Yazılar

Kardeş ilişkileri en küçük kardeşin doğumundan yaşamın sonuna kadar devam eden, diğer ilişkilerden daha uzun süren bir ilişki olarak tanımlanmaktadır. Bu tip bir ilişkiyi olumlu bir şekilde sürdürebilmek, diğer bir kişinin istek ve duygularını anlamada iç görüyü, davranışlarının ve yetersizliklerinin nedenleri konusunda anlayışı gerektirmektedir. Bu tür sosyal biliş yetenekleri, kişiler arası davranışın niteliğini zenginleştirebilmektedir. Özel gereksinimi olan bir çocuğun aileye katılımı engelin doğası nedeniyle aile içi ilişkileri etkilediği gibi kardeş ilişkilerini de etkilemekte, ailenin dengesini değiştirmekte ve tekrar bu dengeyi kurmak için aile üyelerini zorlamaktadır. Bazı aileler çocuklarından engelli kardeşini kabul etmelerini bekleyebilirler. Bu durum normal gelişim gösteren kardeşlerin kaygı ve kıskançlık gibi içsel duygular yaşamalarına neden olabilir. Ebeveynler çocuklarının mutsuzluğunu fark edebilir ve problem durumunu reddedebilirler. Kardeşler, bir vekil ebeveyn olarak kendi ebeveynlerinin sağladığı yardım ve destek ile bir ailenin her zamankinden daha çok sorumluluğunu üstlenirler. Engelli kardeşlerin bakımı konusunda aldıkları sorumluluktan baskı hissedebilirler. Engelli olmayan çocuklar engelli kardeşinden ailenin ev işlerine yardımcı olmaları beklenmemesinden dolayı kıskançlık duyabilirler. Engelli kardeşlerine duydukları kıskançlık, düşmanlık, kızgınlık duygularından dolayı normal gelişim gösteren çocuklar suçluluk duyabilirler. Kendini diğer çocuklardan, ailesini diğer ailelerden farklı görebilir. Engelli kardeşlerini kendi akran gruplarına dahil etme konusunda arkadaşlarına gücenebilir ve engelli bir kardeşe sahip olmaları nedeniyle akran tepkilerini yaşayabilirler. Engelli kardeşin fiziksel özellikleri veya uygun olmayan davranışları nedeniyle utanma hissedebilirler.

  1. Kıskançlık;Kızgınlıktan daha kolay olarak gelişebilen bir duygusal tepkidir. Özellikle engelli kardeş nedeniyle ebeveynleri açısından önemlerini yitirdikleri kaygısıyla kıskançlık hissedebilmektedirler. Engelli kardeş ebeveynin ilgisi ve sevgisi için bazen bir rakip veya yarışmacı olur. Sıklıkla bu normal gelişim gösteren kardeşin ebeveynlerin dikkatini çekebilmek için okulda ve evde davranış problemleri sergileyebilirler. Örneğin, okulda akademik ve davranışsal problemler çıkarmaları, yalan söylemeleri veya beklenmeyen garip davranışlarda bulunmaları, kıskançlık sonucu ortaya çıkan davranış değişikliklerindendir.
  2. Düşmanlık;Kıskançlık duygularının yol açtı doğal bir tepkidir. Çocuklar yetişkinlere göre olaylara daha kişisel bir açıdan bakarlar. Engelli kardeşinin engel durumunu tüm sorunlarının kaynağı olarak görüp, zihinsel engelli kardeşine karşı düşmanlık hissedebilirler. Bu duygular fiziksel saldırganlık, sözel taciz ve alay etme şeklinde kendini gösterir. Bazı örneklerde düşmanlık, itaatsizlik ve terbiyesizlik gibi tepkilerle ebeveyne yönelir.
  3. Suçluluk;Normal gelişim gösteren kardeşler sıklıkla suçluluk duyarlar. Fakat bu tepkiler ebeveynlerin gösterdiği suçluk duygularından farklıdır. Kardeşlerin suçluluk duyguları engelli kardeşleri hakkında olumsuz duygulardan kaynaklanabilir ya da engelli kardeşine kötü davranmanın bir sonucu olabilir.
  4. Keder;Çocuklar zihinsel engelli kardeşleri için keder duyarlar. Onların bu kederleri sıklıkla ebeveynlerinin üzüntüsünü yansıtır.
  5. Korku;Normal gelişim gösteren çocuklar aynı zamanda korkuyla karşılaşırlar. Onlar gelecekte kendilerinin ya da çocuklarının zihinsel engelli olabileceğinden korkarlar. Ayrıca ileride engelli kardeşinin tüm bakım sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalabilecekleri endişesini duyarlar.
  6. Utanma ve Sıkıntı;Engelli kardeşi olan normal gelişim gösteren çocukların sıklıkla yaşadıkları duygusal durumlardır. Çocuk engelli kardeşinden utanabilir, onunla birlikte gezmekten ve görünmekten sıkılabilir. Araştırmacılar sıkıntının derecesinin engelin derecesi, engelli çocuk ve kardeşinin yaşıyla ilişkili olduğunu ileri sürmektedirler.

Reddetme; Normal gelişim gösteren çocuklar engelli kardeşlerini reddedebilirler. Genellikle reddetme, kardeşin durumundan dolayı sevgi ve ilgi göstermeme şeklinde görülebilir.

Yaşanan tüm bu duygusal ve davranışsal tepkiler, kardeşten kardeşe değişiklik göstermektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar kardeşlerin tepkilerinin olumludan olumsuza doğru geniş bir alana yayıldığını göstermektedir. Engelli kardeşin duygusal etkisi mutlaka zarar verici değildir. Aslında birçok ailede herhangi bir engeli olmayan çocuklar bile birbirlerine karşı olumsuz duygular hissedebilirler. Lawenius, engelli kardeşi olan çocukların aile dinamikleri ile ilişkili yoğun baskılara maruz kalmaları nedeniyle bir dizi davranışlar gösterdiklerini ve bu karşı davranışların, çocukların engelli kardeşlerini anlamaya, onun engeli ile başa çıkmaya veya engelli çocuğun yaşamını daha iyi hale getirmek için ebeveynlerinin kendilerinden beklediklerini yapmaya çalıştıklarında meydana geldiğini belirtmektedir.

Çocuğun engelli bir kardeşi olmasından kaynaklanan bazı olumlu özelliklere de sahip olabileceği konusunda da birçok çalışma bulunmaktadır. Engelli bir kardeşle büyümek, normal gelişim gösteren çocuklarda bireysel farklılıklara ilişkin anlayış, duyarlılık, sorumluluk, yeterlik duygularıyla engelli kardeşin büyüme ve gelişimine katkıda bulunmaktan dolayı gurur duyma ve kendinden memnuniyet duygularının gelişimine katkıda bulunabilmektedir. Engelli bir kardeşle birlikte yaşamanın normal gelişim gösteren çocuklarda daha ilgili ve empatik olmayı ve de bireysel farklılıklara karşı daha hoşgörülü olmayı sağladığı vurgulanmaktadır. Engelli bir kardeşin bakım sorumluluğunu üstlenme normal gelişim gösteren kardeşin ebeveyn rollerini öğrenmesinde önemli bir sosyalleşme olanağı sağlamaktadır.

BURSA HAYAT ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ 

İSRAFİL İBRAHİMOĞLU

ZİHİNSEL ENGELLİLER SINIF ÖĞRETMENİ

GELİŞİM

Çoğu kez birbiriyle karıştırılan “büyüme” ile “gelişme” sözcükleri, gerçekte birbirinden farklı kavramlardır; biri diğerinin yerini alamaz. Yapısal artışı dile getiren “büyüme”, bedende gerçekleşen sayısal değişiklikleri içerir. (Kilo, boy artışı gibi). Buna karşılık “gelişme” kavramı; düzenli, uyumlu ve sürekli bir ilerlemeyi dile getirmektedir. Gelişim, anne karnından başlayıp ölünceye kadar devam eden bir süreçtir. Her çocuğun gelişiminin farklı olduğunu unutmamalıdır. Bu nedenle çocuklarımızı bedensel, zihinsel, sosyal, duygusal yönden karşılaştırmamız gerekir.

GELİŞİM ALANLARI

  1. Fiziksel Gelişim

Döllenmeden itibaren beyinde, duyu organlarında ve bedenin diğer bölümlerinde meydana gelen tüm yapısal gelişmeler fiziksel gelişmedir.

  1. Psiko-motor Gelişim

Hareket gelişimidir.İnce ve kaba motor gelişimlerdir. İnce motor gelişim parmak kasları, el-göz koordinasyonu ile ilgili gelişmeyi  kaba motor gelişim ise emekleme, oturma, yürüme, zıplama, tek ayak üzerinde durma, topa vurma, merdiven çıkma…gibi diğer tüm hareketleri kapsar.

  1. Zihinsel Gelişim

Öğrenmeyi ve anlamayı içeren algılama, soyut düşünme, uzun süreli ve kısa süreli hafıza,  lisan, problem çözme, yargılama, dikkat…gibi tüm zihinsel işlevleri kapsar.

  1. Sosyal Gelişim

İnsan yavrusunun toplumun bir üyesi haline sosyalleşmesidir. Çocuk çevresinden etkilenen aynı zamanda çevresini de etkileyen bir varlıktır. Sosyal gelişim, bireyin öncelikle aile ve yakın akraba çevresine katılımıyla başlayan ve yaşının ilerlemesiyle diğer sosyal gruplarla (akran grupları, ana okulu, oyun grupları, ilköğretim, spor aktiviteleri…) devam eden ilişkilerinin gelişimsel özelliklerinin takip edilmesidir.

  1.  Duygusal Gelişim

Bireyin kendi duygularının farkında olması, duygularını uygun yollarla yani uygun jest, mimik gibi yüz ifadeleri kullanarak sözle de  ifade etmesi; diğer taraftan başkalarının duygularını da empati yoluyla anlayarak karşısındakine yansıtma yetisini içeren gelişim sürecidir.

  1.  Cinsel Gelişim

Cinsiyet organlarının büyüyüp gelişmesi sürecinde yaşadığı davranış değişiklikleriyle beraber, bu gelişim sürecinde doğan sorunlarla ilgili davranış değişikliklerini kapsar. Çocuğun anlayabileceği şekilde çocuklara bu değişiklikleri anlatılmalıdır.

  1.  Ahlak Gelişimi

Bu gelişim süreci, bireyin özünde yer alan ahlaki doğruların ve erdemlerin sosyal alandaki tezahürünü içerir. Buna göre birey, toplum değerlerini de içerisine katarak, kendine göre mukayeseli (doğru-yanlış, iyi-kötü…) bir ahlaki düşünce sistemi geliştirir.

  1.  Öz bakım Becerileri

Bireyin dışarıdan yardım almadan yaşamını sürdürebilmesi için gerekli temel becerileri (beslenme, tuvalet ve temizlik alışkanlıkları, giyinme-soyunma….) kazanmasına ilişkin konuları ele alan gelişim sürecidir. Çocuklarımıza öz bakım becerilerini gerçekleştirmeleri için fırsat tanınmalı ve kısıtlanmamalıdır. Çünkü çocuğun giyinme, beslenme, tuvalet alışkanlıkları anne-baba ve diğer kişiler üstlenip çocuğun üstünü giydirme, tuvaletten sonra altını temizleme, çocuğu bebek gibi besleme yapılırsa çocuk kendi kendine yetemez ve her zaman büyüklerine muhtaç olur. Bu şekilde de öz güven kazanılamaz.

 ÇOCUK GELİŞİM DÖNEMİNİN ÖZELLİKLERİ

 0-1 YAŞ ÇOCUKLARIN GELİŞİMİ  

 0-1 yaş döneminde bebek bütünüyle annesine ve çevresine bağımlıdır. Onun içinde temel gereksinmesi ´güven ve sevgidir. Bunu alamazsa ona ´güvensizlik´ egemen olacaktır. Çocuğun acıkması ´güvensizliktir, doyurulması´güvendir. Çocuğunun altının kirlenmesi ´güvensizliktir, temizlenmesi güvendir. Annenin uzaklaşması güvensizliktir, gelmesi güvendir. 0-1 yaş döneminde kazanılan güven duygusu hayatı boyunca sürecektir. Eğer güven duygusu gelişmezse çocuk kendine güvenmeyen birey olarak yetişecek ve hayatı boyunca güven ve güvensizlik ikilemi yaşayacaktır.

Bebeğin temel gereksinmeleriyle ilgili görünen güven ve güvensizlik ikilemi hayat boyunca sevgiyle ilgili olarak, başarı ile ilgili olarak, toplumsal korkularla ilgili olarak sürüp gidecektir.

1-3 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİMİ

 Tuvalet eğitiminin kazanıldığı bu dönem 2. ve 3. yaşları kapsar. Yürümeye ve konuşmaya başlamıştır. Kazanılan bu iki önemli yetenek sayesinde bağımsız hareket etmek ister. Sürekli oradan oraya koşuşturur, her yere uzanmak, her şeyi tutmak ister. Çevresini araştırmaya keşfetmeye çalışır. Aileler bu keşfetme zamanlarında çocuğa karşı çıkmamalı çocuğun kendi kendine bir şeyler öğrenmesine fırsat vermelidir ve onu bu yolda desteklemelidir. Su ile oynar, yemekleri döküp saçmaya başlar, isteklerini karşı çıkılmasına dayanamaz, ağlar, başına buyruk, ele avuca sığmaz, öfkeli bir çocuk olup çıkmıştır.

           Bu çağda çocukların inatçı olumsuz, hareketli karıştırıcı tutturucu olduklarını ve davranışlarında çelişkilerle dolu olduğunu unutmamak gerekir. Ayrıca bu olumsuzlukların geçici olduğunu 3 yaşında ortaya çıktığını bilmek yararlıdır. Ortadan kesici, batıcı, yarayıcı nesneler kaldırılmalıdır. Çocuğun rahat hareket edebileceği ortamlar hazırlanmalıdır. Değerli eşyalar çocuğun uzanamayacağı yerlere konmalıdır. Ama bunu yaparken her şeyi ortadan kaldırmak yanlış olur. Çocuk oynanmayacak bir şeylerle oynuyorsa yavaşça elinden alınmalı onun yerine ilgisini çekecek bir eşya veya oyuncak verilmelidir.

          Bu yaşlarda çocukların dikkatlerinin başka yöne kolaylıkla çekilebileceğini bilmek iyi olur. Böylece çocukla gereksiz yere kısır çekişmelere girilmemiş olur. Çocuk her an bir şey kıracak kendine veya eşyalara zarar verecek korkusuyla davranmak doğru bir hareket tarzı değildir. Çocuk bazı titiz annelerin yaptığı gibi belli bir alanda tutulmamalı, ev içinde oynama serbestisi tanınmalıdır. Sürekli olarak dur, otur, yapma ,elleme demekten kaçınmak yerinde olacaktır. Bu yaşlarda korkutmalara, sert cezalara ve dayağa başvurmak çok zararlıdır. Ancak çocuk ağlamasın diye her istediğini yerine getirmekten de kaçınılmalıdır. Çocuğun döküp saçmasına katlanarak kendi kendisini besleme kendi başına yemek yeme isteği desteklenmelidir. Üç yaşında çocuk kendi başına yemek yer duruma gelmelidir. Çocuk döküp her tarafı batıracak diye çocuk anne tarafından yedirilmemeli, çocuğun kendi kendine yemesi için desteklenmelidir.

3-6 YAŞ ARASI ÇOCUKLARININ GELİŞİMİ

Bu dönemde çocuk konuşkan, cıvıl cıvıl ve hayat doludur. Sürekli sorular sorar: “Anne bu ne?, Baba bunun adı ne?, Neden?, Niçin?,” soruları bitmek bilmez. Çocuğun soruları geçiştirilmemeli, çocuğun anlayabileceği şekilde anlatılmalıdır. Çocuğa yanliş bilgi verilmemelidir.Bir önceki dönemin inatçılığı gitmiş onun yerini uyumluluk ve söz dinlerlik almıştır. Bu dönemin en belirgin özelliği olan kendi işini kendi görmeye bayılır. Çok canlı bir hayal gücü vardır. Duyduklarını abartır, gördüklerini çarpıtarak anlatır. Olmamış şeyleri olmuş gibi anlatır. Çizikler, sıyrıklar ve küçük yaralanmalardan çok etkilenirler. Bir damla kan görse bağırır, ağlar. Kız veya erkek olduğunu ayırt eder. Anne babaya benzeme çabası içine girerler. Kız çocuğu anneye hayrandır, anneyle bir arada bulunmaktan, onunla mutfakta iş yapmaktan çok hoşlanır. Annenin hoşuna gidecek işleri yapmaya özen gösterir. “Bak anne ben ne yaptım” diyerek ondan övgü bekler. Anneyi giyinirken, soyunurken, süslenirken izlemeyi çok sever, dudaklarını boyamaya annesinin topuklu ayakkabılarını giymeye bayılır. Erkek çocuklar da babaya hayrandır. Onun gözünde babadan daha becerikli, daha akıllı ve daha güçlü kimse yoktur. Arkadaşlarına “Benim babam senin babanı döver” diye tartışmaya girişir.

          Kızın anneyi benimsemesi, erkek çocuğunun da babayı örnek alması kişiliğin gelişmesinde en önemli olaydır. Erkek çocuk erkek kimliğini babaya benzeyerek, kız çocuk ta kız kimliğini anneye benzeyerek kazanır.

Bu dönemde oyun çocuklar için ayrı bir özelliğe sahiptir. Biz yetişkinler gözüyle oyun, çocuğun eğlenmesine, oyalanmasına yarayan amaçsız bir uğraştır. Oysa çocuk oynadıkça duyuları keskinleşir, becerisi artar. Çünkü oyun, çocuğun en doğal öğrenme ortamıdır. Duydukları, gördüklerini sınayıp denediği, öğrendiklerini pekiştirdiği bir deney odasıdır. Oynayan çocuk kendi küçük dünyasındadır. O dünyaya kendisi hakimdir. Kuralları kendisi koyar, kendisi bozar. Yaşıtları dışındaki kimsenin bu dünyaya girmesini istemez. Evcilik oynayan küçük çocuklar büyükleri yanlarına yaklaştırmazlar.

6-11 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİMİ (İlkokul dönemi)

           Okula başlama çocuk yönünden belli bir zeka ve duygusal gelişimi tamamlamış olmayı gerektirir. 6 yaşını bitirdiği halde zekası yeterli olan bir çocuk ruhsal bakımdan evden ayrılabilme olgunluğunu göstermeyebilir. Özellikle oyun ve arkadaşlıktan uzak tutulmuş, dışarı çıkarılmamış çocuklar için evden ayrılış ürkütücüdür. Okulların açıldığı ilk günlerde, her sınıfta birkaç anneyi sıralarda çocukları ile birlikte otururken görürüz. Okula korku ile giden ve hep evi düşünen bir çocuğun kendini okuma ve öğrenmeye vermesi kolay olmaz. Ayrıca yaşıtları içine karışması, birlikte oynaması ve arkadaşlık kurması güç olur. Okula uyumu ve başarısı bir anlamda anne-babanın yetiştirmedeki başarısıdır. Çocuk dışarıya çıkartılıp arkadaşlarıyla birlikte vakit geçirdiyse anne-babaya bağımlı yetişmediyse çocuk okula daha kolay alışır ve derslerde başarısı yüksek olur.

İlkokul çocuklarının öğrenmek, üretmek için güdüsü çok fazladır. Anne babaya düşen, bu güdüyü en iyi biçimde değerlendirmeye çalışmaktır. İlgi çekici, renkli ve kolay izlenebilen materyallerle çocukların bu ilgileri desteklenebilir. Ürettiklerini beğenmek ve ödüllendirmek ise anne babanın asli görevidir!

İlkokul çocukları, konuşmaya, tekrarlamaya çok meraklıdır. Yazmaya ilgi ve merakları daha azdır. Bu yaş çocuklarını sınıfta öğretmenin, evde anne babanın sık sık sıraları geldiğinde konuşmaları ve sıralarını beklemeleri konusunda uyarması gerekir. Özellikle yoğun geçen bir iş gününün ardından çocuğunuzu dinlemek çok güç olabilir ama son bir çabayla ona zaman ayırmaya çalışmanızı öneririz. Aktif olarak ona ayıracağınız sadece yarım saat bile, onun bu gereksinimini karşılamaya yetebilir. Unutmayın birlikte geçirilen zamanın niteliği niceliğinden çok çok daha önemlidir!

Bu yaş çocukları,aynı zamanda şikayet etmeyi de çok severler. Bu onların moral (ahlaki)gelişimde kuralları katı bir biçimde algılamalarından ve davranışın ardındaki niyeti henüz dikkate alamamalarından kaynaklı olabilir. Ayrıca çok sevdikleri öğretmenlerinin, anne babalarının dikkatlerini çekmek ya da kıskançlık gibi nedenlerle de bu davranışı gösteriyor olabilirler. Ama gerçekten sıkıntıları olabileceğini de gözardı etmemek gerekir. Sonuçta sebep ne olursa olsun, sizden destek istediğinin bir göstergesidir bu şikayetler. Ancak bunları çok fazla ödüllendirmenin, şikayet etmeyi genel bir davranış kalıbı haline getirmesine yol açabileceği olasılığını da unutmayın!

Bu yaş çocukları somut düşünme döneminde oldukları için, çoğunlukla görerek ve yaparak öğrenirler. Bu nedenle söylediklerinizden çok davranışlarınızın önemli olduğunu unutmayın! Sözcükler ve dolayısıyla konuşma soyuttur. O sizin davranışlarınızı öğrenir.

ERGENLİK DÖNEMİ

Bu dönemde erkeler ve kızlar farklı gelişim özellikleri gösteririler. Kızlar erkeklerden önce ergenlik dönemine girerler ve bu döneme farklı cinsiyet hormonları salgılarlar. Erkeklerin salgıladığı hormona testosteron, kızların salgıladığı hormona östrojen adı verilir. Bu hormonlar vücudun diğer hormonlarını, metabolizmasını, kemik ve kas sistemimin gelişmesini etkiler. Kızlar önce ergenliğe girdiği için 11- 12 yaşlarında boy ve kile artışı içinde girerler. Hızlı fiziksel ve fizyolojik gelişme vücutta büyük değişime neden olur. Bedenin tüm organları büyür, ergen uyum sorunu yaşayabilir.

Bu dönemde bireyler soyut işlemler dönemindedir. Ergenlik dönemi ile birlikte çocuklar soyut ve analitik düşünmeye başlarlar. Soyut kavramını anlayabilir ve etkili olarak kullanabilirler. Problemlerini çözebilmek için farklı yollar seçip onları test edebilirler. Ayrıca ideal fikir, değer ve inançlar da gelişmeye başlar. Kritik düşünme, yaratıcı düşünme, analiz, sentez yapma, eleştirme gibi özellikler bu dönemde sağlanacak eğitimsel etkinliklerde gelişir.

YETİŞKİNLİK DÖNEMİ

Yetişkinlik dönemi kendi içinde yetişkinliğe geçiş, yetişkinlik, yaşlılık gibi aşamalara ayrılmaktadır. Bu dönemin güzel özellikleri şöyle sıralanabilir.

Birey fiziksel motor gelişimini tamamlamıştır. Yaşlılık döneminde fiziksel güç ve yetilerde azalma görülmektedir.

Bilişsel gelişim aşamasında birey en son noktaya gelmiştir ve değişme azdır. Fakat toplum, kültür, bireyin yaşantıları önemlidir.

Psikososyal gelişim açısından bu dönemde bireyler; yetişkinliğe geçiş döneminde evlenme, aile kurma ve daha sonra aile yaşamını devam ettirme, meslek sahibi olup bir meslekte başarılı olma ve emeklilik dönemi gibi süreçleri geçirmektedirler.

BURSA REHABİLİTASYON MERKEZİ – HAYAT ÖZEL EĞİTİM 

OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENİ

DİLBER IŞIKLI

ERGEN VE ANNE-BABA İLİŞKİSİ

       ergenusAnne-babalar çocuklarını ilk kucaklarına aldıkları andan itibaren, onların iyi yetiştirmek ve güzel bir gelecek hazırlama çabası içine girer. Doğal olarak her anne-babanın çocuğu ile ilgili hayalleri ve beklentileri vardır. Ailenin beklentileri çocuğun ihtiyaçları, istekleri ve beklentilerinin önüne geçtiğinde hayat zorlaşır. Zamanla anne-baba ve çocuk arasında çatışmalar yaşanmaya başlar. Çocuk daha küçük yaşta iken başlayan çatışma, çocuğun ergenlik döneminde şiddetlenir ve önem kazanır. Anne-baba ve ergen arasında çatışmalar tatsız ama kaçınılmazdır.

       Ergenlerin birbirine çok benzeyen temel davranış biçimleri vardır. Başkaldırma, asileşme aileden kopma olarak nitelendirilmemelidir. Ergenin büyüdüğünü göstermek için güç gösterisidir. Karmaşık duygular içerisinde olan ergen, bir yandan büyümek için sabırsızlanırken henüz çocuksu davranışlarından sıyrılamamıştır. Ergenler, kimsenin kendini anlamadığını, herkesin ona karşı olduğunu düşünür. Kuruntuludur, incir çekirdeğini doldurmayacak konuları problem yapar. Süse ve giyime meraklıdır. Saatlerce ayna karşısından ayrılmazlar. Boyu, kilosu, görünüşü aşırı önem kazanır. Çabuk sinirlenir, üzülür, bağırır. Sevinçleri abartılıdır. Bu değişimlerin normal olduğunu kabul etmeli anlayış ve sabır göstererek sorunların üstesinden gelmeye çalışılmalıdır. Ergen eğer sizinle çatışmıyor, her dediğinizi yapıyor, bedense gelişimi ve görünüşü ile ilgisizse asıl problem budur. Çünkü ergen fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan bir değişim içerisindedir ve bu süreçte yaşanan çatışmalar yaşanması gereken normal durumlardır.

      Burada esas görev anne-babalara düşer. Anne-babaların çocukları için kaygılanmaları, onları korumaya çalışmaları çok normal, gerektiğinde müdahale etmeleri çok önemlidir. Bunları yaparken ölçülü olmak gerekir. Çocuklar her ne kadar büyümek, gelişmek için aileye bağlı olsalar da, farklı ilgi, ihtiyaç ve istekleri olan, kendi kişiliği olan farklı bir birey olduğu gerçeğini kabullenmek oldukça önemlidir.

ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ ÇOCUĞU ANLAMAK

      Ergen ne kadar rahat ve aileden uzak görünse de, anne-babayı kendinden uzaklaştırmaya çalışsa da hala anne-babanın dikkat ve özenine, ilgisine ihtiyaç duyar. Buna ihtiyaçları yokmuş gibi tavırlarının sizi yanıltmasına izin vermeyin. Bazen anne-babalar çocuklarına arkadaş gibi yaklaşmaya çalışsa da, ergen anne-babasının arkadaş olmasını istemez. Ergen ‘‘ Onlar anne-baba olarak kalsınlar, ama bize uzak, otoriter olmasınlar. Birçok konuyu onlara açabilelim. Konuştuğumuzda bizi dinlesinler, sözümüzü kesmesinler ve ya bu ne biçim davranış, ne biçim düşünce, nasıl yaparsın gibi tepkilerle bizi soğutmasınlar’’ ister. Bu durum da ev, ergen için çatışmaların ortaya çıktığı bir yer olarak görülmeye başlayabilir.

      ergenlik_bursaKendi gelecekleriyle ilgili konularda okul, meslek, arkadaş seçimlerinde aşırı müdahaleden hoşlanmazlar. Seçimleri üzerine konuşulup tartışılabileceğini ama baskı, dayatmadan kaçınılmasını isterler. Ergen bağımsızlık arayışı içindedir. Kendi seçimlerini yapmak, kendi yaşamını düzenlemek ve bunları kendi başına yapmak istemektedir. Bu dönemde anne- baba idol olma niteliklerini kaybeder ‘‘Anne-babam nereden bilecek, onların dönemi eskide kaldı. Ben daha iyi bilirim’’ düşüncesi yer alır. Ergen davranışları ile ben sizden farklıyım, sizin olmamı istediğiniz kişi değil, kendi istediğim kişi olmak istiyorum mesajı vermektedir.

Yaşadıklarını anlamak ve kendini dinlemek için yalnız kalma gereksinimleri vardır. Sürekli dış görünümleri, bedenlerindeki değişimler ve yaşadıkları farklı düşünce ve duygularla meşguldürler. Bazen kendilerine güvensizlikten, bazen de bedenlerinin nasıl geliştiğini merak ettiklerinden bazı şeyleri kendi başlarına çözümlemek ve bir düzene koymak isterler. Kendilerini tanıma çabası içerisinde, yalnız olmadıklarını bilmek ve anlayışla yaklaşan, destek olan anne-babaya güvenmek ister.

ERGENLERİN  ANNE-BABADAN  BEKLENTİLERİ

  • Sevgi beklerler. Sevildiğini hissetmek isterler.
  • Kendilerini dinlemenizi,
  • Mahremiyet ve özel yaşamlarına saygı gösterilmesini,
  • Tartışılan konunun uzatılmamasını,
  • Anne-baba tarafında sürekli eleştirilmemek,
  • Dağınık olduğunun söylenmemesini,
  • Aşırı nasihat edilmemesini,
  • Üstlerine çok düşülmemesini,
  • Anne-babanın her şeyi öğrenmek için ısrar etmemelerini,
  • Ders başarısının sürekli eleştirilmesi yerine, belli aralıklarla okula gelip öğretmenlerle durumları hakkında görüşülmesini,
  • Başkalarıyla (kardeş, arkadaş, komşu çocuğu vb.) kıyaslanmamak,
  • Giyim kuşamlarına aşırı müdahalede bulunulmamasını,
  • Aileyi ilgilendiren bazı konularda onlarında fikirlerini alarak önem ve değer verildiğini hissetmek,
  • Ailelerin kendileri için yaptıkları fedakarlıkları ( maddi, manevi) başlarına kakmamalarını,
  • Arkadaşlarıyla olan ilişkilerine aşırı müdahale edilmemesini,
  • Kendi gelecekleriyle ilgili konularda onların istek ve fikirlerinin dikkate alınmasını,
  • Anne- babalarının arkadaş gibi olmalarını istemezler.

ANNE- BABANIN ERGENE YAKLAŞIMI

     Ergenlerin beklentileri olduğu gibi anne-babalar da en az onlar kadar beklenti içindedirler. Çatışma durumunda iki tarafında ihtiyaçları gözetilmeli, saygı duyulmalıdır, ortak bir çözüm bulunmalıdır. Duygular çok yoğunken ( çok üzgün, sinirli, kızgınken) çatışmaları çözmek mümkün olmaz. Sakinleşmeyi ve her iki tarafında uygun olduğu zamanı bekleyin. Konuşmak için yorgunluğun, uykusuzluğun, açlığın ve diğer ihtiyaçların giderildiği zamanlar seçilmelidir. Sizi dinlemeye hazır olduğu zaman, rahatsız olduğunuz konuyu açıkça paylaşın. Sözlerinize eleştirerek, küçümseyerek, suçlayarak başlamayın. Bunun yerine ( Beni çok üzüyorsun yerine- ben çok üzülüyorum) ben ile başlayan cümleler kurun. Sizi üzen olaya odaklanın, daha önce yaşadığınız benzer olaylardan bahsetmeyin. Geçmişi gündeme getirmenin faydadan çok zararı olur. Konuşma aralarında, çocuklarınızın olumlu özelliklerinden de bahsedin. Sürekli açık olun, gerçek duygu ve düşüncelerinizi yansıtın. Güvenin ve güven kazanın, karşı tarafın ihtiyaçlarına saygı gösterin. Sorunları açık bir şekilde tanımlayın. Çocuklarınız konuşurken başka işlerle meşgul olmayıp, onlarla göz teması kurarak ve içtenlikle dinleyin. Birlikte çözüm üretmeye çalışın. Önce onun önerilerini alın ve önerilerini küçümsemeyin, yargılamayın. İki taraf içinde uygun olmayan önerileri birlikte eleyin. Alınan kararın nasıl uygulanacağını ayrıntılı olarak konuşun. Herkesin üstlenmesi gereken sorumlulukları dile getirin. Çıkabilecek sorunları tartışın, önlemleri hakkında konuşun. İlişkilerinizde tutarlı, kararlı fakat esneklik payı bırakın. Çatışma durumunda ısrarlara karşı pes etmeyin kararlı olun.

       Ergenler hata yapabilir, önemli olan bu durumda bizlerin doğru davranabilmesidir. Asla tepkisel davranmayın. Sakin ve sabırlı olun. Çocuğunuz size öfkeyle bağırıyorsa ‘‘ bu davranışı kimden öğrendi’’ diye sormalısınız. Onu sakinleşince dinleyebileceğinizi söyleyin. Sakinleştikten sonra onu dinleyin, onu anladığınızı gösterdikten sonra kendi duygularınızı paylaşın.

      Bazı durumlarda ergen konuşmak istemez. Yapacağınız telkinler, öğütler onun için anlamsız ve boş gelecektir. ‘‘ Konuşmak istersen ben her zaman buradayım ve seni dinlemek isterim’’ demeniz yeterlidir.

      Çocuklar bütün beklentilerin üzerine yöneltildiği, aşırı korunan, her dediği yapılan, aşırı övgü kendilerini oldukları gibi görmelerini engeller. Anne-babanın iyi bir gözlemci olması çocuğunun ilgi ve yeteneklerini iyi gözlemlemesi gerek. Kendi güçlü ve güçsüz yanlarını, doğru ve yanlışlarını fark etmesi, kendini tanıyabilmesi hangi durumlarda ne yapıp, ne yapmayacağını bilmesi önemlidir.

      Anne-babaların ergenle doğru iletişim kurabilmesi çatışmaların olmayacağı anlamına gelmez. Doğru iletişim, ergenlik süreci içerisinde oluşabilecek olumsuzlukları en aza indirgemiş, önlemiş olur. Ergenlik süreci sonunda kendini tanıyan, öz güven sahibi, başarılı bir genç olarak hayata geçmesine destek ve yardımcı olur. Bazen anne-baba olarak ne kadar çabalansa da, ergenin olumsuz davranışlarının önüne geçilemez, bir türlü iletişim kurulamayabilir. Bu durumda yardım almaktan çekinilmemelidir.

HAYAT ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ

 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ÖĞRETMENİ

HAYRİYE TÜRKÜCÜ

Bursa`da alanında hizmet veren yaklaşık bir çok özel eğitim ve  rehabilitasyon merkezi bulunmaktadır. Artan  göçler ile nüfus sürekli olarak artmaktadır. Bursa`da artan nüfusun yanında istisnai bir durum oluşturan gerekli bilgilendirmenin tam anlamıyla yapılmamış olması Özel gereksinim gerektiren bireylerin eğitimi ile alakalı bilgilendirmenin yeteri kadar ulaşmadığı noktalar doğurmaktadır.

Bu duruma gerekli donanımı ve birikimi olmayan bir kaç girişimde eklendiğinde en önemli sorun ortaya çıkmaktadır. Ulaşılamamış bir kitle ve ulaşılmasına rağmen eksik bir hizmet alan diğer kitle…

Kurumumuz mümkün olduğunca bu sorunu  ortadan kaldırmak adına,

Bursa`da Rehabilitasyon Merkezlerinde

olması gereken uzman kadrosu ile, Özel gereksinimi olan bireylerin kas, dil, bilişsel, sosyal ve günlük yaşam beceri alanlarında bağımsız düzeye gelebilmeleri için özel eğitim ilkeleri doğrultusunda bireysel farklılıklara uygun eğitim ortamı hazırlayan, bireye özel materyal geliştiren ve yetersizlik alanlarına yönelik yeni programlar üreten markalaşmış bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi olmaktır.

Bursa`da özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri içinde tedavi gören çocuklar arasında down sendromu, otizm başta olmak üzere bir çok Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Hizmeti gerektiren rahatsızlığın tedavisi uygulanmaktadır. Fakat bazı ebeveynler bu yapılanma sürecinde çeşitli nedenlerden dolayı katılmamaktadır. Bunun önüne geçmek adına çalışmalarımız devam etmektedir.

Bursa`da ve Türkiye`de rehabilitasyon merkezleri seçerken velilerimizin dikkat etmesi gereken noktalar hakkında bilgi almak için tıklayınız…