çıkartmak

-tonusu düzenlemek

-stabilizasyon sağlamak için yapılır

-dokunma, vibrasyon, proprioseptif uyarı ve sesle sağlanır • İletişim: Tedavide oldukça önemlidir. Çocukla mutlaka göz teması kurulmalıdır. Ayrıca oyuncak seçimi de dikkat edilmesi gereken diğer bir husustur. Çocuğun durumuna göre oyuncak seçilmelidir. Örneğin atetoid bir çocuk için hareket eden ve kaçan bir top tercih edilmemelidir.

Bobath konseptinde kullanılan anahtar noktalar vardır. Zorlayıcı hareketlerle anormal postürü düzeltmek yerine, normal hareket paternleri aktivite içinde anahtar noktalar kullanılarak fasilite edilir.

*Terapi esnasında; • – hedefler kesin ve net olarak belirlenmeli ( yakın ve uzak hedefler ) • -çocuk terapide bağımsız bırakılmalı • – klasik egzersizler yerine çocuğun yaşına ve o andaki durumuna uygun aktiviteler oyun tarzında çalıştırılmalı • – herhangi bir yardımcı alete ihtiyacı olup olmadığı belirlenmeli

*Tedaviye başlamadan önce çocuk mutlaka değerlendirilmelidir: • – postür değ. • -denge • -yürüme analizi • – üst ekstremite ve el fonksiyonlarının değ. • – kullandığı ortezler, mobilizasyon araçları

*Ayrıca çocuk emosyonel durumu, bağımsızlık derecesi, ailesiyle ilişkisi, çevresiyle iletişimi, dikkati açısından gözlenmelidir. *Aynı şekilde ailenin de çocuğu nasıl taşıdığı, nasıl giydirip soyduğu, nasıl beslediği, sosyo- kültürel ve ekonomik durumu, hastalık hakkındaki bilgisi açısından gözlenmelidir. *Aile mutlaka çocuğun beslenmesi, giyinmesi, tuvalet ve banyo aktiviteleri, oturma, uyuma ve taşıma pozisyonları hakkında bilgilendirilmelidir

CP’Lİ ÇOCUĞU TUTMADA DOĞRU YOLLAR

  • Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta: çocuğun simetrik duruşa sahip olmasıdır. Özellikle baş orta pozisyonda taşınmalıdır. • Vücuda yayılan anormal kas cevapları, baş- boyun veya columna vertebralisin pozisyonuna bağlı olarak meydana geldiği için, bu anormal cevapların yine aynı noktalardan kontrol edileceği yargısına varılmış ve bu noktalara “anahtar noktalar” denmiştir.
  • Çocuk şekilde gösterilen tarzda tutulduğunda, başının fleksiyonu, kolların fleksiyonuna, kalça ve dizlerinin ekstansiyonuna sebep olur. Bu cevap çocuk otururken de gözlenebilir.
  • Oldukça iyi baş kontrolü ve orta derecede spastistesi olan çocuk, otururken başını öne doğru uzatır ve kalçaları ile dizlerinin yeterli fleksiyon yapamamasından doğan oturma güçlüğünü yenmeye çalışır
  • Bazı cp’li çocuklar, başlarını ekstansiyona iterken omuzlarını da protraksiyona getirmeye çalışırlar. Başın bu pozisyonunu düzeltmek için asla başın arkasından uyarı verilmemelidir. Bu çocuğun kendini daha fazla arkaya doğru itmesine sebep olur.
  • Bu pozisyona engel olmak için fzt. ellerini çocuğun başının her iki tarafına yerleştirir ve yukarı doğru (çocuğun boynunu uzatırmış gibi) iter. Aynı zamanda önkolları ile çocuğun omuzlarını  retraksiyona  doğru iter
  • Eğer çocuk kucağa alındığında baş, omuzlar ve kollarını arkaya doğru fırlatıyorsa, şekilde görüldüğü gibi öne itilmeye çalışılmamalıdır. Bu pozisyonu engellemek için fzt önkolunu çocuğun arkasından omuzlarına koyar. Eli ile de omuzları kontrol edilir.
  • Özellikle hipotonik çocuklar başlarını orta hatta tutamazlar. Böyle bir çocukta fzt çocuğun omuzlarından baş parmakları ile sıkıca tutar ve omuzlarını öne doğru çekerek bir miktar sabitlik sağlar. Bu hareket çocuğun başını orta hatta tutmasına yardımcı olur.
  • Aşağıdaki şekillerde hipertonik bir çocuğun kol pozisyonları ve bu pozisyonların nasıl düzeltilebileceği gösterilmiştir: • Bu çocuklarda omuzlar internal rotasyon, dirsek, el bileği ve parmaklar fleksiyondadır. Çocuğun bu pozisyonunu düzeltmek için: fzt çocuğun dirsekleri üzerinden kavrar ve tek bir hareketle çocuğun kollarını kaldırıp, eksternal rotasyona getirirken, çocuğu da öne doğru çeker. Böylece başını kaldırması, c. Vertabralisini düzeltmesine yardımcı olur
  • Atetoid çocukta, omuzlar eksternal rotasyonda, kolların her ikisi ya fleksiyonda ya ekstansiyonda yada biri fleksiyonda diğeri ekstansiyonda olabilir Kalçalar fleksiyondadır. Fzt çocuğun dirseklerinin dış yüzünden tutar ve kollarını öne çekerek düzeltirken omuzlarını da internal rotasyona getirir.
  • Aşağıdaki şekilde hipertonik bir çocuğun kolunu göstermektedir. Başta bu tarafa doğru eğilir. Dirsek, bilek ve parmaklar fleksiyonda, baş parmak avuç içindedir. Kolun abdüksiyon, eksternal rotasyon ve dirseğin ekstansiyonu ile el bileğinde ekstansiyon parmaklarla baş parmakta açılma sağlar.
  • Çocuğun fleksiyonda duran dirseğini, hiçbir zaman için eklemin altından ve üstünden gererek düzeltmeye çalışmayın. Dirseklerin ekstansiyona getirilmesi şekilde görüldüğü gibi eklem üzerinden kavramak suretiyle ve tek bir hareketle yapılır.
  • Aşağıdaki şekillerde hipertonik bir çocuğun tipik duruş örnekleri gösterilmektedir. Bu pozisyondayken çocuğun dorsi fleksiyon yapması imkansızdır.
  • Kalçalarının fleksiyon ve bacaklarının eksternal rotasyonda olduğu pozisyon ayağın dorsi fleksiyonunu kolaylaştırır.
  • Eğer çocuğun bacakları aşağıda gösterilen şekilde ise ayak bileklerinden kavrayarak bacakları açmaya çalışmak hatalıdır, spastisiteyi artırır.
  • Bacakları dizler üzerinden kavrayarak birbirinden ayırıp eksternal rotasyona getirmek daha uygundur.
  • Çocuğun ayağı şekilde gösterilen pozisyonda duruyorsa sadece parmakları düzeltmeye çalışmak hatalı olacaktır
  • Doğru olan önce bacağın eksternal rotasyonda olduğundan emin olmak, daha sonra ayağı dorsi fleksiyona getirip en son parmakları düzeltmektir.
  • Aşağıdaki şekilde hipertonik çocuğun tipik el duruşu gösterilmiştir. El bileği ve parmaklar fleksiyonda baş parmak avuç içine yerleşmiş pozisyondadır.
  • Şekildeki gibi parmağı ucundan çekerek düzeltmeye çalışmak hatalıdır, spastisiteyi artırır.
  • Dirsek üzerinden tutarak kolu ekstansiyona getirip baş parmağı avuç içerisinden çıkartarak bütün parmakları birden açmalıdır.
  • Spastisitenin şiddetli olduğu vakalarda çocuk şekilde görüldüğü gibi yüz üstü pozisyonda yatar. Bu durum da yapılmaması gereken şeyler :
  • Çocuğu sadece başından tutarak kaldırmak, omuzlarının protraksiyonuna, kol ve kalçaların fleksiyonuna neden olur.
  • Çocuğu kalçalarından iterek bacaklarını düzeltmeye çalışmayın. Bu tüm vücudun fleksiyonuna sebep olacaktır.
  • Bir taraftan çocuğun başını kontrol ederken, diğer taraftan kollarını göğsünün altından çıkarmaya çalışın.
  • Hipotonik çocuk otururken gövdesini ve başını dik tutamaz
  • Böyle bir çocukta fzt ellerini alt sırt bölgesine yerleştirip, aşağı doğru bir itme yaparak baş ve sırtın dikleşmesine yardımcı olur. • Aynı hareket çocuk kucakta otururken de yapılabilir.
  • Atetoid çocuk tipik olarak kalçaları fleksiyonda, omuz ve baş arkaya fırlatılmış olarak oturur. Bu pozisyonda kollarını kendisini desteklemek için yada oyun oynamak için kullanamaz.
  • Çocuk bacakları bitişik olarak otururken omuzlarından kavranır ve öne içe doğru kesiksiz basınç verilir. Bu hareket çocuğun kollarını yanda desteklemesine yardımcı olur.
  • Çocuğu şekildeki gibi oturma pozisyonuna getirirken fzt önce kendine doğru çeker, böylece gövdenin önde tutulması kalça ve dizin fleksiyonunu kolaylaştırır. Hiçbir zaman önce yere oturtup, sonra kalçalarını fleksiyona getirmeye çalışılmamalıdır.
  • Çocuk kendi başına oturmayı öğrenince sadece bacakların düzeltilmesine yardımcı olmak yeterlidir.
  • Hipertonik çocuğun ayakta duruş şekli aşağıda gösterilmiştir. Bacaklardaki makaslama destek yüzeyini azaltmaktadır.
  • Bu çocuğa yürümede yardımcı olmak için: • – kollarını düzeltip eksternal rotasyona almak
  • – el ile dirsekten destekleyerek omuzları yuları öne itmek gerekir. Bu hareket, bacakların bir miktar düzelmesine ve açılmasına, baş, columna vertebralis ve kalçaların düzleşmesine yardımcı olacaktır.

CP’Lİ ÇOCUĞUN TAŞINMASIimages (1)

  • Cp’li çocuğun taşınmasında uyulması gereken ilk kural; çocuğu kaldırmadan önce simetrik olarak oturtmaktır. Gerekli yerlerden destek verilmeli, ancak aşırı yardım ederek çocuğun olaydan tamamen uzak kalmasına da yol açılmamalıdır.
  • Birçok hipertonik çocuğun, yatarken kalçaları gergin bir pozisyondadır. Bu durumda kalçaları zorla fleksiyona getirmeye çalışmaktan ziyade, önce baş ve omuzlar öne getirilmelidir. Eller koltuk altlarından tutulup, dirsekler çocuğun dizleri arasına geçirilerek bacaklarını ayrılması kolaylaştırılabilir.
  • Atetoid çocuklar sırtüstü yatarken; kalça ve dizleri fleksiyonda olabilir. Fakat baş ve omuzları geriye doğru itilmiştir. Bu durumda fzt. çocuğun baş ucuna geçip, kollarını kollarının altına geçirir, elleriyle karnı üzerinden baskı yaparken, ön kolları ile çocuğu öne doğru iterek oturma pozisyonuna getirir.
  • Fzt. çocuğu bu şekilde kaldırılıp bacaklarını abdüksiyona getirerek beline dayar. Bu şekil bir taşıma çocuğun dengesinin gelişmesini sağlar.

Hipertonik bir çocuğun evde basit bir şekilde taşınmasını gösterir:

Atetoid yada hipertonik bir çocuğun aşağıda gösterilen pozisyonda taşınması uygundur.

BANYO YAPILMASI

  • Cp’li çocuğun banyosu birçok nedenden dolayı güçtür. Çocuk küçükken ortaya çıkan bazı problemler yaşı ilerledikçe daha da belirlenecektir. Bu problemlerin en önemlileri: oturma güçlüğü ve denge kaybıdır. Buna ek olarak
  • Kol ve ellerin kullanılmasındaki güçlük bu aktiviteyi daha da zorlaştırmaktadır. İlk eğitim için, önce banyo dışında bir taburede otururken, örneğin bir el feneri çocuğun vücudunun çeşitli yerlerine tutulur ve ışıklı yere dokunması istenir. Daha sonra bu kısımlara eliyle ovma yada silme hareketleri yaptırılır.Amaç çocuğun aynı işlemleri banyoda tekrarlayabilecek hale gelebilmesidir.
  • Bazı çocuklarda “şaşırma reaksiyonu” denen bir cevapla karşılaşılabilir. Bu cevapta, herhangi bir uyarı yada hareket ettirmeye karşılık, çocuğun normalde fleksiyonda olan kolları yanlara doğru itilerek, parmakları ve başı ekstansiyona gider. Bu cevap açığa çıktığında çocuğun kendisini desteklemesi yada dengesini koruması imkansızdır. Bu cevabı olan çocukların banyoya konarken uygun tutuş şekilleri aşağıda gösterilmiştir.

Çok küçük çocuklar bu şekilde tutulabilir

  • Çocuğu uygun tarzda tutarak dik olarak suya sokmak, yarı yatar pozisyondan daha çok tercih edilir. Banyoya konan çeşitli ilaveler üzerine çocuk simetrik olarak oturtulmalıdır. Başı orta pozisyonda, kollarının ikisi de önde ağırlığı her iki kalçaya eşit olarak dağıtılmış olmalıdır. Genellikle hipotonik çocukların oturma güçlüğü hipertonik çocuklara oranla daha azdır.
  • Banyo sırasında oyun oynamak, çocuğun olaydan daha fazla haz almasını sağlar. Böylece hem güveni artar hem de denge kurması kolaylaşır. Eğer yaşı çok küçük olduğu için kendi kendini yıkayamıyorsa, anne yumuşak bir süngerle, fazla uyarmadan , çocuğu yıkar. Daha büyük yaştaki çocuklara ise ne yapacağı anlatılır. Sıcak – soğuk, ıslak- kuru kavramları çocuğa öğretilir. • Çok şiddetli cp olgularında , çocuk sırtüstü, banyo içine yatırılarak yıkanır. Baş yastıklarla desteklenmelidir. Bir diğer yolda süngerle silmedir. Çocuk sert bir zemin üzerine yatırılır. Altına su geçirmez bir örtü serilir. Üzeri pamuklu bir örtü ile örtülür. Önce yüzü silinir, kurulanır. Sonra tüm vücut kısımları bu şekilde temizlenir.

TUVALET EĞİTİMİ

  • CP’li çocuklarda tuvalet eğitimine geçişin geç başlaması normaldir. Bu eğitimde çocuğa neyin nasıl yapılacağı iyi anlatılmalıdır. Dereceli bir eğitim sistemi takip edilmeli, çocuk saatte bir oturağa oturtulmalıdır. Arada kaçırmalar olsa dahi, sistemli olarak tekrara devam edilmelidir. Normal çocuk oturağa oturtulduğunda bazen eline oyuncak verilebilir. Ancak cp’li çocukta bundan kesinlikle kaçınmak gerekir. Bu tip aktiviteler çocuğun dikkatini dağıtır. Bir diğer güçlükle de, oturamayan ve gevşeyemeyen çocuklarda karşılaşılır. Oturduğunda kendisini emin ve dengeli hissetmediği zaman, dikkatini boşaltım işlemine vermemesi normaldir. Bu çocukların oturma problemini çözmek için; oturağın şekli değiştirilebilir yada bazı ilaveler yapılabilir.
  • Bazı çocuklarda barsaklarını boşaltmak için aşağı doğru basınç yapmayı bilmezler. Bu durumda dıştan, bağırsaklar üzerinden elle baskı yapılabilir.

UYUMA

  • Cp’li çocuğun yatağının pozisyonu ve yatış şekli çok önemlidir. Bu çocuklar sırtüstü yatarken başlarını orta pozisyonda tutmakta güçlük çekerler ve başlarını hep bir tarafta tutma eğilimi gösterirler. Bu durum çocuğun kalça ve gövdesinde kalıcı deformitelerin oluşmasına neden olur.
  • Çoğu cp’li çocukta başın sağa doğru dönmesi ile karşılaşılır. Bu pozisyonda sol kalça ve bacak genellikle internal rotasyondadır. Böyle bir çocuk, sol tarafı duvara gelecek şekilde yatırılırsa tüm uyarılar sağdan gelecek ve çocuktaki hakim bozukluk büsbütün şiddetlenecektir.
  • Halbuki bu çocuk, sağ tarafı duvara gelecek şekilde yatırılırsa (bu duvar da resim, süs eşyası olmamalıdır) uyarılara cevap vermek için başını aksi tarafa çevirmek zorunda kalacak, böylece yapamadığı bir hareketi geliştirme imkanı bulacaktır.
  • Sırtüstü yatarak uyuyan çocuklarda, baş yastığa doğru basınç yaparak, omuz ve kolların arkaya çekilmesine sebep olur. Bu şekilde yatmayı alışkanlık haline getiren çocukta, vücudun arka yüzeyindeki kasların spastistesi artış gösterir. Böyle çocukların omuz ve kolları, bir örtü ile, aşağıda görüldüğü gibi öne ve içe doğru, önkolları serbest olacak şekilde sarılmalıdır. Ancak bu gibi dış yardımları devamlı kullanmaktan kaçınmalı, çocuk kendi kendini kontrol edebilme yeteneğini gösterdiği anda örtü çıkartılmalıdır.
  • Hipertonik çocukların spastistesi fazla olup, az hareket ettiklerinden, az enerji harcarlar ve gece uykuları rahat değildir. Uyku sırasında sık sık döner ve hareket etmek isterler. Bu nedenle yatakları çok yumuşak olursa dönme ve hareket etmeleri güçleşir. Yataklarının altına bir tahta koyarak bu soru çözülebilir. • Yatarken hareket etmekten korkmamaları için çocukların yatakları alçak olmalıdır.

GİYİNME

  • Cp’li çocuk giyinme işlemi sırasında hipertonikse spastiste, atetoidse istemsiz hareketler nedeniyle çeşitli zorluklarla karşılaşırlar. • Kendi kendine giyinip soyunabilmek için, çocuğun başarabilmesi gereken 2 önemli hareket vardır: • kollarını avuçları yüzüne bakacak şekilde gövdesinin önüne doğru getirebilmek • bir elle kavrayıp itme, kavrayıp çekme hareketlerini yapabilmek • Bu hareketlerin eğitimi, küçük şişirilmiş simitler kullanılarak yapılabilir:
  • çocuk, sırtüstü yatırılıp ta tamamen pasif bırakılarak giydirilmemelidir. genellikle sırtüstü yatış pozisyonu cp’li çocukların giyinme ve soyunmaları için sakıncalıdır. Yan yatma ve oturma pozisyonları tercih edilmelidir. Çünkü çocuk bu pozisyonda ne yapıldığını ve kendi kendisini kolaylıkla görebilir. Yan yatma pozisyonunun faydaları şu şekilde sıralanabilir:
  • a)Yan yatarken kalça ve dizlerin fleksiyonu kolaylaşır. Böylece çorap, pantolon giymesi rahat olur.
  • b)Baş ve omuzlar kolayca öne getirilebilir; çocuğun arkasında durulursa, gövdesini şiddetle geriye itmesine de engel olunur.
  • c)Omuzlar öne getirildiği için, kolunda öne gelmesi ve dirseğin ekstansiyonu, böylelikle ceket vs. nin kolunun giydirilmesi kolaylaştırılır.
  • d)Baş ve göz kontrolü gelişir. Görme ve takip etme olasılığı daha fazladır.
  • Çocuğun durumu çok şiddetli ve sırtüstü giydirip, soymak kaçınılmaz ise, başının altına bir yastık konmalıdır. Başın yükseltilmesi kolun, kalça ve bacağın fleksiyonunu kolaylaştırır.
  • Giyinmeye aktif katılma yeteneği olan çocuk, eğer henüz oturma dengesi tam değilse, aşağıda gösterilen pozisyonda giydirilebilir. Bu pozisyonda bacakların abduksiyonu ve fleksiyonu daha kolaydır. Ayrıca bu pozisyonda çocuk rahatça desteklenebilir. Yapacağı hareketler ve dengesini geliştirmesine fırsat verilmiş olur. Şiddetli vakalarda giyinme- soyunma işleminin ayna karşısında yapılması yararlıdır.
  • a) Atetoid çocuk, herhangi bir çaba sarfettiği zaman ayakları yerden kalkabilir. Bacakları tespit etmek için dizler üzerinden basınç verilebilir.
  • b) Hipertonik çocuk kolunu kolunu kaldırdığında kalçası ve dizi ekstansiyona gelir ve arkaya düşebilir. Şekilde görüldüğü gibi anne , ellerini çocuğun beline koyup, öne doğru basınç verirse bunu önleyebilir
  • c) Hipertonik çocuk bir elini kullandığı yada giysisini bir tarafa doğru çektiğinde, bir bacağı yana doğru açılarak dengesi bozulabilir. Bunu önlemek için, açılan dizin dış-yan tarafına, anne sıkıca eline dayamalıdır. •
  • d) Çorap giyme sırasında, bacağını ekstansiyona getirilirken gövde arkaya doğru itiliyorsa, şekildeki gibi beli hizasından tespit ederek, yada ayağını kavramada güçlük çekiyorsa, bacağını kontrol ederek yardımcı olunabilir.
  • e) Hemiplejik çocukların, sağlam elle çorap, ayakkabı giyerken, hasta taraf kol ve başında meydana gelebilecek otomatik hareketler nedeniyle dengelerini kaybetmemelerine dikkat edilmelidir.
  • GİYİNMEDE GENEL TAVSİYELER 1. Önce hasta taraf kol ve bacağın giydirilmesi tavsiye edilir.
  1. Eğer çocuk başını bir tarafa doğru çevrilmiş olarak tutuyorsa, aynı taraftaki kol ve bacağın fleksiyonu, aksi taraftaki kol ve bacağın ise ekstansiyonu zordur. Bu durumda her şeyden önce çocuk simetrik olarak oturtulmalıdır.
  2. Eğer çocuk otururken öne doğru eğiliyor ve başını kaldıramıyorsa, anne ellerini çocuğun belinin alt kısmı hizasından, başparmakları sacroiliac eklem üzerine gelecek şekilde yerleştirerek aşağı doğru basınç uygular. Bu çocuğa destek noktası sağlar ve başıyla sırtını ekstansiyona getirmesi kolaylaşır.

4-)Eğer çocuğun oturma dengesi az ise ve her iki elini kullanmak istediğinde arkaya doğru düşüyorsa, aşağıda görüldüğü gibi oda köşesine yerleştirilebilir, yanına destek için bir tabure konabilir.

5 – ) Aşağıdaki şekillerde çocuğun kendisini destekleyeceği yollar gösterilmiştir:

6 – ) Baş kontrolü, kolları ve elleri iyi, ancak oturma dengesi az olan çocuk, yan yatma pozisyonunda, şekildeki gibi giyinebilir:

BESLENME

  • Cp’li çocuğun diğer problemlerinin yanı sıra yemek yeme alışkanlıklarının da düzeltilmesi gerekir. Bu, çok uzun zaman alıcı bir işlemdir, adım adım ilerlenmeli ve anne- baba büyük bir sabır göstermelidir. Uygulanacak eğitim, esas yemek saatleri dışında yapılmalı ve yetenekler geliştikçe uygulamaya geçilmelidir.
  • Çocuğun kendi başına yemek yiyebilmesi için, çatalı kaşığı ağzına götürebilmesi dışında, baş ve gövde kontrolü, oturma dengesi ve el hareketlerinin düzgünlüğü yeteneklerini kazanması şarttır. Ayrıca vücut kısımları hakkında da bilgi sahibi olmalıdır.
  • Çocuk ilk defa kendi kendine yemek yemeye başladığında, bir de dengesini koruma problemi ile karşılaşmamalı, kendisi için en güvenli ve rahat bir pozisyonda yerleştirilmelidir. Yanlış verilen pozisyonlar hipertonik çocuğun spastisitesini, atetoid çocuğun istemsiz hareketlerini artırır. Bu çocuğun emmesini ve dudaklarını kullanmasını güçleştirir. Örneğin çocuğun başını desteklemek için anne elini çocuğun başının arkasına yerleştirirse başın daha fazla geriye itilmesine sebep olur. Böyle bir çocuğu tutmanın doğru yolu şekilde gösterilmiştir:
  • Baş kontrolü ve dengesi az olan küçük bir çocuk, yan yada ata biner tarzda annesinin kucağına oturabilir. Ne şekilde oturursa otursun, kalçaların tam fleksiyonda ve omuzların simetrik bir şekilde öne getirilmiş olmasına dikkat edilmelidir. Böylece vücudun şiddetle geri itilmesine yardımcı olunabilir. Kucakta beslenen çocuğun gövde ve baş kontrolü gelişir gelişmez, beslenme sandalyesine oturtulmalıdır. Anne, çocukla aynı seviyede yada çok az üstünde oturmalıdır, çünkü fazla yüksekte olursa, çocuk anneye bakmak için başını yukarı kaldıracak, bu da gövdenin geri itilmesine yol açacaktır.
  • Gerekirse çocuk sandalyeye bağlanabilir, yukarıdan uzatılan kuşaklarla gövde desteklenebilir. Bunlar göğsü arkadan bağlayan kayışlardan daha iyidir, zira gövdeyi tamamen sabit tutmaz. Oturduğu yere bağlanan çocuğun ellerinin serbest bırakılmasına dikkat edilmelidir.
  • Anne, yemesine yardım etmek gayesiyle çocuğun yanına oturacağı zaman, çocuğun devamlı olarak başını döndürdüğü yönün aksi tarafına oturmayı tercih etmelidir. Kolunu, destek vermek için çocuğun boynunun arkasından geçirmeli, fakat başın arkasına fazla basınç vermemeye dikkat etmelidir. Bu kolun parmakları ile çocuğun çenesini alttan destekleyebilir, böylece baş öne düşmez. Eğer çocuk başını hep aynı tarafa çeviriyorsa, bu elin beş parmağı ile de yanağından basınç uygulayarak başın dönmesini önlenebilir. Gerektiğinde diğer parmaklarını çocuğun ağzını kapatmak için kullanabilir.
  • Sol elle yiyen bir çocuğa yardım ediliyorsa, sağ arka tarafında durup çocuğun bükülen sol dirseği sağ elle desteklenir; sol elle de çocuğun bileği kontrol edilebilir. Böylece örneğin kaşığı tutarken el bileğinin kalkması,bırakılırken de inmesi sağlanabilir.
  • Eğer kaşıkla, yardımla bile yiyebilecek kadar yeteneği yoksa, neyi nasıl yediğini hissetmesini ve görmesine fırsat verilmelidir. Bazı çocuklar, ağızlarına mutlaka bir besin konacağından emin oldukları için ağızlarını açık tutar ve kendileri hiçbir çaba sarf etmezler. Çocuk her seferinde uyarılmalı ve dikkatini bu konuda toplamasına yardımcı olunmalıdır. Çocuk yemek yeme işlemine aktif olarak katılamazsa, takip edici lokma için hazır olamaz. Bu lokmayı reddederken, başı ve gövdesi geri itilir. Süratli yemeye çalıştırmak, kötü alışkanlıklar doğurur. Ayrıca dikkatsizlik olasılığı da artar.
  • Eğer kaşıkla, yardımla bile yiyebilecek kadar yeteneği yoksa, neyi nasıl yediğini hissetmesini ve görmesine fırsat verilmelidir. Bazı çocuklar, ağızlarına mutlaka bir besin konacağından emin oldukları için ağızlarını açık tutar ve kendileri hiçbir çaba sarf etmezler. Çocuk her seferinde uyarılmalı ve dikkatini bu konuda toplamasına yardımcı olunmalıdır. Çocuk yemek yeme işlemine aktif olarak katılamazsa, takip edici lokma için hazır olamaz. Bu lokmayı reddederken, başı ve gövdesi geri itilir. Süratli yemeye çalıştırmak, kötü alışkanlıklar doğurur. Ayrıca dikkatsizlik olasılığı da artar.
  • Çocuğa yemek verilirken, kaşığa çok yemek konmamalıdır. Kaşığın bütünüyle ağzına girip de çocuğu rahatsız etmemesi için, yemek kaşığın ucuna yerleştirilmelidir. Kaşık, ağza yandan değil, sivri tarafından götürülmeli, beslenme hızı çocuğu göre ayarlanmalıdır
  • Çocuk yemeği ağzına aldığı zaman eğer dudaklarını kapatamıyor ve dili fazla miktarda dışarı çıkıyorsa, anne kaşıkla dilin ön kısmına basınç yaparken, çocuğun dudaklarını da kaşık ağzında iken kapatır. Üst dudak, yemeğin bütünüyle ağza alınması için biraz daha sert bastırılır. Eğer sadece alt dudak zayıfsa anne eliyle destekleyebilir. Dudaklar bu şekilde kontrol edilemeyecek kadar zayıfsa yemek, dişlerinin arka tarafını önce bir, sonra öbür tarafına yerleştirilir.
  • Eğer yemek katı değilse, sulu maddenin dışarı çakmaması için ağzın kapalı tutulması önemlidir. Gıdanın ağızdan düşmemesi için başı geriye eğmek yanlıştır. Çünkü omuzlar geriye gider, gövde yay gibi olur ve dil dışarı çıkabilir. Bu durumda yutma güç ve ağrılı olacaktır. Kaşığı çocuğun ağız seviyesinden aşağıda yada yukarıda tutmamak gerekir. Eğer çocuk ağzı kapalı iken lokmanın düşmeyeceğini öğrenirse, bu iş için kendisi de çaba sarf edecektir.

YUTMA

  • Hiç yutamayan çocuğa pek rastlanmaz, fakat yutma güçlüğü çeken çocuk sayısı fazladır. • Eğer çocuğa yutma çok zor geliyorsa, boğazdan aşağı yönde bir ovma yapılır. Bu sırada çocuğun başı dik durmalıdır. Boğazın yukarı doğru hareketi çocuğun gıdayı yuttuğunu gösterir. Yutma tam gelişmemişse, gıdanın dışarı çıkmasını önlemek için, ovma sırasında dudaklar kapalı durmalıdır.
  • Baş ve dudak kontrolü geliştikçe, çocuk yutma yeteneğini geliştirici hareketleri gün boyunca pratik etmeli, özellikle salyasını yutması üzerinde durulmalıdır.

ÇİĞNEME

• Eğer ısırma ve çiğneme hiç yoksa, öğretilmesi ilk başlarda güçtür. Çocuğa yemek, hep küçük parçalara ayrılmış olarak hazır verilirse hiç ısırmasını öğrenemeyecektir. Bu nedenle sevdiği bir gıda bütün olarak verilip, ısırtılabilir. • Çiğnemeyi öğretirken, anne bisküviyi alır, ısırır ve abartılmış olarak, ağzı açık bir biçimde çiğner. Sonra bir parça bisküvi de çocuğun arka dişleri arasına konur ve çenesi yardımla aşağı yukarı oynatılarak bisküviyi parçalaması sağlanır. Öğrenmeye başladığı zaman, çocuğun çene hareketlerini kendi kendine yapabildiği görülür. • Eğer çiğneme güçlüğü, çeneden ziyade dil hareketlerinin eksikliğine bağlıysa, esas öğünler dışında dil egzersizleri yapılır. Çocuk dilini öne uzatmayı ve yanlara hareket ettirmeyi öğrenmelidir. Dilini nereye koyacağını göstermek için, belirli bölgelerde dişlerinin arka tarafına bir miktar çikolata sürülebilir ve çocuktan bunu yalaması istenebilir.

İÇME

  • Eğer çocuk yardımla bardaktan içebiliyorsa, yardımcı arkada durur, çocuğun alt çene ve dudağını avucu ile destekler. Bardağı çocuğun dudakları arasına yerleştirip, diğer eliyle bardağı yukarı kaldırır. Bardağın içindeki suyu hiç dinlenmeden içmemesine dikkat edilmelidir.
  • Eğer çocuk bardakla içemiyor veya dili dışarı çıkıp, bardağın dışında kalıyorsa plastik bir kamış kullanılabilir. Bu kamış dil ve damak hareketlerini de artırmaya yardımcıdır. İlk başlarda daha büyük delikli kamışlar kullanılmalı ve çocuğun bütün enerjisini sarf etmemesi için kamışın boyu mümkün olduğu kadar kısa olmalıdır.
  • HİPOTONUSU OLAN CP’Lİ BİR ÇOCUĞUN TEDAVİSİ • İnfant Dönem: Uzak Hedefimiz: En az 5 adım ilerlemesi
  • Yakın Hedefimiz: Dönme aktivitelerinin bağımsız olarak yapılabilmesi • -ortama ve terapiste alışma (pozisyonlama) • -dönme aktiviteleri çalıştırma • – baş kontrolü kazandırma • -oturma dengesi • -ayağa kaldırma ve yürüme
  • Todder Seviyesi: Uzak Hedefimiz: bağımsız yürüyebilme • Yakın Hedefimiz: diz üstü pozisyonda durabilme, bu pozisyonda ayağa kalkma, en az üç basamak tırmanma
  • -emekleme pozisyonunda aproksimasyon ve denge aktiviteleri
  • -diz üstü pozisyonda denge eğitimi ve yarım diz üstü pozisyonuna geçiş • -ayağa kalkma ve iki eli destekli yürüme •
  • Okul Öncesi Dönem: Uzak Hedefimiz: kompleks hareketlerin yapılabilmesi • Yakın Hedefimiz: en az üç saniye tek ayak üzerinde durulması ve zıplayabilmesi • -önceleri yardımlı trambolin üzerinde zıplama ( zamanla yardım azaltılır ) • -ayakta topa vurma çalışmaları • -ayak parmakları üzerinde yükselme

Okul Dönemi: Uzak Hedefimiz: okul içi eğitime katılma

Yakın Hedefimiz: topu kavrayabilmesi ve en az altı adımlık mesafeye atabilmesi

– bir yerde oturup ayağının altındaki topu hareket

ettirebilmesi

– küçük bir pota ile basketbol oynama (fzt çocuğu arkadan destekler)

-arkadasları ile ilişki kurması

Adölesan Dönem: Uzak Hedefimiz: yardımsız sınıf içi mobilitenin sağlanması

Yakın Hedefimiz: en az 500m ilerlemesi

– bu dönemde çocuğun tedavi ünitesinde değil dışarıdaki aktivetelere katılması teşvik edilir (özürlüler için düzenlenen basketbol turnuvalarına katılma)

  • HEMİPLEJİK CP’Lİ BİR ÇOCUĞUN TEDAVİSİ • İnfant Dönem: Uzak Hedefimiz: iki eliyle oyuncağı alması
  • Yakın Hedefimiz: destekli otururken yada sü yatış pozisyonunda oyuncağa uzanma • – üst ekstremite aktiviteleri çalıştırılır • Todder Seviyesi: Uzak Hedefimiz: bir eli destekli merdiven çıkma • Yakın Hedefimiz: emekleme pozisyonunda yada sürünerek merdiven çıkma ve odada bağımsız yürüme • -değişik zeminlerde yürüme eğitimi • -engelli yürüme eğitimi • – parelel bar eğitimi • -ayna karşısında denge tahtası ile eğitim
  • Okul Dönemi: Uzak Hedefimiz: üç tekerlekli bisiklete bağımsız binebilme • Yakın Hedefimiz: yardımlı bisiklete binip, pedal çevirmesini sağlama • -emekleme pozisyonuna getirip, kalça ve dizden aproksimasyon uygulanması • -diz üstü pozisyona gelme ve bu pozisyonda denge aktiviteleri çalıştırma • -ayna karşısında oturma dengesi çalıştırma • -ayağa kalkma ve ayakta durma •
  • DİPLEJİK CP’Lİ BİR ÇOCUĞUN TEDAVİSİ • İnfant Dönem: üst ekstremiteye yönelik egzersizler • Todder Seviyesi: Uzak Hedefimiz: walkerla bağımsız yürüme
  • Yakın Hedefimiz: iki elle destekli yürüme • -oturma pozisyonunda aproksimasyon uygulanması • -ayakta; öne-arkaya adım alma, aproksimasyon, denge eğitimi ve ağırlık aktarma çalıştırılır • – parelel barda yürüme
  • Okul Öncesi Dönem: Yakın Hedefimiz: bağımsız zıplaması • -önceleri yardımlı trambolinde zıplama (zamanla yardım azaltılır) • – üst ekstremiteye ağırlık aktarma • -oturur pozisyonda topa vurma • -engelli yürüme eğitimi • -değişik zeminlerde yürüme eğitimi • Okul Dönemi: Uzak Hedefimiz: düzenli bir eğitim sınıfına katılması
  • Yakın Hedefimiz: 45 dk oturması ve sınıf içinde bağımsız yürümesi •
  • -oturma dengesinin geliştirilmesi • -yüzme aktiviteleri
  • Adölesan Dönem: Uzak Hedefimiz: bahçede bağımsız yürüme
  • Yakın Hedefimiz: scooter kullanma
  • -denge aktivitelerinin çalıştırılması • -scooterı kullanmayı öğretme
  • QUADRİPLEJİK CP’Lİ BİR ÇOCUĞUN TEDAVİSİ • İnfant Dönemi: Uzak Hedefimiz: çevresini fark etmesi, ilişki içinde olması • Yakın Hedefimiz: çocuğun çeşitli adaptasyonlarla oturup, göz teması kurması ve 30 sn başını dik tutması
  • -tam destekli oturma pozisyonunda baş kontrolünü kazandırılması
  • Todder Seviyesi: Uzak Hedefimiz: çocuğun yaşına uygun bir oyuncakla oynayabilmesi • Yakın Hedefimiz: oyuncağı iki eliyle tutup göz seviyesine getirme
  • Okul Öncesi Dönemi: Uzak Hedefimiz: bağımsız yürüme
  • Yakın Hedefimiz: on adım yürüme • -sü yastıklarla destekli pozisyonda topa vurma aktivitesi çalıştırılır • -oturma dengesi çalıştırılır • -splintle yürüme eğitimi • Okul Dönemi: Uzak Hedefimiz: çeşitli adaptasyonlarla bilgisayar kullanma (klavyeye uzanma ve tuşlara basabilme) • Adölesan Dönem: Hedefimiz: çocuğun çevresiyle ilişki kurması ve sosyal aktivitelere katılabilmesi
  • ATETOİD CP’Lİ BİR ÇOCUĞUN TEDAVİSİ • İnfant Dönem: Uzak Hedefimiz: postüral stabilizasyon
  • Yakın Hedefimiz: oyuncaklarla ilgilenmek
  • – üst ekstremite aktiviteleri çalıştırma
  • Todder Seviyesi: Uzak Hedefimiz: bağımsız olarak dönme ve walker kullanma
  • Yakın Hedefimiz: yerde bağımsız hareketleri yapabilme
  • Dönme aktiviteleri çalıştırılır
  • Oturma dengesi çalıştırılır • Okul Öncesi Dönem: Uzak Hedefimiz: bağımsız yürüme
  • Yakın hedefimiz: walkerla destekli yürüme yada TS aktiviteleri

Hazırlayan: Fzt. ALİ ÇELİK

    Hastaneye eşimin ailesi ve benim ailem, hepbirlikte gitmiştik. O mutlu anı paylaşacaktık birbirimizle. Dokuz ay boyunca iki taraf da sabırsızlıkla beklemişti o günü. Herkes sabırsızdı ve biraz da kaygılı; ya bi aksilik olursa diye. Ama edilen dualar, iyi dilekler hemen götürüyordu aklımızdaki bu kötü düşünceleri…

    Ve beklenen an gelmişti işte. Doğuma gidiyordum, annemin ve kayınvalidemin gözleri dolu doluydu ,eşimse elimi tutmuş bana gülen gözlerle bakıyordu. En büyük gücü o veriyordu bana. Ve işte ameliyathanedeyim…

    Kendime geldiğimde hastahane odasındaydım. Gözümü ilk açtığımda koltukta eşimi, kafasını iki elinin arasına almış dalgın dururken gördüm. Seslendim: oğlum nerde, nasıl ?

    Eşim hemen yanıma geldi, yüzünde beni gönderirken ki heyecan , mutluluk yoktu. Ama yine de başımı okşayarak, merhametle cevap verdi: “Oğlumuz kontrol amaçlı küvezde, şimdi getirirler”, dedi ve o an kapı açıldı. İçeri bir hemşire ve doğum yaptıran doktor girdi. Daha tam çocuğumun yüzünü göremeden doktorun o çirkin sesini duydum: “Oğlunuz Down Sendromlu”…

    O gün sadece bunu duydum. Oğlunuz Down Sendromlu, oğlunuz Down Sendromlu, oğlunuz Down Sendromlu…Başka her şeye sağırdım. Doktor bunu söyledikten sonra başka şeyler de sölemiş olsa da kalbimin sesinden hiçbirini duyamamıştım. Önce doktor çıktı, sonra hemşire bebeği doğru emzirme şekli konusunda bana biraz destek olduktan sonra o da çıktı. Eşim, ben ve bebeğim başbaşa kalmıştık.. İkimiz de konuşmuyorduk. Çocuğu inceliyorduk. Yüzünde ve ellerindeki farklılıklar doktorun anlattığı gibiydi.

   zihinsel_engelli_cocuklar_bursa_ozel_hayatİlk bir yılım karanlık içinde geçti. Bebeğimden desteğimi eksik etmedim. Ona karşı görevlerimi yaptım her zaman. Ama, aklımdan o sorular hiç gitmedi: Benim bir günahım mı vardı, kullandığım ,yediğim , içtiğim bir şeyden dolayı mı oldu, büyük mü konuştum, ah mı aldım, bu benim bir imtihanım mı?   Bu çocuğa dışarıda nasıl bakacaklar, yürüyebilecek mi, konuşabilecek mi, okuyabilecek mi, çok hasta olacak mı? gibi sorular beni depresyona sokmuştu. Hiçbir şeyden tat almıyordum..Taa ki oğlum Emre ‘nin gözlerimin içine bakarak, ağzını kocaman açarak gülümsemesine kadar…

    O bana bakmadı sadece, o beni gördü, ben de onu gördüm. Belki de ilk kez o gün gördüm..O kadar karanlıklardaydım ki, bebeğimi hiç görmediğimi anladım. Ona bakmadığımı anladım..Bencillik yaptığımı anladım. O bana güldü…o beni seviyor, o bana muhtaç, o çok güzel, o benim canım, o benim parçam, o benim neşe kaynağım…Duygularım dönüşüyordu…Karanlıklardan sıyrılıyordum sanki. O hala bana gülümsüyordu…Kalbime dokuna dokuna gülümsüyordu..Gözlerimde yaşlar, onu ilk kez öptüğümü anlıyordum..Onu ilk kez öpüyordum…

    Zamanla ne büyük bir hata yaptığımı anladım. Olumsuz düşüncelerle hem oğluma, hem eşime hem de kendime haksızlık yapmıştım. Eşim, hiçbir zaman benden desteğini eksik etmedi, beni suçlamadı, bana haksızlık yapmadı. Ama olumsuz düşüncelerle onu ihmal ettim. Kendimi de çok kısıtladım. Hiçbir yere gitmedim. Dışarı çıktığımda insanların bana ve çocuğuma acır gözlerle bakmalarını istemediğim için hem çocuğumu hem kendimi dört tarafı duvarlarla çevrili eve hapsettim…Bu dünyada var oluş amacımı unuttum…Ve bir karar aldım. Down Sendromu’nun ne olduğunu öğrenmek, bu tür engel grubuna dahil olan bireylerin ne yapabileceklerini araştırmak, anne – baba olarak nasıl bir yol izlememiz gerektiğini bilmek için ilk işim internetten, rehabilitasyon merkezlerinden, hastanelerden ve daha pek çok yerden bilgi toplamak olacaktı…

    Ve şimdi oğlum 15 yaşında. O dünyanın en güzel gözleriyle bakan çocuklarından biri…Sadece bana değil, çevremdeki bütün tanıdıklarımın neşe kaynağı. Kendine uygun bir okula gidiyor. Kendinden 3 yaş küçük kız kardeşine abilik yapıyor. Resim yeteneği var. Bu alanda kurslara yönlendirdik, resimleri sergileniyor zaman zaman. Evde bana, babasına, kardeşine elinden gelen ne varsa yardımcı oluyor. Çok duygusal bi çocuk. Öğrendim Down Sendromlu çocuklarda duygusal yön ağır basarmış…Artık insanların Emre’ye ve bana küçümser, acımsar , korkuyla karışık bakışlarına da takılmıyorum. Böyle bakanları gördüğüm zaman içimden; siz tanımıyorsunuz Emre’yi, bilmiyorsunuz. Bir bilseniz ne tatlı bir çocuk olduğunu böyle bakmazsınız. Bunu düşününce etraftaki insanlara da kızamıyorum. Öyle ki Emre kendi gibi diğer arkadaşları için de bana güzel şeyler için vesile oluyor. Ben aştım, fakat aşamayan pek çok engel grubundan engelli insanlar ve aileleri var. Onların sesi olmaya çalışıyorum. Destek olmaya çalışıyorum…

    Emre sayesinde çok şey öğrendim. Yeniden nefes almayı öğrendim, yılmamayı öğrendim, araştırıp bilgi edinmeyi öğrendim, kendi yaşadığım zorlukları aşabildiğim zaman başkalarına da destek olabildiğimi öğrendim. Sanırım yaşamanın anlamını öğrendim. Bu dünyaya bir kere geldiğimizi ve mutlaka bir sorumluluğumuz olduğunu öğrendim. En önemlisi de, sevmenin en büyük engelleri bile ortadan kaldırdığını öğrendim. Canım oğlum…İyi ki sen varsın, iyi ki sen bende varsın…Seni bana verene binlerce şükürler olsun…

    Seni çok ama çok seviyorum …

  Bursa Rehabilitasyon Merkezleri –  Özel Hayat Eğitim / Rehberlik servisi

    Fenilketonüri  kalıtsal bir metabolik hastalıktır. Bu hastalıkla  doğan çocuklar proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin isimli bir amino asiti metabolize edemezler. Sonuçta kanda ve diğer vücut sıvılarında artmış olan fenilalanin  ve onun artıkları çocuğun gelişmekte olan beyninde hasar yapar ve ileri derecede zihinsel özürlü olmasına ve sinir sistemini ilgilendiren daha birçok belirtinin ortaya çıkmasına neden olur. Fenilketonüri hastalığı kalıtımla geçer.

    Fenilketonüri kalıtsal bir hastalıktır. Fenilketonürili çocuğun anne ve babasında fenilalanin hidroksilaz enzimi yapımında sorumlu biri normal diğeri bozuk iki gen vardır. Anne ve babasından bozuk genleri alan bir çocuk fenilketonüri hastalığı ile doğmaktadır. Anne ve baba taşıyıcı olduğunda her çocuğun fenilketonürili olma olasılığı % 25 gibi yüksek değerlere ulaşır.

    Ülkemizde fenilketonüri  sıklığı;

   071212-F-6244S-092 Fenilketonüri Amerika ve birçok Avrupa ülkesinde her 10.000 – 30.000 yeni doğanda bir görülmesine karşın ülkemizde 3000 – 4500 yenidoğandan birinde görülmektedir. Türkiye fenilketonüri hastalığının en sık görüldüğü ülkelerden biridir. Her yıl ülkemizde 300 – 400 çocuk bu hastalıkla doğmaktadır.

    Hayatın ilk birkaç ayı içerisinde fenilketonüri hastalığı olan bebekleri sağlıklı bebeklerden ayıran özellikler fark edilmeyebilir. Ancak tedavi edilemeyen fenilketonürili çocuklarda 5. – 6. aylardan sonra zekadaki gerileme belirgin hale gelir. Akranlarından farklı olarak oturma, yürüme ve konuşma gibi becerileri kazanamazlar. Beyin gelişimleri normal olmadığından başları da küçük kalır. Bazı fenilketonürili çocukların saç ve gözleri anne ve babalarınkine göre daha açık renkli olabilir.

    Fenilketonüri hastalığı yenidoğan döneminde tanımlanabilir

    Fenilketonüri hastalığı yenidoğan döneminde bebeğin topuğundan alınan bir damla kanın incelenmesi ile teşhis edilebilir. Bu nedenle fenilketonüri hastalığı ile doğan bebeğin beyni etkilenmeden erken olarak tanımlanması ve  diyet tedavisine alınması çok önemlidir. Diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizdede  yenidoğanları  kapsayan fenilketonüri taraması uygulanmaktadır.

    Fenilketonüri tedavi edilebilir mi?

    Erken teşhis edildiğinde fenilketonüri tedavi edilebilen bir hastalıktır.

    Kaynak;

    www.metvak.com/fenilketonueri-nedir.html