Yazılar

Bursa`da Rehabilitasyon merkezimizde de

genel de olduğu gibi,  zihinsel engele sahip çocuklar 3 grupta ele alınmaktadır;

A-İleri Derecede zihinsel Engelliler:Bu çocuklar; klinik bakıma muhtaç, zeka bölümü sürekli olarak0-25 arasında olup da hayata kesinlikle uyum sağlayamayan ve sağlık kurumlarında devamlı klinik bakıma ihtiyacı olan engellilerdir.

 Aileye öneriler

 1)     İleri derecede zihinsel engelli çocuklarda yaralayıcı davranışlar; saçını çekme. Kafasını vurma v.b. davranışlar ortaya çıkmaktadır. Bazı uzmanlara göre bunun nedeni çocuğun çevresel ve sosyal uyaranlardan aşırı derecede soyutlanmasıdır. Bu durumda çocuk gereksinim duyduğu ancak çevresinden alamadığı uyaranları kendisi yaratmaktadır. Çocuğun kendine zarar verici bu davranışlarını azaltmak için çocuğa uyarıcı zenginliği sağlayınız.

 2)    İleri derecede zihinsel engelli çocukların düşük düzeydeki işlevleri nedeniyle eğitim programlarında öz bakım (tuvalet alışkanlığı, yemek yeme v.b.) dil ve hareket becerilerine daha fazla önem verilmelidir.

 3)    İleri derecede zihinsel engelli çocuğun basma kalıp ve  kendini  yaralayıcı davranışlarını iyileştirmede yaygın olarak davranış değiştirme yöntemi uygulanmaktadır. Davranış değiştirme yönteminde istenilen davranışı arttırmak istenilmeyen davranışları azaltmak yada ortadan kaldırmak için tutarlı olarak pekiştireç yada cezalandırma yöntemleri uygulanmaktadır. Pekiştirme zaman geçirilmeden ve açık bir biçimde yapılmalıdır. Örnek (çocuğa ilgi gösterilmesi gibi sosyal nitelikte bir pekiştireç olabilir.)

 4)    İleri derecede geri zekalı çocuklar bir defa da pek çok kavramı öğrenemezler. Bu nedenle kavramlar çocuğa tek tek öğretilmelidir. Bir’ kavram iyice öğrenilmeden diğerine geçilmemelidir.

 5)    Kısa, basit ve somut komutlara çocuk alıştırılmalıdır. Olumsuzdan daha çok olumlu ifadeler kullanılmalıdır.

 6)   Acele ve telaşlı emirler yerine sakin ifadeler kullanılmalıdır.

 7)   Güven sarsıcı durumlardan (sözlerle, isteklerden) kaçınılmalıdır. Çocuğu başkalarıyla kıyaslamayın, davranışlarından ötürü eleştirmeyin, şiddete (dayak ) baş vurmayın.

B-Öğretilebilir Düzeyde Zihinsel Engelliler

 Zeka bölümü çeşitli ölçeklerde 25-44 arasında olup da sağlık kurumlarıyla işbirliği içerisinde gerçekleştirilebilecek özel eğitim ve rehabilitasyona muhtaç olan engelli çocuklardır

 Aileye Öneriler

  1)  Var olan yeteneklerini en iyi kullanılabilir duruma getiriniz.

 2)  Öğretilebilir düzeydeki çocuklar görmek ve işitmekten çok yaparak öğrenirler. Öğrenmede işitme ve görmede önemli olmakla birlikte yaparak öğrenmede daha yararlı sürekli sonuçlar sağlar. Çocuğun evdeki faaliyetlere katkıda bulunmasını sağlayın.( Örneğin, yattığı yatağı düzeltmesi, masaya bardak ve tabak yerleştirmesi v.b.)

 3)    Öğretilebilir düzeydeki çocuklar başkalarının istediklerini değil, ilgi duydukları şeyleri öğrenirler.

 4)    Pratik hayatta kendine yetecek kadar temel beceri ve alışkanlıkları kazandırmak gerekir. (örneğin, yemek yeme, tuvalet alışkanlığı v.b. kazandırma)

 5)    Aşırı koruyucu ve kollayıcı tavırlarla bağımsızlıklarının engellenmesini, kötüye kullanılmasını, İstismar edilmesini önleyici tedbirler almak gerekir.

 6)    Boş zamanlarını yaralı bir şekilde değerlendirmesini sağlayıcı faaliyetlerde bulunmasını sağlayın ( Örneğin, televizyon seyretmek, arkadaşlarıyla oyun oynaması v.b.)

 7)    Her yaşantı her çocuk için ayrı bir anlam taşır Çocukların toplumla etkileşmesine ve değişik yaşantılarda bulunmasını sağlayın.

 8)    Güven sarsıcı durumlardan ( sözlerle, isteklerden ) kaçınılmalıdır. Çocuğu başkalarıyla kıyaslamayın, davranışlarından ötürü eleştirmeyin.

 9)    Öğrencinin başarılı çalışmaları mutlaka görülmeli, değer verilmeli ve gerekirse ödüllendirilmeli

  C-Eğitilebilir Düzeyde Zihinsel Engelliler

Zeka bölümleri çeşitli ölçeklerle sürekli olarak (45-75) arasında olan engelli çocuklardır. Gerilik derecesine göre (8-12 ) yaş seviyesinde bir zekaya sahip olabilirler.

Aileye Öneriler

1)    Eğitilebilir zihinsel engelli Çocuğu bu özrü ile kabullenin,

 2)    Eğitilebilir zihinsel  engelli çocuklar zeka, akademik başarı, sosyal uyum yönünden yaşıtlarından geri olduğu için dışlamayınız, küçümsemeyiniz, eleştirmeyiniz, kıyaslamayınız.

 3)    Eğitilebilir zihinsel engelli çocuktan yapabileceğinden fazla başarı beklemeyiniz.

 4)    Eğitilebilir zihinsel engelli çocuğun eğitiminde sabır ve hoşgörü göstermezseniz, çocuğa destek olmazsanız çocuğun var olan ilgi, yetenek ve İsteğini köreltmiş olursunuz. Çocuğun sorularına basit ve kısa kelimelerle (anlayacağı) şekilde cevap vermeye çalışınız.

 5)    Çocuğun sosyal ilişkilerini geliştirmesi için arkadaşlarıyla oynamasına. yeni arkadaşlıklar edinmesine müsaade edin. Evde kapalı kalması Çocuğun sosyal yönünü geriletecektir.

 6)    Çocuğun temel eğitimi sonrasında, aile çevresinin de kolayca takip edilebileceği bir iş yerinde meslek edinmesi sağlanabilir.

 7)    Öğretmenle sıkı diyalog kurulmalı, sınıftaki çalışmaların devamının evde de sağlanması mümkün olmalı.

 8)    Çocuğun basit komutlara alışması için evde egzersizler yapılmalıdır.( bardağı getir’ koltuğa otur / git- gel v.b.)

  II-AĞIR ÖĞRENENLER   Çok geç ve güç öğrenirler, genelleme yapamazlar, dikkati dağınık ve dikkat süresi kısadır. soyut şeyleri çok zorlukla öğrenirler, öğrendiklerini çok çabuk unuturlar, kolayca yorulur ve sebatsızdırlar, kendilerine olan güvenleri azdır, oyun ve toplum kurallarına uymakta zorluk çekerler, bazen hiç uymazlar.

 Aileye Öneriler

 1)   Çocuğunuzda herhangi bir problem ( geç, güç öğrenme, unutkanlık v.b.) farkettiğinizde öğretmeniyle hemen diyaloğa girin ve bir rehberlik uzmana ulaşarak problemin kaynağını araştırın.

2)    Çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin, çevreden gizlemeyin. Kıyaslayıp-eleştirmeyin.

3)    Aşırı derecede koruyucu olmayın. Bu, çocukta kendine güveni azaltır.

4)     Çocuğa yapabileceği işleri yaptırın. Başardığı işlerde teşvik edin, ödüllendirin

5)  Basit sözcükler ve kısa cümleler kullanınız.

6)  Çocuğunuzdan zihinsel olarak ne yapmasını istiyorsanız, tam ve açıkça söylemelisiniz. Yani genel ifadelerden çok  özel  ifadeler kullanmalısınız.  Eşyalarını ortadan kaldır ifadesi yerine “oyuncağı yerine koy” ifadesi kullanılmalıdır

7)     İsteklerinizde ve koyacağınız kurallarda tutarlı olun Ne zaman nasıl davranış bekleniyorsa çocuğunuza bunu anlatın ve bu beklentinizi bir daha değiştirmeyin. Böylece çocukta karalı davranışlar gelişecektir. Kararsız olursanız, çocuk paniğe kapılabilir.

8)  Çocuğunuza acele komutlar yerine yavaş ve basit komutlar veriniz. Tehdit etmekten sakının. Tehdit, çocuklar üzerinde bir çok olumsuz etkiler yapar;çok yapıldığında çocuklar hiç aldırmaz ve davranış bozukluğu düşmanlık duygularını teşvik eder.

9)     Bu çocukların kasları tam gelişmemiştir. Bunu sağlamak amacıyla el temrinlerine vebecerilerine yer verilmeli ( kaba boyama, çamur- hamur gibi maddelerleoynama, makasla kağıt kesme, boncuk dizme)

10) Çocuğa öz bakım becerileri öğretilmelidir. ( Giyinme, kendi kendine yemek yeme, yıkanma v.b)

11) Öğretmenin okulda vermiş olduğu derslerin evde de devam edebilmesi için çocuğunuzun ödevlerini takip edin, sık tekrar yaptırın. Çocuğunuz çabuk sıkılacağından (ağır öğrenen çocukların temel özelliğidir), sıkıldığında etkinliği bırakın, sevdiği bir şeyi yapmasına izin verin (tv. seyretme, oyun oynama vb) sonra tekrar etkinliği çalışın. Bu şekilde dikkat dağınıklığını da engelleme olanağına sahip olursunuz.

Kaynak

 

Webrazzi Arena’da sahneye çıkan girişimlerden Otsimo.com, otizmli bireyler ve ebeveynleri için ücretsiz, açık kaynaklı uygulamalar geliştiriyor.

Aldoru Gürdilek, Zafer Elcik ve Sercan Değirmenci tarafından hayata geçirilen Otsimo, otizmli bireylerin eğitimle daha rahat bir hayat sürdürebilmeleri için çözümler sunuyor. Gelişmekte ve az gelişmiş ülkelerde eğitimsizlik ve ödeneksizlik yüzünden iyileşemeyen otizmli bireylerin hayatını değiştirmek istiyor.

Hatırlatmak gerekirse kalıtımsal kökenli otizm, beynin gelişimini engelleyen bir hastalık ve kesin bir tedavisi bilinmiyor. Otsimo da bu noktada bilinen en iyi çözüm olan ‘eğitim’e odaklanıyor. Otizmli çocuklar ve aileleri için oyun ve eğitim uygulamaları geliştiriyor.

Sercan Değirmenci, Türkiye’de 352 bin otizmli çocuk olduğunu ve bunların sadece 21 binin eğitim aldığını paylaştı. Değirmenci’nin paylaştığı bilgiye göre otizmden muzdarip çocuk sayısı Türkiye’de kanserli hasta sayısının 3 katı kadar ve otizmlilerin eğitimi için ciddi bir ücret ödemek gerekiyor.

Sosyal fayda odaklı Otsimo, aileleri ‘kendin öğret’ (self teaching) sistemiyle harekete geçmeye ve aktif rol almaya davet ediyor. Abonelik modeli ile çalışan uygulama daha fazla analitik bilgiler isteyen eebeveynler için düşük ücretler talep ederek masraflarını karşılamayı amaçlıyor.

Açık kaynaklı ve ücretsiz olarak uygulamalar geliştiren Otsimo.com‘a oyun veya eğitim materyali ekleyerek de destek olabilirsiniz.

Kaynak : Webrazzi

Toplumların geleceği olan çocuklar, günümüzün en yaygın ve etkin kitle iletişim aracı olan televizyondan etkilenmektedirler. Televizyondan etkilenme düzeyleri çocukların yaşlarına, gelişimlerine, ailesel ve çevresel faktörlerine, izledikleri programların içeriklerine bağlı olarak farklılıklar göstermektedir. Televizyonun çocuklar üzerindeki etkileri, olumlu olduğu kadar olumsuz da olabilmektedir. Çocuğun dış dünyayı tanıması ve anlamlandırmasında televizyonun olumlu etkileri vardır. Önemli olan televizyonun doğru ve bilinçli bir biçimde kullanılmasıdır. Ancak günümüzde çocuklar çoğu zaman eğitici-öğretici yayınlardan çok, ailelerinin tercih ettikleri programları izlemektedirler. Televizyondan gönderilen mesajlar karşısında korunmasız olan çocuğun, yaşamının belli dönemlerinde bu kaydedilen mesajlar açığa çıkmaktadır. Bazı televizyon programları çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimine olumlu etkilerde bulunurken bazıları ise son derece olumsuz etkilere yol açabilmektedir. En yaygın ve etkin toplumsallaştırma araçlarından biri olan televizyon yanlış kullanıldığında ise aile içi ve dışı toplumsal ilişkileri en alt düzeye indirmesi bakımından çocuğun toplumsallaşmasının baş düşmanı olabilmektedir.

Televizyonun etkileri olumlu ve olumsuz etkiler şeklinde ayrılabilmektedir. Televizyon izleyen çocuklarda öncelikli olarak ders çalışmaya karşı isteksizlik, okuma alışkanlığının yerleşmemesi, şiddete başvurma ve saldırganlığın artması, kendini doğru bir biçimde ifade edememe, kendini televizyondan izlediği kahramanın yerine koyarak gerçeklerden uzaklaşma, toplumsal ilişkilerde güçlüklerle karşılaşma ve uzun süre televizyon karşısında kalmanın yarattığı çeşitli sağlık sorunları televizyonun olumsuz etkilerinin birer sonucudur

Ebeveynler tarafından belki de çok fazla üzerinde durulmayan bu olumsuz etki çocuklarda algılama ve bir konuya odaklanamama gibi sorunlara neden olabilmektedir. Hatta küçük yaşlardan itibaren çok fazla televizyon karşısında zaman geçiren çocuklarda geç konuşma ya da cümle kuramama gibi sorunlarla da karşılaşılabilmektedir. Bu sorunlar daha ileriki yaşlarda, örneğin okul çağındaki çocuklarda da derslere ilgisizlik ve algılama güçlüğü şeklinde kendini göstermektedir.

televizyon_izlemeEğer televizyon doğru ve bilinçli bir biçimde kullanılırsa, eğitsel içerikli programlarla çocuğun dikkatini yoğunlaştırma süresini arttırabilmektedir.

Televizyonun çocukların gelişimi üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini inceleyecek olursak;

Televizyonun Çocuğun psikolojik-zihinsel-Duygusal ve Fiziksel Gelişimine Olan Etkileri incelendiğinde, Televizyonun çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimine olan etkilerinde, bazı televizyon programları çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimi için yararlı olabilirken, bazıları ise önemli sorunları beraberinde getirebilmektedir. Araştırmalar çocukların televizyon sayesinde birçok zihinsel beceriyi öğrendiklerini göstermektedir. Özellikle okul öncesi döneme yönelik hazırlanan programları izleyen çocukların daha fazla sıfat, eylem, isim bilgisine ve sözcük dağarcığına sahip oldukları, aşırı derecede televizyon izleyen çocukların ise diğer faaliyetlerinin engellendiği, hareketsiz kaldıkları ve diğer çocuklarla iletişim kurmakta güçlük çektikleri gözlemlenmektedir. Yine aşırı derecede televizyon izleyen çocuklarda olumsuz psikolojik gelişimler görülmektedir. Hırçınlık, huzursuzluk, korku, endişe gibi davranış değişiklikleri, çocukların başlıca sıkıntıları olarak ön plana çıkabilmektedir. Fiziksel gelişimine olan etkilerine bakıldığında, uzun süre televizyon karşısında oturan çocukların yatma saatlerinin geciktiği ve uyku probleminin ortaya çıktığı görülmektedir. Çocukların saatlerce televizyon karşısında oturmaları hareketsizliğe ve sonucunda şişmanlamalarına yol açmakta ve sürekli yorgunluk hissetmelerine neden olmaktadır. Yine uzun süre yere yüzü koyun yatıp, dirseklerini yere dayayarak kıpırdamadan televizyon izleyen çocuklar, eklem rahatsızlıkları çekebilmektedirler.

Televizyonun Çocuğun Toplumsallaşmasına Olan Etkileri İncelendiğinde, Toplumsallaşma, bireyin içinde bulunduğu veya bulunacağı sosyal hayatın asgari gereklerine hazır ve uygun hale gelmesini sağlayan öğrenme ve uyum süreçlerinin tamamına denir. Televizyon da olumlu ya da olumsuz program içerikleriyle birlikte en yaygın ve etkin toplumsallaşma aracıdır. Televizyonun çocuğun toplumsallaşmasına olan olumlu etkilerinde çocuk; izlediği herhangi bir eğiticibilgilendirici programdaki içeriği, programı izleyen diğer arkadaşlarıyla paylaşarak bir sosyal ortamın doğmasını sağlayabilir. Yine televizyonun sunduğu modelleri taklit eden çocuk, bunları başka bir ortamda yeniden sunar, dramatize eder ve sonuçta toplumsallaşır. Aile yaşamının bir parçası olan televizyonun yayınlarında aile fertleri bir araya gelmekte, program seçimleri beraber yapılmakta ve bunlar üzerinde farklı yorumlar paylaşılmaktadır.

tv_cocukTelevizyonun çocuğun toplumsallaşmasına olan olumsuz etkilerine bakılacak olursa; öncelikle uzun süre televizyon karşısında kalmak çocuğun çevresine olan ilgisini azaltır. Böylece çocuk arkadaşlarıyla oyun oynamak, aile fertleriyle bir arada olmak, spor yapmak, resim yapmak, sinematiyatroya gitmek gibi toplumsal faaliyetlerden uzaklaşır. Televizyonda izlediği her şeyi ‘gerçekmiş’ gibi kabul edip, yanlış tutumlar sergileyebilir.Ayrıca uzun saatler televizyon karşısında kalan çocuk giderek düşünme ve yorum yapabilme yeteneklerini yitirir. Programların bir çoğunda kullanılan yanlış ifadeleri, argo sözcükleri benimser ve toplumsal hayatta kullanmaya başlar. En önemlisi de televizyon karşısında izlediği şiddet içerikli programlar sonucunda şiddeti günlük hayatın bir parçası kabul ederek şiddete yönelebilir. Bu da çocuğun toplumsallaşmasında son derece olumsuz etkilere yol açabilmektedir.

 Televizyonun Çocuğun Beslenme Alışkanlıklarına Olan Etkileri  İncelendiğinde,   Televizyonun çocuklar üzerindeki bir etkisi de beslenme alışkanlıklarına yöneliktir.   Medyanın toplumu yönlendirme ve ikna etme gücü, ailelerin özellikle çocukların beslenme alışkanlıkları ile besin ürünleri satın alma ve tüketme kararlarını pozitif veya negatif etkilemektedir< Özellikle televizyonda yayınlanan hazır gıda reklamları bu yaş grubu çocuklara yönelik mesajlar içermektedir. Bu etkisi ise onları reklamı yapılan gıda ürününe sahip olmaya yönlendirmektedir. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları yerini tek tip ve çe- şitli katkı maddeleri içeren fast-food veya benzeri beslenme şekline bırakmaktadır. Televizyon izleme süresinin artması beraberinde fiziksel aktivitenin azalmasını ve öğün dışı fazla hazır gıda tüketilmesinin artmasını getirmektedir. Bu durum ise çocuklarda obezite riskini arttırmaktadır. Yine herhangi bir besin maddesini sevmeyen bir çocuk, o besin maddesinin reklamlarını televizyonda izlediğinde, bir süre sonra reklamın etkisinde kalarak o besini yemeye başlayabilmektedir. Şeker bakı- mından zengin, protein bakımından fakir gıdaların, birçok katkı maddesini bünyesinde barındıran gıda ürünlerinin televizyondaki reklamları çocukları satın almaya yönlendirmektedir. Çocukların sağlıklı beslenme alışkanlığı edinmeleri, ancak ailelerin bilinçlendirilmeleri ve çevresel faktörlerin pozitif olmasıyla mümkün olacaktır.

Çocuğun televizyon programlarından olumsuz etkilenmemesi için ailelere önemli görevler düşmektedir.

  1. Televizyon izleme davranışını günde bir-iki saatle sınırlandırmak
  2. Televizyonda neyi seyrettiğinden haberdar olmak için içerikleri kontrol etmek
  3. Televizyonda gördüğü ve anlayamadığı şeyleri açıklamak
  4. Televizyon önünde yalnız kalmasını önlemek
  5. Televizyonu bir ödül ceza aracı olarak görmemesine zemin hazırlamamak
  6. Televizyondan bir çocuk bakıcısı olarak yararlanmasına fırsat vermemek
  7. Televizyon izleyerek bütün boş zamanını doldurmasına izin vermemek
  8. Televizyonda sadece reklam ve video kliplerle uyarılmasına izin vermemek
  9. Televizyon eşliğinde yemek yeme alışkanlığını kazandırmamak
  10. Televizyonda izlediği belirlenmiş programın bitiminde televizyonu kapamak.

  ZİH. ENG. SIN. ÖĞRTMN.

  İskender TÜRKÜM

Kardeş ilişkileri en küçük kardeşin doğumundan yaşamın sonuna kadar devam eden, diğer ilişkilerden daha uzun süren bir ilişki olarak tanımlanmaktadır. Bu tip bir ilişkiyi olumlu bir şekilde sürdürebilmek, diğer bir kişinin istek ve duygularını anlamada iç görüyü, davranışlarının ve yetersizliklerinin nedenleri konusunda anlayışı gerektirmektedir. Bu tür sosyal biliş yetenekleri, kişiler arası davranışın niteliğini zenginleştirebilmektedir. Özel gereksinimi olan bir çocuğun aileye katılımı engelin doğası nedeniyle aile içi ilişkileri etkilediği gibi kardeş ilişkilerini de etkilemekte, ailenin dengesini değiştirmekte ve tekrar bu dengeyi kurmak için aile üyelerini zorlamaktadır. Bazı aileler çocuklarından engelli kardeşini kabul etmelerini bekleyebilirler. Bu durum normal gelişim gösteren kardeşlerin kaygı ve kıskançlık gibi içsel duygular yaşamalarına neden olabilir. Ebeveynler çocuklarının mutsuzluğunu fark edebilir ve problem durumunu reddedebilirler. Kardeşler, bir vekil ebeveyn olarak kendi ebeveynlerinin sağladığı yardım ve destek ile bir ailenin her zamankinden daha çok sorumluluğunu üstlenirler. Engelli kardeşlerin bakımı konusunda aldıkları sorumluluktan baskı hissedebilirler. Engelli olmayan çocuklar engelli kardeşinden ailenin ev işlerine yardımcı olmaları beklenmemesinden dolayı kıskançlık duyabilirler. Engelli kardeşlerine duydukları kıskançlık, düşmanlık, kızgınlık duygularından dolayı normal gelişim gösteren çocuklar suçluluk duyabilirler. Kendini diğer çocuklardan, ailesini diğer ailelerden farklı görebilir. Engelli kardeşlerini kendi akran gruplarına dahil etme konusunda arkadaşlarına gücenebilir ve engelli bir kardeşe sahip olmaları nedeniyle akran tepkilerini yaşayabilirler. Engelli kardeşin fiziksel özellikleri veya uygun olmayan davranışları nedeniyle utanma hissedebilirler.

  1. Kıskançlık;Kızgınlıktan daha kolay olarak gelişebilen bir duygusal tepkidir. Özellikle engelli kardeş nedeniyle ebeveynleri açısından önemlerini yitirdikleri kaygısıyla kıskançlık hissedebilmektedirler. Engelli kardeş ebeveynin ilgisi ve sevgisi için bazen bir rakip veya yarışmacı olur. Sıklıkla bu normal gelişim gösteren kardeşin ebeveynlerin dikkatini çekebilmek için okulda ve evde davranış problemleri sergileyebilirler. Örneğin, okulda akademik ve davranışsal problemler çıkarmaları, yalan söylemeleri veya beklenmeyen garip davranışlarda bulunmaları, kıskançlık sonucu ortaya çıkan davranış değişikliklerindendir.
  2. Düşmanlık;Kıskançlık duygularının yol açtı doğal bir tepkidir. Çocuklar yetişkinlere göre olaylara daha kişisel bir açıdan bakarlar. Engelli kardeşinin engel durumunu tüm sorunlarının kaynağı olarak görüp, zihinsel engelli kardeşine karşı düşmanlık hissedebilirler. Bu duygular fiziksel saldırganlık, sözel taciz ve alay etme şeklinde kendini gösterir. Bazı örneklerde düşmanlık, itaatsizlik ve terbiyesizlik gibi tepkilerle ebeveyne yönelir.
  3. Suçluluk;Normal gelişim gösteren kardeşler sıklıkla suçluluk duyarlar. Fakat bu tepkiler ebeveynlerin gösterdiği suçluk duygularından farklıdır. Kardeşlerin suçluluk duyguları engelli kardeşleri hakkında olumsuz duygulardan kaynaklanabilir ya da engelli kardeşine kötü davranmanın bir sonucu olabilir.
  4. Keder;Çocuklar zihinsel engelli kardeşleri için keder duyarlar. Onların bu kederleri sıklıkla ebeveynlerinin üzüntüsünü yansıtır.
  5. Korku;Normal gelişim gösteren çocuklar aynı zamanda korkuyla karşılaşırlar. Onlar gelecekte kendilerinin ya da çocuklarının zihinsel engelli olabileceğinden korkarlar. Ayrıca ileride engelli kardeşinin tüm bakım sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalabilecekleri endişesini duyarlar.
  6. Utanma ve Sıkıntı;Engelli kardeşi olan normal gelişim gösteren çocukların sıklıkla yaşadıkları duygusal durumlardır. Çocuk engelli kardeşinden utanabilir, onunla birlikte gezmekten ve görünmekten sıkılabilir. Araştırmacılar sıkıntının derecesinin engelin derecesi, engelli çocuk ve kardeşinin yaşıyla ilişkili olduğunu ileri sürmektedirler.

Reddetme; Normal gelişim gösteren çocuklar engelli kardeşlerini reddedebilirler. Genellikle reddetme, kardeşin durumundan dolayı sevgi ve ilgi göstermeme şeklinde görülebilir.

Yaşanan tüm bu duygusal ve davranışsal tepkiler, kardeşten kardeşe değişiklik göstermektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar kardeşlerin tepkilerinin olumludan olumsuza doğru geniş bir alana yayıldığını göstermektedir. Engelli kardeşin duygusal etkisi mutlaka zarar verici değildir. Aslında birçok ailede herhangi bir engeli olmayan çocuklar bile birbirlerine karşı olumsuz duygular hissedebilirler. Lawenius, engelli kardeşi olan çocukların aile dinamikleri ile ilişkili yoğun baskılara maruz kalmaları nedeniyle bir dizi davranışlar gösterdiklerini ve bu karşı davranışların, çocukların engelli kardeşlerini anlamaya, onun engeli ile başa çıkmaya veya engelli çocuğun yaşamını daha iyi hale getirmek için ebeveynlerinin kendilerinden beklediklerini yapmaya çalıştıklarında meydana geldiğini belirtmektedir.

Çocuğun engelli bir kardeşi olmasından kaynaklanan bazı olumlu özelliklere de sahip olabileceği konusunda da birçok çalışma bulunmaktadır. Engelli bir kardeşle büyümek, normal gelişim gösteren çocuklarda bireysel farklılıklara ilişkin anlayış, duyarlılık, sorumluluk, yeterlik duygularıyla engelli kardeşin büyüme ve gelişimine katkıda bulunmaktan dolayı gurur duyma ve kendinden memnuniyet duygularının gelişimine katkıda bulunabilmektedir. Engelli bir kardeşle birlikte yaşamanın normal gelişim gösteren çocuklarda daha ilgili ve empatik olmayı ve de bireysel farklılıklara karşı daha hoşgörülü olmayı sağladığı vurgulanmaktadır. Engelli bir kardeşin bakım sorumluluğunu üstlenme normal gelişim gösteren kardeşin ebeveyn rollerini öğrenmesinde önemli bir sosyalleşme olanağı sağlamaktadır.

BURSA HAYAT ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ 

İSRAFİL İBRAHİMOĞLU

ZİHİNSEL ENGELLİLER SINIF ÖĞRETMENİ

Okul korkusu, ’’Okul çağı içindeki çocuğun okula gitmeme yönünde direnmesi, arkadaşlarını kabul etmemesi ve ağlamak gibi tepkiler geliştirmesi’’ olarak tanımlanıyor. Okul korkusunun, çocuğun eğitim alacağı ortama uyum sağlamasını engeller. Çocuk ailesinin kendisini oraya bıraktığını, almayacağını bile düşünür. O yüzden bazı çocuklarda okul korkusu gelişebiliyor.

Okul korkusunun birçok nedeni vardır. Bunların en önemlisi, ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkidir. Aşırı korumacı ailelerin çocuklarında çok fazla görülür. Çocuk anneden ya da babadan okul nedeniyle ayrıldığı zaman kendisini savunmasız ve zayıf hisseder, bu nedenle onu koruyacak kişiler yanında bulunmadığı için okula karşı bir korku beslemeye başlar. Bunun yanında çocuk kendisini terk edilmiş hissedebilir, terk edilmiş hissine kapılan çocuk yine doğal olarak okula karşı öfke ve korku yaşayacaktır.

Bu çocuklarda görülebilinecek problemler;

  • Baş ağrıları,
  • Karın ağrıları, bulantı
  • İştahsızlık, keyifsizlik,
  • Okul sorumluluklarının yerine getirilmesinde aksamalar,
  • Ortada bir neden yokken gözyaşlarına boğulma,
  • Alıngan ve sinirli ola .

Çocuğun ev içerisinde yaşadıkları bu durumu tetikleyen en temel nedendir. Çocuklara bu dönemde aşırı baskı yapmamak, onlara şiddet ve benzeri davranışlar göstermemek gerekir. Okul korkusu yaşayan çocukla açık ve net bir şekilde konuşulmalı, okula gitmesinin gereklilikleri anlatılmalı ve onu rahatlatacak, ona güven verecek sözler söylenmelidir. Çocuğun okulu istememesinin  nedeni  olan sorunu bulup bunu çözmek için çaba gösterilmelidir. Öğretmen ve aile sürekli iletişim halinde olup en kısa şekilde durumun nasıl çözüleceğine dair fikir alışverişi yapmalıdır. Farkında olmadan ya da bilmeden, çözüm gibi görünen ancak çocuğa zarar verebilecek davranış ve konuşmaların çok fazla olabileceği bu hassas dönemin, çocuğun bütün yaşam kalitesine mal olabileceğini de düşünmek gereklidir. Bunun için bazı durumlarda profesyonel destek almak en doğrusudur.

OKULA YENİ BAŞLAYACAK ÇOCUKLARIN AİLELERİNE TAVSİYELER 

  • Çocuğunuz ilk defa okula gideceğinden bu durum sizi de kaygılandırabilir. Ancak bu noktada çocuğunuzu okula gidip takip etme isteğinize yenilmemeli, kendinizi kontrol altına almalısınız.
  • Çocuğunuza okula geliş gidiş saatleri hakkında bilgi vermelisiniz, bu durum onu biraz olsun rahatlatacaktır.
  • Çocuğunuzun öğretmeniyle olan ilişkisi de çok önemlidir.Öğretmeni hakkında olumlu konuşulmalıdır.
  • Çocuğunuz okuldan eve geldiğinde mutlaka onunla ilgilenmeli ve nasıl bir gün geçirdiğine yönelik sohbetler etmelisiniz.
  • Çocuğunuzun sabahları evden mutlu ve huzurlu bir şekilde ayrılmasını, sağlayınız onu güven verici konuşmalarla okula göndermelisiniz.
  • Ailesinin okula gelmesini ısrar  eden çocuğa, yumuşak ve yapıcı bir dille herkesin sorumlulukları olduğundan, örneğin, annenin evde kalıp yemek yapması gerektiğinden, babanın işe gidip para kazanması gerektiğinden bahsetmelisiniz.
  • Çeşitli aktiviteler, faaliyetler ve oyunlara katılımı konusunda onu teşvik edip desteklemelisiniz.

Okul korkusu olan çocukların  aileleri  tavır, davranış ve ilişkilerini düzeltmelidir, böylelikle çocuklarına sağlıklı, mutlu ve başarılı bir yaşam sunabilirler.

BURSA REHABİLİTASYON MERKEZİ – HAYAT ÖZEL EĞİTİM 

OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENİ

CEMİLE ERDİL

GELİŞİM

Çoğu kez birbiriyle karıştırılan “büyüme” ile “gelişme” sözcükleri, gerçekte birbirinden farklı kavramlardır; biri diğerinin yerini alamaz. Yapısal artışı dile getiren “büyüme”, bedende gerçekleşen sayısal değişiklikleri içerir. (Kilo, boy artışı gibi). Buna karşılık “gelişme” kavramı; düzenli, uyumlu ve sürekli bir ilerlemeyi dile getirmektedir. Gelişim, anne karnından başlayıp ölünceye kadar devam eden bir süreçtir. Her çocuğun gelişiminin farklı olduğunu unutmamalıdır. Bu nedenle çocuklarımızı bedensel, zihinsel, sosyal, duygusal yönden karşılaştırmamız gerekir.

GELİŞİM ALANLARI

  1. Fiziksel Gelişim

Döllenmeden itibaren beyinde, duyu organlarında ve bedenin diğer bölümlerinde meydana gelen tüm yapısal gelişmeler fiziksel gelişmedir.

  1. Psiko-motor Gelişim

Hareket gelişimidir.İnce ve kaba motor gelişimlerdir. İnce motor gelişim parmak kasları, el-göz koordinasyonu ile ilgili gelişmeyi  kaba motor gelişim ise emekleme, oturma, yürüme, zıplama, tek ayak üzerinde durma, topa vurma, merdiven çıkma…gibi diğer tüm hareketleri kapsar.

  1. Zihinsel Gelişim

Öğrenmeyi ve anlamayı içeren algılama, soyut düşünme, uzun süreli ve kısa süreli hafıza,  lisan, problem çözme, yargılama, dikkat…gibi tüm zihinsel işlevleri kapsar.

  1. Sosyal Gelişim

İnsan yavrusunun toplumun bir üyesi haline sosyalleşmesidir. Çocuk çevresinden etkilenen aynı zamanda çevresini de etkileyen bir varlıktır. Sosyal gelişim, bireyin öncelikle aile ve yakın akraba çevresine katılımıyla başlayan ve yaşının ilerlemesiyle diğer sosyal gruplarla (akran grupları, ana okulu, oyun grupları, ilköğretim, spor aktiviteleri…) devam eden ilişkilerinin gelişimsel özelliklerinin takip edilmesidir.

  1.  Duygusal Gelişim

Bireyin kendi duygularının farkında olması, duygularını uygun yollarla yani uygun jest, mimik gibi yüz ifadeleri kullanarak sözle de  ifade etmesi; diğer taraftan başkalarının duygularını da empati yoluyla anlayarak karşısındakine yansıtma yetisini içeren gelişim sürecidir.

  1.  Cinsel Gelişim

Cinsiyet organlarının büyüyüp gelişmesi sürecinde yaşadığı davranış değişiklikleriyle beraber, bu gelişim sürecinde doğan sorunlarla ilgili davranış değişikliklerini kapsar. Çocuğun anlayabileceği şekilde çocuklara bu değişiklikleri anlatılmalıdır.

  1.  Ahlak Gelişimi

Bu gelişim süreci, bireyin özünde yer alan ahlaki doğruların ve erdemlerin sosyal alandaki tezahürünü içerir. Buna göre birey, toplum değerlerini de içerisine katarak, kendine göre mukayeseli (doğru-yanlış, iyi-kötü…) bir ahlaki düşünce sistemi geliştirir.

  1.  Öz bakım Becerileri

Bireyin dışarıdan yardım almadan yaşamını sürdürebilmesi için gerekli temel becerileri (beslenme, tuvalet ve temizlik alışkanlıkları, giyinme-soyunma….) kazanmasına ilişkin konuları ele alan gelişim sürecidir. Çocuklarımıza öz bakım becerilerini gerçekleştirmeleri için fırsat tanınmalı ve kısıtlanmamalıdır. Çünkü çocuğun giyinme, beslenme, tuvalet alışkanlıkları anne-baba ve diğer kişiler üstlenip çocuğun üstünü giydirme, tuvaletten sonra altını temizleme, çocuğu bebek gibi besleme yapılırsa çocuk kendi kendine yetemez ve her zaman büyüklerine muhtaç olur. Bu şekilde de öz güven kazanılamaz.

 ÇOCUK GELİŞİM DÖNEMİNİN ÖZELLİKLERİ

 0-1 YAŞ ÇOCUKLARIN GELİŞİMİ  

 0-1 yaş döneminde bebek bütünüyle annesine ve çevresine bağımlıdır. Onun içinde temel gereksinmesi ´güven ve sevgidir. Bunu alamazsa ona ´güvensizlik´ egemen olacaktır. Çocuğun acıkması ´güvensizliktir, doyurulması´güvendir. Çocuğunun altının kirlenmesi ´güvensizliktir, temizlenmesi güvendir. Annenin uzaklaşması güvensizliktir, gelmesi güvendir. 0-1 yaş döneminde kazanılan güven duygusu hayatı boyunca sürecektir. Eğer güven duygusu gelişmezse çocuk kendine güvenmeyen birey olarak yetişecek ve hayatı boyunca güven ve güvensizlik ikilemi yaşayacaktır.

Bebeğin temel gereksinmeleriyle ilgili görünen güven ve güvensizlik ikilemi hayat boyunca sevgiyle ilgili olarak, başarı ile ilgili olarak, toplumsal korkularla ilgili olarak sürüp gidecektir.

1-3 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİMİ

 Tuvalet eğitiminin kazanıldığı bu dönem 2. ve 3. yaşları kapsar. Yürümeye ve konuşmaya başlamıştır. Kazanılan bu iki önemli yetenek sayesinde bağımsız hareket etmek ister. Sürekli oradan oraya koşuşturur, her yere uzanmak, her şeyi tutmak ister. Çevresini araştırmaya keşfetmeye çalışır. Aileler bu keşfetme zamanlarında çocuğa karşı çıkmamalı çocuğun kendi kendine bir şeyler öğrenmesine fırsat vermelidir ve onu bu yolda desteklemelidir. Su ile oynar, yemekleri döküp saçmaya başlar, isteklerini karşı çıkılmasına dayanamaz, ağlar, başına buyruk, ele avuca sığmaz, öfkeli bir çocuk olup çıkmıştır.

           Bu çağda çocukların inatçı olumsuz, hareketli karıştırıcı tutturucu olduklarını ve davranışlarında çelişkilerle dolu olduğunu unutmamak gerekir. Ayrıca bu olumsuzlukların geçici olduğunu 3 yaşında ortaya çıktığını bilmek yararlıdır. Ortadan kesici, batıcı, yarayıcı nesneler kaldırılmalıdır. Çocuğun rahat hareket edebileceği ortamlar hazırlanmalıdır. Değerli eşyalar çocuğun uzanamayacağı yerlere konmalıdır. Ama bunu yaparken her şeyi ortadan kaldırmak yanlış olur. Çocuk oynanmayacak bir şeylerle oynuyorsa yavaşça elinden alınmalı onun yerine ilgisini çekecek bir eşya veya oyuncak verilmelidir.

          Bu yaşlarda çocukların dikkatlerinin başka yöne kolaylıkla çekilebileceğini bilmek iyi olur. Böylece çocukla gereksiz yere kısır çekişmelere girilmemiş olur. Çocuk her an bir şey kıracak kendine veya eşyalara zarar verecek korkusuyla davranmak doğru bir hareket tarzı değildir. Çocuk bazı titiz annelerin yaptığı gibi belli bir alanda tutulmamalı, ev içinde oynama serbestisi tanınmalıdır. Sürekli olarak dur, otur, yapma ,elleme demekten kaçınmak yerinde olacaktır. Bu yaşlarda korkutmalara, sert cezalara ve dayağa başvurmak çok zararlıdır. Ancak çocuk ağlamasın diye her istediğini yerine getirmekten de kaçınılmalıdır. Çocuğun döküp saçmasına katlanarak kendi kendisini besleme kendi başına yemek yeme isteği desteklenmelidir. Üç yaşında çocuk kendi başına yemek yer duruma gelmelidir. Çocuk döküp her tarafı batıracak diye çocuk anne tarafından yedirilmemeli, çocuğun kendi kendine yemesi için desteklenmelidir.

3-6 YAŞ ARASI ÇOCUKLARININ GELİŞİMİ

Bu dönemde çocuk konuşkan, cıvıl cıvıl ve hayat doludur. Sürekli sorular sorar: “Anne bu ne?, Baba bunun adı ne?, Neden?, Niçin?,” soruları bitmek bilmez. Çocuğun soruları geçiştirilmemeli, çocuğun anlayabileceği şekilde anlatılmalıdır. Çocuğa yanliş bilgi verilmemelidir.Bir önceki dönemin inatçılığı gitmiş onun yerini uyumluluk ve söz dinlerlik almıştır. Bu dönemin en belirgin özelliği olan kendi işini kendi görmeye bayılır. Çok canlı bir hayal gücü vardır. Duyduklarını abartır, gördüklerini çarpıtarak anlatır. Olmamış şeyleri olmuş gibi anlatır. Çizikler, sıyrıklar ve küçük yaralanmalardan çok etkilenirler. Bir damla kan görse bağırır, ağlar. Kız veya erkek olduğunu ayırt eder. Anne babaya benzeme çabası içine girerler. Kız çocuğu anneye hayrandır, anneyle bir arada bulunmaktan, onunla mutfakta iş yapmaktan çok hoşlanır. Annenin hoşuna gidecek işleri yapmaya özen gösterir. “Bak anne ben ne yaptım” diyerek ondan övgü bekler. Anneyi giyinirken, soyunurken, süslenirken izlemeyi çok sever, dudaklarını boyamaya annesinin topuklu ayakkabılarını giymeye bayılır. Erkek çocuklar da babaya hayrandır. Onun gözünde babadan daha becerikli, daha akıllı ve daha güçlü kimse yoktur. Arkadaşlarına “Benim babam senin babanı döver” diye tartışmaya girişir.

          Kızın anneyi benimsemesi, erkek çocuğunun da babayı örnek alması kişiliğin gelişmesinde en önemli olaydır. Erkek çocuk erkek kimliğini babaya benzeyerek, kız çocuk ta kız kimliğini anneye benzeyerek kazanır.

Bu dönemde oyun çocuklar için ayrı bir özelliğe sahiptir. Biz yetişkinler gözüyle oyun, çocuğun eğlenmesine, oyalanmasına yarayan amaçsız bir uğraştır. Oysa çocuk oynadıkça duyuları keskinleşir, becerisi artar. Çünkü oyun, çocuğun en doğal öğrenme ortamıdır. Duydukları, gördüklerini sınayıp denediği, öğrendiklerini pekiştirdiği bir deney odasıdır. Oynayan çocuk kendi küçük dünyasındadır. O dünyaya kendisi hakimdir. Kuralları kendisi koyar, kendisi bozar. Yaşıtları dışındaki kimsenin bu dünyaya girmesini istemez. Evcilik oynayan küçük çocuklar büyükleri yanlarına yaklaştırmazlar.

6-11 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİMİ (İlkokul dönemi)

           Okula başlama çocuk yönünden belli bir zeka ve duygusal gelişimi tamamlamış olmayı gerektirir. 6 yaşını bitirdiği halde zekası yeterli olan bir çocuk ruhsal bakımdan evden ayrılabilme olgunluğunu göstermeyebilir. Özellikle oyun ve arkadaşlıktan uzak tutulmuş, dışarı çıkarılmamış çocuklar için evden ayrılış ürkütücüdür. Okulların açıldığı ilk günlerde, her sınıfta birkaç anneyi sıralarda çocukları ile birlikte otururken görürüz. Okula korku ile giden ve hep evi düşünen bir çocuğun kendini okuma ve öğrenmeye vermesi kolay olmaz. Ayrıca yaşıtları içine karışması, birlikte oynaması ve arkadaşlık kurması güç olur. Okula uyumu ve başarısı bir anlamda anne-babanın yetiştirmedeki başarısıdır. Çocuk dışarıya çıkartılıp arkadaşlarıyla birlikte vakit geçirdiyse anne-babaya bağımlı yetişmediyse çocuk okula daha kolay alışır ve derslerde başarısı yüksek olur.

İlkokul çocuklarının öğrenmek, üretmek için güdüsü çok fazladır. Anne babaya düşen, bu güdüyü en iyi biçimde değerlendirmeye çalışmaktır. İlgi çekici, renkli ve kolay izlenebilen materyallerle çocukların bu ilgileri desteklenebilir. Ürettiklerini beğenmek ve ödüllendirmek ise anne babanın asli görevidir!

İlkokul çocukları, konuşmaya, tekrarlamaya çok meraklıdır. Yazmaya ilgi ve merakları daha azdır. Bu yaş çocuklarını sınıfta öğretmenin, evde anne babanın sık sık sıraları geldiğinde konuşmaları ve sıralarını beklemeleri konusunda uyarması gerekir. Özellikle yoğun geçen bir iş gününün ardından çocuğunuzu dinlemek çok güç olabilir ama son bir çabayla ona zaman ayırmaya çalışmanızı öneririz. Aktif olarak ona ayıracağınız sadece yarım saat bile, onun bu gereksinimini karşılamaya yetebilir. Unutmayın birlikte geçirilen zamanın niteliği niceliğinden çok çok daha önemlidir!

Bu yaş çocukları,aynı zamanda şikayet etmeyi de çok severler. Bu onların moral (ahlaki)gelişimde kuralları katı bir biçimde algılamalarından ve davranışın ardındaki niyeti henüz dikkate alamamalarından kaynaklı olabilir. Ayrıca çok sevdikleri öğretmenlerinin, anne babalarının dikkatlerini çekmek ya da kıskançlık gibi nedenlerle de bu davranışı gösteriyor olabilirler. Ama gerçekten sıkıntıları olabileceğini de gözardı etmemek gerekir. Sonuçta sebep ne olursa olsun, sizden destek istediğinin bir göstergesidir bu şikayetler. Ancak bunları çok fazla ödüllendirmenin, şikayet etmeyi genel bir davranış kalıbı haline getirmesine yol açabileceği olasılığını da unutmayın!

Bu yaş çocukları somut düşünme döneminde oldukları için, çoğunlukla görerek ve yaparak öğrenirler. Bu nedenle söylediklerinizden çok davranışlarınızın önemli olduğunu unutmayın! Sözcükler ve dolayısıyla konuşma soyuttur. O sizin davranışlarınızı öğrenir.

ERGENLİK DÖNEMİ

Bu dönemde erkeler ve kızlar farklı gelişim özellikleri gösteririler. Kızlar erkeklerden önce ergenlik dönemine girerler ve bu döneme farklı cinsiyet hormonları salgılarlar. Erkeklerin salgıladığı hormona testosteron, kızların salgıladığı hormona östrojen adı verilir. Bu hormonlar vücudun diğer hormonlarını, metabolizmasını, kemik ve kas sistemimin gelişmesini etkiler. Kızlar önce ergenliğe girdiği için 11- 12 yaşlarında boy ve kile artışı içinde girerler. Hızlı fiziksel ve fizyolojik gelişme vücutta büyük değişime neden olur. Bedenin tüm organları büyür, ergen uyum sorunu yaşayabilir.

Bu dönemde bireyler soyut işlemler dönemindedir. Ergenlik dönemi ile birlikte çocuklar soyut ve analitik düşünmeye başlarlar. Soyut kavramını anlayabilir ve etkili olarak kullanabilirler. Problemlerini çözebilmek için farklı yollar seçip onları test edebilirler. Ayrıca ideal fikir, değer ve inançlar da gelişmeye başlar. Kritik düşünme, yaratıcı düşünme, analiz, sentez yapma, eleştirme gibi özellikler bu dönemde sağlanacak eğitimsel etkinliklerde gelişir.

YETİŞKİNLİK DÖNEMİ

Yetişkinlik dönemi kendi içinde yetişkinliğe geçiş, yetişkinlik, yaşlılık gibi aşamalara ayrılmaktadır. Bu dönemin güzel özellikleri şöyle sıralanabilir.

Birey fiziksel motor gelişimini tamamlamıştır. Yaşlılık döneminde fiziksel güç ve yetilerde azalma görülmektedir.

Bilişsel gelişim aşamasında birey en son noktaya gelmiştir ve değişme azdır. Fakat toplum, kültür, bireyin yaşantıları önemlidir.

Psikososyal gelişim açısından bu dönemde bireyler; yetişkinliğe geçiş döneminde evlenme, aile kurma ve daha sonra aile yaşamını devam ettirme, meslek sahibi olup bir meslekte başarılı olma ve emeklilik dönemi gibi süreçleri geçirmektedirler.

BURSA REHABİLİTASYON MERKEZİ – HAYAT ÖZEL EĞİTİM 

OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENİ

DİLBER IŞIKLI

ERGEN VE ANNE-BABA İLİŞKİSİ

       ergenusAnne-babalar çocuklarını ilk kucaklarına aldıkları andan itibaren, onların iyi yetiştirmek ve güzel bir gelecek hazırlama çabası içine girer. Doğal olarak her anne-babanın çocuğu ile ilgili hayalleri ve beklentileri vardır. Ailenin beklentileri çocuğun ihtiyaçları, istekleri ve beklentilerinin önüne geçtiğinde hayat zorlaşır. Zamanla anne-baba ve çocuk arasında çatışmalar yaşanmaya başlar. Çocuk daha küçük yaşta iken başlayan çatışma, çocuğun ergenlik döneminde şiddetlenir ve önem kazanır. Anne-baba ve ergen arasında çatışmalar tatsız ama kaçınılmazdır.

       Ergenlerin birbirine çok benzeyen temel davranış biçimleri vardır. Başkaldırma, asileşme aileden kopma olarak nitelendirilmemelidir. Ergenin büyüdüğünü göstermek için güç gösterisidir. Karmaşık duygular içerisinde olan ergen, bir yandan büyümek için sabırsızlanırken henüz çocuksu davranışlarından sıyrılamamıştır. Ergenler, kimsenin kendini anlamadığını, herkesin ona karşı olduğunu düşünür. Kuruntuludur, incir çekirdeğini doldurmayacak konuları problem yapar. Süse ve giyime meraklıdır. Saatlerce ayna karşısından ayrılmazlar. Boyu, kilosu, görünüşü aşırı önem kazanır. Çabuk sinirlenir, üzülür, bağırır. Sevinçleri abartılıdır. Bu değişimlerin normal olduğunu kabul etmeli anlayış ve sabır göstererek sorunların üstesinden gelmeye çalışılmalıdır. Ergen eğer sizinle çatışmıyor, her dediğinizi yapıyor, bedense gelişimi ve görünüşü ile ilgisizse asıl problem budur. Çünkü ergen fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan bir değişim içerisindedir ve bu süreçte yaşanan çatışmalar yaşanması gereken normal durumlardır.

      Burada esas görev anne-babalara düşer. Anne-babaların çocukları için kaygılanmaları, onları korumaya çalışmaları çok normal, gerektiğinde müdahale etmeleri çok önemlidir. Bunları yaparken ölçülü olmak gerekir. Çocuklar her ne kadar büyümek, gelişmek için aileye bağlı olsalar da, farklı ilgi, ihtiyaç ve istekleri olan, kendi kişiliği olan farklı bir birey olduğu gerçeğini kabullenmek oldukça önemlidir.

ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ ÇOCUĞU ANLAMAK

      Ergen ne kadar rahat ve aileden uzak görünse de, anne-babayı kendinden uzaklaştırmaya çalışsa da hala anne-babanın dikkat ve özenine, ilgisine ihtiyaç duyar. Buna ihtiyaçları yokmuş gibi tavırlarının sizi yanıltmasına izin vermeyin. Bazen anne-babalar çocuklarına arkadaş gibi yaklaşmaya çalışsa da, ergen anne-babasının arkadaş olmasını istemez. Ergen ‘‘ Onlar anne-baba olarak kalsınlar, ama bize uzak, otoriter olmasınlar. Birçok konuyu onlara açabilelim. Konuştuğumuzda bizi dinlesinler, sözümüzü kesmesinler ve ya bu ne biçim davranış, ne biçim düşünce, nasıl yaparsın gibi tepkilerle bizi soğutmasınlar’’ ister. Bu durum da ev, ergen için çatışmaların ortaya çıktığı bir yer olarak görülmeye başlayabilir.

      ergenlik_bursaKendi gelecekleriyle ilgili konularda okul, meslek, arkadaş seçimlerinde aşırı müdahaleden hoşlanmazlar. Seçimleri üzerine konuşulup tartışılabileceğini ama baskı, dayatmadan kaçınılmasını isterler. Ergen bağımsızlık arayışı içindedir. Kendi seçimlerini yapmak, kendi yaşamını düzenlemek ve bunları kendi başına yapmak istemektedir. Bu dönemde anne- baba idol olma niteliklerini kaybeder ‘‘Anne-babam nereden bilecek, onların dönemi eskide kaldı. Ben daha iyi bilirim’’ düşüncesi yer alır. Ergen davranışları ile ben sizden farklıyım, sizin olmamı istediğiniz kişi değil, kendi istediğim kişi olmak istiyorum mesajı vermektedir.

Yaşadıklarını anlamak ve kendini dinlemek için yalnız kalma gereksinimleri vardır. Sürekli dış görünümleri, bedenlerindeki değişimler ve yaşadıkları farklı düşünce ve duygularla meşguldürler. Bazen kendilerine güvensizlikten, bazen de bedenlerinin nasıl geliştiğini merak ettiklerinden bazı şeyleri kendi başlarına çözümlemek ve bir düzene koymak isterler. Kendilerini tanıma çabası içerisinde, yalnız olmadıklarını bilmek ve anlayışla yaklaşan, destek olan anne-babaya güvenmek ister.

ERGENLERİN  ANNE-BABADAN  BEKLENTİLERİ

  • Sevgi beklerler. Sevildiğini hissetmek isterler.
  • Kendilerini dinlemenizi,
  • Mahremiyet ve özel yaşamlarına saygı gösterilmesini,
  • Tartışılan konunun uzatılmamasını,
  • Anne-baba tarafında sürekli eleştirilmemek,
  • Dağınık olduğunun söylenmemesini,
  • Aşırı nasihat edilmemesini,
  • Üstlerine çok düşülmemesini,
  • Anne-babanın her şeyi öğrenmek için ısrar etmemelerini,
  • Ders başarısının sürekli eleştirilmesi yerine, belli aralıklarla okula gelip öğretmenlerle durumları hakkında görüşülmesini,
  • Başkalarıyla (kardeş, arkadaş, komşu çocuğu vb.) kıyaslanmamak,
  • Giyim kuşamlarına aşırı müdahalede bulunulmamasını,
  • Aileyi ilgilendiren bazı konularda onlarında fikirlerini alarak önem ve değer verildiğini hissetmek,
  • Ailelerin kendileri için yaptıkları fedakarlıkları ( maddi, manevi) başlarına kakmamalarını,
  • Arkadaşlarıyla olan ilişkilerine aşırı müdahale edilmemesini,
  • Kendi gelecekleriyle ilgili konularda onların istek ve fikirlerinin dikkate alınmasını,
  • Anne- babalarının arkadaş gibi olmalarını istemezler.

ANNE- BABANIN ERGENE YAKLAŞIMI

     Ergenlerin beklentileri olduğu gibi anne-babalar da en az onlar kadar beklenti içindedirler. Çatışma durumunda iki tarafında ihtiyaçları gözetilmeli, saygı duyulmalıdır, ortak bir çözüm bulunmalıdır. Duygular çok yoğunken ( çok üzgün, sinirli, kızgınken) çatışmaları çözmek mümkün olmaz. Sakinleşmeyi ve her iki tarafında uygun olduğu zamanı bekleyin. Konuşmak için yorgunluğun, uykusuzluğun, açlığın ve diğer ihtiyaçların giderildiği zamanlar seçilmelidir. Sizi dinlemeye hazır olduğu zaman, rahatsız olduğunuz konuyu açıkça paylaşın. Sözlerinize eleştirerek, küçümseyerek, suçlayarak başlamayın. Bunun yerine ( Beni çok üzüyorsun yerine- ben çok üzülüyorum) ben ile başlayan cümleler kurun. Sizi üzen olaya odaklanın, daha önce yaşadığınız benzer olaylardan bahsetmeyin. Geçmişi gündeme getirmenin faydadan çok zararı olur. Konuşma aralarında, çocuklarınızın olumlu özelliklerinden de bahsedin. Sürekli açık olun, gerçek duygu ve düşüncelerinizi yansıtın. Güvenin ve güven kazanın, karşı tarafın ihtiyaçlarına saygı gösterin. Sorunları açık bir şekilde tanımlayın. Çocuklarınız konuşurken başka işlerle meşgul olmayıp, onlarla göz teması kurarak ve içtenlikle dinleyin. Birlikte çözüm üretmeye çalışın. Önce onun önerilerini alın ve önerilerini küçümsemeyin, yargılamayın. İki taraf içinde uygun olmayan önerileri birlikte eleyin. Alınan kararın nasıl uygulanacağını ayrıntılı olarak konuşun. Herkesin üstlenmesi gereken sorumlulukları dile getirin. Çıkabilecek sorunları tartışın, önlemleri hakkında konuşun. İlişkilerinizde tutarlı, kararlı fakat esneklik payı bırakın. Çatışma durumunda ısrarlara karşı pes etmeyin kararlı olun.

       Ergenler hata yapabilir, önemli olan bu durumda bizlerin doğru davranabilmesidir. Asla tepkisel davranmayın. Sakin ve sabırlı olun. Çocuğunuz size öfkeyle bağırıyorsa ‘‘ bu davranışı kimden öğrendi’’ diye sormalısınız. Onu sakinleşince dinleyebileceğinizi söyleyin. Sakinleştikten sonra onu dinleyin, onu anladığınızı gösterdikten sonra kendi duygularınızı paylaşın.

      Bazı durumlarda ergen konuşmak istemez. Yapacağınız telkinler, öğütler onun için anlamsız ve boş gelecektir. ‘‘ Konuşmak istersen ben her zaman buradayım ve seni dinlemek isterim’’ demeniz yeterlidir.

      Çocuklar bütün beklentilerin üzerine yöneltildiği, aşırı korunan, her dediği yapılan, aşırı övgü kendilerini oldukları gibi görmelerini engeller. Anne-babanın iyi bir gözlemci olması çocuğunun ilgi ve yeteneklerini iyi gözlemlemesi gerek. Kendi güçlü ve güçsüz yanlarını, doğru ve yanlışlarını fark etmesi, kendini tanıyabilmesi hangi durumlarda ne yapıp, ne yapmayacağını bilmesi önemlidir.

      Anne-babaların ergenle doğru iletişim kurabilmesi çatışmaların olmayacağı anlamına gelmez. Doğru iletişim, ergenlik süreci içerisinde oluşabilecek olumsuzlukları en aza indirgemiş, önlemiş olur. Ergenlik süreci sonunda kendini tanıyan, öz güven sahibi, başarılı bir genç olarak hayata geçmesine destek ve yardımcı olur. Bazen anne-baba olarak ne kadar çabalansa da, ergenin olumsuz davranışlarının önüne geçilemez, bir türlü iletişim kurulamayabilir. Bu durumda yardım almaktan çekinilmemelidir.

HAYAT ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ

 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ÖĞRETMENİ

HAYRİYE TÜRKÜCÜ

ÖZEL EĞİTİM KONULU FİLMLER

  1. TAARE ZAMEEN PAR = Yerdeki Yıldızlar= (disleksi konulu)
  2. Benim Dünyam (sağır ve kör bir kızı yaşama bağlayan öğretmeni)
  3. BLACK = (sağır ve kör bir kızı yaşama bağlayan öğretmeni )
  4. YAĞMUR ADAM= (otizmli bir dahi )
  5. MİLYONER = (üstün yetenekli )
  6. 21= (zeki matematik tutkunu bir gencin kumar macerası )
  7. FORREST GUMP= (düşük IQ ya sahip Forrest Gump’ın yaşam öyküsü)
  8. UMUDUNU KAYBETME = (umutla gelen başarı )
  9. KALBİNİ DİNLE= (müzikal yeteneği olan küçük bir çocuk )
  10. CENNETİN RENGİ= (görme engelli Muhammedin öyküsü )
  11. BENİM ADIM SAM= (zeka yaşı 7 olan Sam’ ın yaşam öyküsü )
  12. ÖFKE = (dövüş sanatlarında yetenekli otizmli bir kız… )
  13. GÜN= (Down Sendromlu)
  14. MOZART VE BALİNA= (Asperger sendromlu iki gencin yaşam öyküsü)
  15. BEN X= (otistik olan BEN ve internet oyonu )
  16. BAŞKA DÜNYANIN ÇOCUKLARI= (işitme engelli )
  17. 21 GRAM= (suç, drama, psikolojik )
  18. MUSİC WİTHİN( ABD’Kİ engelli kişilerin, sosyal haklarnı alması için elde edilmş başarılarının öyküsü)
  19. BENDEN BU KADAR= (üç mutsuz insanın hayatlarını anlatır)
  20. ŞİFRE MERKÜR = (9 yaşında otistik bir çocuk)
  21. BENİM ADIM KAHN = (müslüman bir asparger sendromlu -otizmin bir türü)
  22. TEMPLE GRANDİN= (otistik bir kadının öyküsü)
  23. OCEAN HEAVEN-okyanus cenneti =(otizm)
  24. LORENZONUN YAĞI = (Lorenzonn tanılanamayan hastalığı ve ailesinin mücadelesi )
  25. MARATON= (otizim; kore yapımı)
  26. SOL AYAĞIM =(SP li bir cocuğun öyküsü)
  27. FİL ADAM = (genetik şekil bozukluğu)
  28. İÇİMDEKİ DENİZ=( felçli Romon un ötenazi hakkı)
  29. SESİZLİĞİN ÖTESİ =(Lara 8 yaşında ve ailesinde işitebilen ve konuşabilen tek kişidir.)
  30. YAZI-TURA= (ortapedik engelli iki gencin hikayesi.. ) (YERLİ )
  31. TANRININ UNUTTUĞU ÇOCUk=(2.dünya svşının yol açtığı insani felaketi… )
  32. ÖNCE ZARAR VERME=( epilepsi hastası küçük cocuk…)
  33. KELEBEK ÖZGÜRDÜR=(görme engelli bir gencin özgür yaşama isteği…)
  34. GENÇ ÖLMEK=( kan kanserine yakalanmış….)
  35. DOĞUM GÜNÜ 4 TEMMUZ=(,savaş psikolojisi…)
  36. 3 İDİOT=(Eğitim Sistemindeki çarpıklık)
  37. İLK GÖRÜŞTE AŞK= ( görme engelli )
  38. SEN NE DİLERSEN =( kanser hastası Eleni ve zeka özürlü kızı marika, yerli)
  39. BAŞKA DİLDE AŞK= (YERLİ, işitme engelli )
  40. CENNET = (düşük zeka seviyesi ile inanılmaz bir hayal dünyası olan genç, YERLİ )
  41. KELEBEK VE DALGIÇ=(beyin kanaması sonucu sol gözü hariç bütün bedensel yetisini kaybden..)
  42. Abim ( Orta Düzey Zihinsel Engelli)
  43. Barfi ( Konuşma Engelli ile Otizimli’ni aşkı)

    Aile, toplumun en küçük birimidir. Çekirdek aile; anne, baba ve çocuklardan oluşurken geniş aile; büyükanne, büyükbaba, anne, baba ve çocuklar ile ailenin diğer fertlerinden oluşmaktadır. İster geniş ailede olsun, ister çekirdek ailede olsun, çocuk , bir ailenin vazgeçilmez isteklerindendir. Ve verilen karar sonrası çocuk sahibi olunur.

    Her ailenin çocuk sahibi olmaya karar verdiği andan itibaren en çok istediği şey, sağlıklı bir evlatlarının olmasıdır. Fakat bu durum bazen gerçekleşmez. Ve doğan çocuğun farklı sebeplerle özel gereksinime ihtiyaç duyduğu anlaşılır. Bu saatten sonra en önemli şey, çocuğun durumunu iyi anlamak ve neye ihtiyacı olduğunu bir plan dahilinde belirleyip gerekli adımları atmak olacaktır. Ve ebeveyne düşen en önemli görev de bu özel ve güzel çocuğa en güzel şekilde destek olmaktır.

    Çoğu ebeveyn, çocuğunun bu dünyada yalnız kalmasını istemez. Ve ona yoldaş olarak,  bir kardeş daha düşünür. Özel gereksinimi olan çocukların ebeveynlerinde ise artı bir düşünce daha ortaya çıkar. Kendilerine bir şey olduğu takdirde, özel gereksinimi olan çocuğa, ona, yakın birisinin bakabileceği düşüncesidir. Bu da anne- babaya göre kardeştir. Hem, sağlıklı bir çocuklarının olması isteği, hem de özel gereksinimi olan diğer çocukları için destek birine duyulan ihtiyaç neticesinde ikinci çocuk da doğar. İşte asıl hikaye de burada başlar.

    En baştaki ebeveynin düşüncesindeki ‘ kardeşinin bakımına destek olsun’ diye dünyaya getirilen çocuğun hayatı yavaş yavaş özel gereksinimli kardeşi olur. Çocuk küçük yaştan itibaren, abisinin ya da ablasının ihtiyacını gidermekle meşgul olur. Çoğu zamanını ona ayırmak zorunda kalır. Burada dikkat edilmesi gereken bir konu, zorunluluktur. Kardeşi elbetteki abisini / ablasını sevmektedir. Ancak onun bakımını üstlenme zorunluluğu, şartlı bir sevgiye dönüşebilmektedir. Kardeş, baktığı kardeşinin ona muhtaç olduğunu düşünür ve merhamet ederek bakımını üstlenir. Oysa koşulsuz sevgi bu değildir. Zaten duygusal anlamda karmaşa yaşayan bu kardeş için bir de yanlış ebeveyn tutumu eklenince işler bazen de çıkmaza girer.

    Yapılan bir araştırmada, intihar eden çocukların / gençlerin büyük oranda engelli bireylerin kardeşleri olduğu ortaya konulmuştur. Peki neden bunlar yaşanmaktadır ?

    Özel gereksinimli çocuğu olan ebeveyn, önce bu durumu kabullenmeyecek, kendini suçlayacak, tedavi yöntemleri araştıracak, sonuç itibariyle durumu kabullenerek yoluna devam edecektir. İkinci çocukları da doğan anne – baba, bu iki çocuğu büyütürken bazen, özel gereksinimi olan çocuğunun özel durumundan dolayı önceliği ona verebilmektedir. Örneğin; ikisinin de kazağa ihtiyacı varken öncelik, özel gereksinimli çocuğun olabilmektedir. Bu durumda diğer çocuk içten içten anne babasına kızacak, hatta hayatını kendisine adadığı kardeşine de gizliden kin duyabilecektir. Bu durum uzun yıllar devam ettiği için de, çıkar yol bulamayan ve anne babasından bir manevi doyum alamayan çocuk kendi hayatına son vermeyi düşünebilmektedir.

    Bir örnek verelim. Zihinsel engeli bulunan ve tuvalet ihtiyacını kendisi gideremeyen bir erkek çocuğu ve kendisini abisinin bakımına adayan kız kardeşi. Abi, 13, kızkardeş, 11 yaşında olsun. İkisi de ergenlik döneminde. Ve bu kız çocuğunun,  abisini tuvalete götürüp getirirken karşılaştığı manzarayı düşünelim. Dönemi itibariyle bu, onun için ağır bir sorumluluk olacaktır. Ergenlik dönemindeki bu kız çocuğu, henüz tanık olmaması gerektiği şeyleri görmekte bu da minik yüreğine ağır gelmektedir.Bu dönemde çocuklar için arkadaşlarıyla vakit geçirmek önemliyken, kız çocuğu abisinin bakımıyla ilgilenmektedir. Bundan mutluluk duymakta fakat, kendi hayatından da taviz vermektedir. Hem anne- baba sevgisi ve ilgisinden mahrum kalmakta, hem de sosyal hayattan kendini soyutlamaktadır.

    Son olarak, her çocuk özeldir ve her çocuğun anne babasının sevgisine ihtiyacı vardır. Bunu en iyi şekilde tüm çocukların yaşaması gerekmektedir. Baba güven veren, anne merhamet edendir. Bu duygulardan mahrum kalan çocuğun psikolojisi ise sağlıklı olmayacaktır. Daha çok diğer çocukla ilgilenildiği için kardeş, bu kez ilgiyi ve sevgiyi başka yerlerde ve yanlış kişilerde arayacaktır. Yanlış şeyler yapacaktır. Bir çocuğa fazla ilgi ve sevgi gösterirken, diğer çocuğu kaybetmek an meselesidir. Bu yüzden anne babaların, durumu kabullenip, her bir çocuğa aynı seviyede sevgi göstermesi gerekmektedir. Bunu her bir çocuğa hissettirmelidirler. Özel durumlarda  yapılacak işbölümü ise aile içindeki iletişimi güçlendirecek, zorunlu bir sevgi değil, kabullenilmiş doğal, samimi bir sevgi bağı oluşturacaktır.  Özel gereksinimi olmayan çocuğun başarısı takdir edilmeli, kardeşiyle zorunlu zaman değil, sevgi dolu zaman geçirmesi için şartlar oluşturulmalıdır. Aksi halde, sağlıklı olan çocuk kendini istenmeyen, sevilmeyen, sadece bakmak için dünyaya getirilmiş bir kişi olarak görecek ,öz güveni sarsılacak mutsuz olacaktır. Çocuğun dünyasını iyi anlamak ve onun kardeşi ve anne babası için büyük bir mutluluk kaynağı olduğunu hissettirmek ebeveynlere tavsiyemizdir.

Bursa Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi

Filiz Akdemir.