Her çocuk bir diğerinden farklıdır. Her çocuğun kendine özgü bedensel, bilişsel, sosyal ve duygusal bir yapısı vardır. Bazı çocuklar bilişsel davranışlarda, duyuşsal motor özeliklerde, iletişim becerilerinde ve motor işlevlerinde yetersizlik göstermektedir. Bu gelişim alanlarındaki bir ya da birden  fazla yetersizlik çocuğu olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Gelişim alanlarındaki yetersizliklerinden dolayı olumsuz yönde etkilenen  çocuklarda genel eğitim  hizmetleri yetersiz kalmakta ve özel eğitim rehabilitasyon merkezlerinde uzman eğitimciler ile yetersiz kalan hizmet alanında çözüme gereksinim duyulmaktadır.

Özel eğitim gereksinimi olan çocukları rehabilitasyon merkezlerine yazdırırken biz velilere de bir takım sorumluluklar düşmektedir. Amacımız çocuğumuzun eğitim yönüyle belirli bir seviyeye  ulaştırmaksa ,bunun yanında sosyal becerilerinin iletişimlerinin de gelişmesini istiyorsak rehabilitasyon seçerken amacımızı doğru belirlememiz gerekiyor. İyi bir rehabilitasyon nasıl olmalı ve hangi özellikler taşımalı gibi soruları sorarak ve bunları gerek internet gerekse görsel basını  takip ederek bu kurumlara rahatça ulaşabiliriz. Bu kurumlarda ise arayacağımız temel unsur akademik becerileri, işlevsel akademik becerileri işlevsellikten amaç amaçlanan  öğretilecek bilgi becerilerin birey için günlük yaşamda ,evde, toplumda ve çevrede işe yarar olması ve kullanılabilir olmasıdır. Bunları verebileceğini hissettiğimiz kurumlarla çalışmamız gerekir.

Bursa Rehabilitasyon Merkezi (Özel Hayat Eğitim) 

Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmeni.

Ahmet Nail Başaran

ERGEN VE ANNE-BABA İLİŞKİSİ

       ergenusAnne-babalar çocuklarını ilk kucaklarına aldıkları andan itibaren, onların iyi yetiştirmek ve güzel bir gelecek hazırlama çabası içine girer. Doğal olarak her anne-babanın çocuğu ile ilgili hayalleri ve beklentileri vardır. Ailenin beklentileri çocuğun ihtiyaçları, istekleri ve beklentilerinin önüne geçtiğinde hayat zorlaşır. Zamanla anne-baba ve çocuk arasında çatışmalar yaşanmaya başlar. Çocuk daha küçük yaşta iken başlayan çatışma, çocuğun ergenlik döneminde şiddetlenir ve önem kazanır. Anne-baba ve ergen arasında çatışmalar tatsız ama kaçınılmazdır.

       Ergenlerin birbirine çok benzeyen temel davranış biçimleri vardır. Başkaldırma, asileşme aileden kopma olarak nitelendirilmemelidir. Ergenin büyüdüğünü göstermek için güç gösterisidir. Karmaşık duygular içerisinde olan ergen, bir yandan büyümek için sabırsızlanırken henüz çocuksu davranışlarından sıyrılamamıştır. Ergenler, kimsenin kendini anlamadığını, herkesin ona karşı olduğunu düşünür. Kuruntuludur, incir çekirdeğini doldurmayacak konuları problem yapar. Süse ve giyime meraklıdır. Saatlerce ayna karşısından ayrılmazlar. Boyu, kilosu, görünüşü aşırı önem kazanır. Çabuk sinirlenir, üzülür, bağırır. Sevinçleri abartılıdır. Bu değişimlerin normal olduğunu kabul etmeli anlayış ve sabır göstererek sorunların üstesinden gelmeye çalışılmalıdır. Ergen eğer sizinle çatışmıyor, her dediğinizi yapıyor, bedense gelişimi ve görünüşü ile ilgisizse asıl problem budur. Çünkü ergen fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan bir değişim içerisindedir ve bu süreçte yaşanan çatışmalar yaşanması gereken normal durumlardır.

      Burada esas görev anne-babalara düşer. Anne-babaların çocukları için kaygılanmaları, onları korumaya çalışmaları çok normal, gerektiğinde müdahale etmeleri çok önemlidir. Bunları yaparken ölçülü olmak gerekir. Çocuklar her ne kadar büyümek, gelişmek için aileye bağlı olsalar da, farklı ilgi, ihtiyaç ve istekleri olan, kendi kişiliği olan farklı bir birey olduğu gerçeğini kabullenmek oldukça önemlidir.

ERGENLİK DÖNEMİNDEKİ ÇOCUĞU ANLAMAK

      Ergen ne kadar rahat ve aileden uzak görünse de, anne-babayı kendinden uzaklaştırmaya çalışsa da hala anne-babanın dikkat ve özenine, ilgisine ihtiyaç duyar. Buna ihtiyaçları yokmuş gibi tavırlarının sizi yanıltmasına izin vermeyin. Bazen anne-babalar çocuklarına arkadaş gibi yaklaşmaya çalışsa da, ergen anne-babasının arkadaş olmasını istemez. Ergen ‘‘ Onlar anne-baba olarak kalsınlar, ama bize uzak, otoriter olmasınlar. Birçok konuyu onlara açabilelim. Konuştuğumuzda bizi dinlesinler, sözümüzü kesmesinler ve ya bu ne biçim davranış, ne biçim düşünce, nasıl yaparsın gibi tepkilerle bizi soğutmasınlar’’ ister. Bu durum da ev, ergen için çatışmaların ortaya çıktığı bir yer olarak görülmeye başlayabilir.

      ergenlik_bursaKendi gelecekleriyle ilgili konularda okul, meslek, arkadaş seçimlerinde aşırı müdahaleden hoşlanmazlar. Seçimleri üzerine konuşulup tartışılabileceğini ama baskı, dayatmadan kaçınılmasını isterler. Ergen bağımsızlık arayışı içindedir. Kendi seçimlerini yapmak, kendi yaşamını düzenlemek ve bunları kendi başına yapmak istemektedir. Bu dönemde anne- baba idol olma niteliklerini kaybeder ‘‘Anne-babam nereden bilecek, onların dönemi eskide kaldı. Ben daha iyi bilirim’’ düşüncesi yer alır. Ergen davranışları ile ben sizden farklıyım, sizin olmamı istediğiniz kişi değil, kendi istediğim kişi olmak istiyorum mesajı vermektedir.

Yaşadıklarını anlamak ve kendini dinlemek için yalnız kalma gereksinimleri vardır. Sürekli dış görünümleri, bedenlerindeki değişimler ve yaşadıkları farklı düşünce ve duygularla meşguldürler. Bazen kendilerine güvensizlikten, bazen de bedenlerinin nasıl geliştiğini merak ettiklerinden bazı şeyleri kendi başlarına çözümlemek ve bir düzene koymak isterler. Kendilerini tanıma çabası içerisinde, yalnız olmadıklarını bilmek ve anlayışla yaklaşan, destek olan anne-babaya güvenmek ister.

ERGENLERİN  ANNE-BABADAN  BEKLENTİLERİ

  • Sevgi beklerler. Sevildiğini hissetmek isterler.
  • Kendilerini dinlemenizi,
  • Mahremiyet ve özel yaşamlarına saygı gösterilmesini,
  • Tartışılan konunun uzatılmamasını,
  • Anne-baba tarafında sürekli eleştirilmemek,
  • Dağınık olduğunun söylenmemesini,
  • Aşırı nasihat edilmemesini,
  • Üstlerine çok düşülmemesini,
  • Anne-babanın her şeyi öğrenmek için ısrar etmemelerini,
  • Ders başarısının sürekli eleştirilmesi yerine, belli aralıklarla okula gelip öğretmenlerle durumları hakkında görüşülmesini,
  • Başkalarıyla (kardeş, arkadaş, komşu çocuğu vb.) kıyaslanmamak,
  • Giyim kuşamlarına aşırı müdahalede bulunulmamasını,
  • Aileyi ilgilendiren bazı konularda onlarında fikirlerini alarak önem ve değer verildiğini hissetmek,
  • Ailelerin kendileri için yaptıkları fedakarlıkları ( maddi, manevi) başlarına kakmamalarını,
  • Arkadaşlarıyla olan ilişkilerine aşırı müdahale edilmemesini,
  • Kendi gelecekleriyle ilgili konularda onların istek ve fikirlerinin dikkate alınmasını,
  • Anne- babalarının arkadaş gibi olmalarını istemezler.

ANNE- BABANIN ERGENE YAKLAŞIMI

     Ergenlerin beklentileri olduğu gibi anne-babalar da en az onlar kadar beklenti içindedirler. Çatışma durumunda iki tarafında ihtiyaçları gözetilmeli, saygı duyulmalıdır, ortak bir çözüm bulunmalıdır. Duygular çok yoğunken ( çok üzgün, sinirli, kızgınken) çatışmaları çözmek mümkün olmaz. Sakinleşmeyi ve her iki tarafında uygun olduğu zamanı bekleyin. Konuşmak için yorgunluğun, uykusuzluğun, açlığın ve diğer ihtiyaçların giderildiği zamanlar seçilmelidir. Sizi dinlemeye hazır olduğu zaman, rahatsız olduğunuz konuyu açıkça paylaşın. Sözlerinize eleştirerek, küçümseyerek, suçlayarak başlamayın. Bunun yerine ( Beni çok üzüyorsun yerine- ben çok üzülüyorum) ben ile başlayan cümleler kurun. Sizi üzen olaya odaklanın, daha önce yaşadığınız benzer olaylardan bahsetmeyin. Geçmişi gündeme getirmenin faydadan çok zararı olur. Konuşma aralarında, çocuklarınızın olumlu özelliklerinden de bahsedin. Sürekli açık olun, gerçek duygu ve düşüncelerinizi yansıtın. Güvenin ve güven kazanın, karşı tarafın ihtiyaçlarına saygı gösterin. Sorunları açık bir şekilde tanımlayın. Çocuklarınız konuşurken başka işlerle meşgul olmayıp, onlarla göz teması kurarak ve içtenlikle dinleyin. Birlikte çözüm üretmeye çalışın. Önce onun önerilerini alın ve önerilerini küçümsemeyin, yargılamayın. İki taraf içinde uygun olmayan önerileri birlikte eleyin. Alınan kararın nasıl uygulanacağını ayrıntılı olarak konuşun. Herkesin üstlenmesi gereken sorumlulukları dile getirin. Çıkabilecek sorunları tartışın, önlemleri hakkında konuşun. İlişkilerinizde tutarlı, kararlı fakat esneklik payı bırakın. Çatışma durumunda ısrarlara karşı pes etmeyin kararlı olun.

       Ergenler hata yapabilir, önemli olan bu durumda bizlerin doğru davranabilmesidir. Asla tepkisel davranmayın. Sakin ve sabırlı olun. Çocuğunuz size öfkeyle bağırıyorsa ‘‘ bu davranışı kimden öğrendi’’ diye sormalısınız. Onu sakinleşince dinleyebileceğinizi söyleyin. Sakinleştikten sonra onu dinleyin, onu anladığınızı gösterdikten sonra kendi duygularınızı paylaşın.

      Bazı durumlarda ergen konuşmak istemez. Yapacağınız telkinler, öğütler onun için anlamsız ve boş gelecektir. ‘‘ Konuşmak istersen ben her zaman buradayım ve seni dinlemek isterim’’ demeniz yeterlidir.

      Çocuklar bütün beklentilerin üzerine yöneltildiği, aşırı korunan, her dediği yapılan, aşırı övgü kendilerini oldukları gibi görmelerini engeller. Anne-babanın iyi bir gözlemci olması çocuğunun ilgi ve yeteneklerini iyi gözlemlemesi gerek. Kendi güçlü ve güçsüz yanlarını, doğru ve yanlışlarını fark etmesi, kendini tanıyabilmesi hangi durumlarda ne yapıp, ne yapmayacağını bilmesi önemlidir.

      Anne-babaların ergenle doğru iletişim kurabilmesi çatışmaların olmayacağı anlamına gelmez. Doğru iletişim, ergenlik süreci içerisinde oluşabilecek olumsuzlukları en aza indirgemiş, önlemiş olur. Ergenlik süreci sonunda kendini tanıyan, öz güven sahibi, başarılı bir genç olarak hayata geçmesine destek ve yardımcı olur. Bazen anne-baba olarak ne kadar çabalansa da, ergenin olumsuz davranışlarının önüne geçilemez, bir türlü iletişim kurulamayabilir. Bu durumda yardım almaktan çekinilmemelidir.

HAYAT ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ

 OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ÖĞRETMENİ

HAYRİYE TÜRKÜCÜ

ÖZEL EĞİTİM KONULU FİLMLER

  1. TAARE ZAMEEN PAR = Yerdeki Yıldızlar= (disleksi konulu)
  2. Benim Dünyam (sağır ve kör bir kızı yaşama bağlayan öğretmeni)
  3. BLACK = (sağır ve kör bir kızı yaşama bağlayan öğretmeni )
  4. YAĞMUR ADAM= (otizmli bir dahi )
  5. MİLYONER = (üstün yetenekli )
  6. 21= (zeki matematik tutkunu bir gencin kumar macerası )
  7. FORREST GUMP= (düşük IQ ya sahip Forrest Gump’ın yaşam öyküsü)
  8. UMUDUNU KAYBETME = (umutla gelen başarı )
  9. KALBİNİ DİNLE= (müzikal yeteneği olan küçük bir çocuk )
  10. CENNETİN RENGİ= (görme engelli Muhammedin öyküsü )
  11. BENİM ADIM SAM= (zeka yaşı 7 olan Sam’ ın yaşam öyküsü )
  12. ÖFKE = (dövüş sanatlarında yetenekli otizmli bir kız… )
  13. GÜN= (Down Sendromlu)
  14. MOZART VE BALİNA= (Asperger sendromlu iki gencin yaşam öyküsü)
  15. BEN X= (otistik olan BEN ve internet oyonu )
  16. BAŞKA DÜNYANIN ÇOCUKLARI= (işitme engelli )
  17. 21 GRAM= (suç, drama, psikolojik )
  18. MUSİC WİTHİN( ABD’Kİ engelli kişilerin, sosyal haklarnı alması için elde edilmş başarılarının öyküsü)
  19. BENDEN BU KADAR= (üç mutsuz insanın hayatlarını anlatır)
  20. ŞİFRE MERKÜR = (9 yaşında otistik bir çocuk)
  21. BENİM ADIM KAHN = (müslüman bir asparger sendromlu -otizmin bir türü)
  22. TEMPLE GRANDİN= (otistik bir kadının öyküsü)
  23. OCEAN HEAVEN-okyanus cenneti =(otizm)
  24. LORENZONUN YAĞI = (Lorenzonn tanılanamayan hastalığı ve ailesinin mücadelesi )
  25. MARATON= (otizim; kore yapımı)
  26. SOL AYAĞIM =(SP li bir cocuğun öyküsü)
  27. FİL ADAM = (genetik şekil bozukluğu)
  28. İÇİMDEKİ DENİZ=( felçli Romon un ötenazi hakkı)
  29. SESİZLİĞİN ÖTESİ =(Lara 8 yaşında ve ailesinde işitebilen ve konuşabilen tek kişidir.)
  30. YAZI-TURA= (ortapedik engelli iki gencin hikayesi.. ) (YERLİ )
  31. TANRININ UNUTTUĞU ÇOCUk=(2.dünya svşının yol açtığı insani felaketi… )
  32. ÖNCE ZARAR VERME=( epilepsi hastası küçük cocuk…)
  33. KELEBEK ÖZGÜRDÜR=(görme engelli bir gencin özgür yaşama isteği…)
  34. GENÇ ÖLMEK=( kan kanserine yakalanmış….)
  35. DOĞUM GÜNÜ 4 TEMMUZ=(,savaş psikolojisi…)
  36. 3 İDİOT=(Eğitim Sistemindeki çarpıklık)
  37. İLK GÖRÜŞTE AŞK= ( görme engelli )
  38. SEN NE DİLERSEN =( kanser hastası Eleni ve zeka özürlü kızı marika, yerli)
  39. BAŞKA DİLDE AŞK= (YERLİ, işitme engelli )
  40. CENNET = (düşük zeka seviyesi ile inanılmaz bir hayal dünyası olan genç, YERLİ )
  41. KELEBEK VE DALGIÇ=(beyin kanaması sonucu sol gözü hariç bütün bedensel yetisini kaybden..)
  42. Abim ( Orta Düzey Zihinsel Engelli)
  43. Barfi ( Konuşma Engelli ile Otizimli’ni aşkı)

       Çocukların her şeyi oyun olarak gördükleri bir dönemde onlara tuvalet alışkanlığı kazandırmaya çalışmak aileler için oldukça zordur.Bu nedenle hem çocuğun hem annenin hazır olduğu zaman eğitime başlamak önemlidir.Uzmanlar, tuvalet eğitimi için en uygun zamanın 24’ncü – 36’ncı aylar arası olduğunu söylüyor. Daha erken dönemde başlamak ve aşırı baskı kurarak bir an önce çocuğun tuvalet eğitimini kazanmasını sağlamaya çalışmak , hem fizyolojik olarak yapamayacağı bir şeyi yapmasını istemek hem de ileride gelişebilecek bazı ruhsal sorunların başlamasına neden olmak demektir. Benzer şekilde hiç eğitim vermemeye çalışmak ‘Zamanı gelince kendi söyler.’ diye bırakmak da hem çocuğun tuvalet  eğitiminin gecikmesine hem de ruhsal açıdan sorunlara neden olur.

       Tuvalet alışkanlığı kazanma konusunda çocuktan çocuğa farklılık görülür. Gün içinde tuvaletini kontrol edebilmek , gece kontrol edebilmekten daha önce gerçekleşir. Gece altını ıslatma durumu daha uzun sürebilir hatta 5 yaşına kadar devam edebilir. Tuvalet eğitimine başlandığı süreç içerisinde gündüz olduğu gibi gece de bez bağlanmamalıdır. Tuvalet eğitiminin tamamlanma süresi ise çocuktan çocuğa değişir. Çocuğun yapacağı işi başarmasını kolaylaştırmamız ve vereceğimiz destek çok önemlidir. Çünkü sık sık altına kaçıran çocuklarımız tuvalet eğitiminden vazgeçebilir. Çocuklarımızın başarı durumunda sevincimizi çok fazla abartmadan göstermeliyiz. Tuvalet alışkanlığı sürecinde bir yanlış yaptığında üzerinde durmayıp çocuğumuzu azarlamamak eğitim sürecinin püf noktasıdır. Tuvalet eğitimi sürecinde anne babaya büyük görevler düşer. Bu görevler çocuğun eğitim sürecindeki davranışlarına aşırı tepkiler vermemek, sabırlı olmak, çocuğa mümkün olduğunca destek olmak ve yüreklendirici davranmaktır. Eğer çocuk aşırı tepkiler veriyor ve tuvaletini yapmayı kesinlikle red ediyorsa eğitim sürecine çocuk hazır olana kadar ara vermek , aşırı ısrarcı olup bu süreci inatlaşma ile geçirmemek son derece önemlidir.

Tuvalet eğitimine başlarken uygulayabileceğimiz öneriler :

  • Tuvalet eğitimine başlamadan önce çocuğun tuvalete veya lazımlığına alışmış olması önemlidir.Çocuğunuzu iyi gözlemlemeniz ve çişini yaparken nasıl davrandığını farkında olmanız , onu uygun zamanlarda tuvalete yönlendirmeniz uygun olacaktır.Örneğin yüzünün şekli değişebilir yada yürürken bir anda durabilir.Bu durumlarda onu tuvalete veya lazımlığa yönlendirmek için iyi bir fırsattır.
  • Çocuklar tuvaletlerini birkaç dakikadan fazla tutamazlar , o nedenle tuvaletlerinin geldiğini söylediklerinde ya da siz fark ettikten sonra en hızlı şekilde tuvalete götürmek önemlidir.
  • Lazımlık çocuğun rahatlıkla ulaşabileceği yerde olmalıdır.Çocuğun daha rahat hareket edebilmesi ve lazımlığa oturabilmesini kolaylaştırmak için mümkün olduğunca kendisinin çıkarabileceği türden kıyafetleri giydirmeliyiz.
  • Çocuğa sık sık tuvaleti olup olmadığını sormak yerine belli arlıklarla tuvalete birlikte giderek kontrol etmek daha uygundur.
  • Çocuk lazımlığa yada tuvalete oturduğunda onun yanında kalıp oyalanması sağlanabilir.Onu tek başına bırakıp gitmek oturma süresini kısaltacağı için eğitimi güçleştirebilir.
  • Çocuğa aferin demek için tüm görevi yerine getirebilmesi beklenmemelidir.Örneğin tuvalete yetişememiş olsa bile tuvalete gitmiş ve pantalonunu çıkarmış olması da övülmelidir.

Tuvalet eğitimi gelişimin doğal bir sürecidir. Unutmamak gerekir ki bu doğal süreç her bir çocuğumuz için farklılıklar gösterebilir. Örneğin; bir çocuğun tuvalet eğitimini alma süresi kısa iken, diğer çocuğun daha uzun sürebilir. Tavsiyemiz kesinlikle kıyaslamaya gidilmemesidir. Aksi halde, çocuk kendini sorunlu hissedebilir ve özgüveni kaybolabilir. Yukarıda da belirtiiğimiz gibi, tuvalet eğitimi sabır ve davranışta kararlılık ister. Eğer ki bir şeyler yolunda gitmiyorsa, bir uzmana başvurmakta da fayda vardır.

Bursa Rehabilitasyon Merkezi        

Okul Öncesi Öğretmeni

Fatma ŞENSES

    Aile, toplumun en küçük birimidir. Çekirdek aile; anne, baba ve çocuklardan oluşurken geniş aile; büyükanne, büyükbaba, anne, baba ve çocuklar ile ailenin diğer fertlerinden oluşmaktadır. İster geniş ailede olsun, ister çekirdek ailede olsun, çocuk , bir ailenin vazgeçilmez isteklerindendir. Ve verilen karar sonrası çocuk sahibi olunur.

    Her ailenin çocuk sahibi olmaya karar verdiği andan itibaren en çok istediği şey, sağlıklı bir evlatlarının olmasıdır. Fakat bu durum bazen gerçekleşmez. Ve doğan çocuğun farklı sebeplerle özel gereksinime ihtiyaç duyduğu anlaşılır. Bu saatten sonra en önemli şey, çocuğun durumunu iyi anlamak ve neye ihtiyacı olduğunu bir plan dahilinde belirleyip gerekli adımları atmak olacaktır. Ve ebeveyne düşen en önemli görev de bu özel ve güzel çocuğa en güzel şekilde destek olmaktır.

    Çoğu ebeveyn, çocuğunun bu dünyada yalnız kalmasını istemez. Ve ona yoldaş olarak,  bir kardeş daha düşünür. Özel gereksinimi olan çocukların ebeveynlerinde ise artı bir düşünce daha ortaya çıkar. Kendilerine bir şey olduğu takdirde, özel gereksinimi olan çocuğa, ona, yakın birisinin bakabileceği düşüncesidir. Bu da anne- babaya göre kardeştir. Hem, sağlıklı bir çocuklarının olması isteği, hem de özel gereksinimi olan diğer çocukları için destek birine duyulan ihtiyaç neticesinde ikinci çocuk da doğar. İşte asıl hikaye de burada başlar.

    En baştaki ebeveynin düşüncesindeki ‘ kardeşinin bakımına destek olsun’ diye dünyaya getirilen çocuğun hayatı yavaş yavaş özel gereksinimli kardeşi olur. Çocuk küçük yaştan itibaren, abisinin ya da ablasının ihtiyacını gidermekle meşgul olur. Çoğu zamanını ona ayırmak zorunda kalır. Burada dikkat edilmesi gereken bir konu, zorunluluktur. Kardeşi elbetteki abisini / ablasını sevmektedir. Ancak onun bakımını üstlenme zorunluluğu, şartlı bir sevgiye dönüşebilmektedir. Kardeş, baktığı kardeşinin ona muhtaç olduğunu düşünür ve merhamet ederek bakımını üstlenir. Oysa koşulsuz sevgi bu değildir. Zaten duygusal anlamda karmaşa yaşayan bu kardeş için bir de yanlış ebeveyn tutumu eklenince işler bazen de çıkmaza girer.

    Yapılan bir araştırmada, intihar eden çocukların / gençlerin büyük oranda engelli bireylerin kardeşleri olduğu ortaya konulmuştur. Peki neden bunlar yaşanmaktadır ?

    Özel gereksinimli çocuğu olan ebeveyn, önce bu durumu kabullenmeyecek, kendini suçlayacak, tedavi yöntemleri araştıracak, sonuç itibariyle durumu kabullenerek yoluna devam edecektir. İkinci çocukları da doğan anne – baba, bu iki çocuğu büyütürken bazen, özel gereksinimi olan çocuğunun özel durumundan dolayı önceliği ona verebilmektedir. Örneğin; ikisinin de kazağa ihtiyacı varken öncelik, özel gereksinimli çocuğun olabilmektedir. Bu durumda diğer çocuk içten içten anne babasına kızacak, hatta hayatını kendisine adadığı kardeşine de gizliden kin duyabilecektir. Bu durum uzun yıllar devam ettiği için de, çıkar yol bulamayan ve anne babasından bir manevi doyum alamayan çocuk kendi hayatına son vermeyi düşünebilmektedir.

    Bir örnek verelim. Zihinsel engeli bulunan ve tuvalet ihtiyacını kendisi gideremeyen bir erkek çocuğu ve kendisini abisinin bakımına adayan kız kardeşi. Abi, 13, kızkardeş, 11 yaşında olsun. İkisi de ergenlik döneminde. Ve bu kız çocuğunun,  abisini tuvalete götürüp getirirken karşılaştığı manzarayı düşünelim. Dönemi itibariyle bu, onun için ağır bir sorumluluk olacaktır. Ergenlik dönemindeki bu kız çocuğu, henüz tanık olmaması gerektiği şeyleri görmekte bu da minik yüreğine ağır gelmektedir.Bu dönemde çocuklar için arkadaşlarıyla vakit geçirmek önemliyken, kız çocuğu abisinin bakımıyla ilgilenmektedir. Bundan mutluluk duymakta fakat, kendi hayatından da taviz vermektedir. Hem anne- baba sevgisi ve ilgisinden mahrum kalmakta, hem de sosyal hayattan kendini soyutlamaktadır.

    Son olarak, her çocuk özeldir ve her çocuğun anne babasının sevgisine ihtiyacı vardır. Bunu en iyi şekilde tüm çocukların yaşaması gerekmektedir. Baba güven veren, anne merhamet edendir. Bu duygulardan mahrum kalan çocuğun psikolojisi ise sağlıklı olmayacaktır. Daha çok diğer çocukla ilgilenildiği için kardeş, bu kez ilgiyi ve sevgiyi başka yerlerde ve yanlış kişilerde arayacaktır. Yanlış şeyler yapacaktır. Bir çocuğa fazla ilgi ve sevgi gösterirken, diğer çocuğu kaybetmek an meselesidir. Bu yüzden anne babaların, durumu kabullenip, her bir çocuğa aynı seviyede sevgi göstermesi gerekmektedir. Bunu her bir çocuğa hissettirmelidirler. Özel durumlarda  yapılacak işbölümü ise aile içindeki iletişimi güçlendirecek, zorunlu bir sevgi değil, kabullenilmiş doğal, samimi bir sevgi bağı oluşturacaktır.  Özel gereksinimi olmayan çocuğun başarısı takdir edilmeli, kardeşiyle zorunlu zaman değil, sevgi dolu zaman geçirmesi için şartlar oluşturulmalıdır. Aksi halde, sağlıklı olan çocuk kendini istenmeyen, sevilmeyen, sadece bakmak için dünyaya getirilmiş bir kişi olarak görecek ,öz güveni sarsılacak mutsuz olacaktır. Çocuğun dünyasını iyi anlamak ve onun kardeşi ve anne babası için büyük bir mutluluk kaynağı olduğunu hissettirmek ebeveynlere tavsiyemizdir.

Bursa Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi

Filiz Akdemir.

Her insanın doğuştan getirdiği doğal hakları vardır. Bu haklar yasalarla güvence altına alınmıştır. Bu haklar tüm insanları kapsarken, çeşitli engelleri olan bireylere de ayrıca sosyal haklar tanınmıştır. Böylece sosyal hayatta daha rahat, özgürce yaşayabilmektedirler. Bu hakların neler olduğuna şöyle bir bakalım :

Kaynak, Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı.

Devamı İçin Tıklayınız

Bursa Özel Hayat Egitim ve  Rehabilitasyon Merkezi

Okul Öncesi Öğretmeni

Nevriye KESKİN

ÖZÜRLÜ ÇOCUK VE AİLESİ

  • Tüm ailelerde çocuklarının nasıl olmasını istediklerine ilişkin bir beklenti vardır. Çocuğun doğumu aile üyelerine yeni roller yükler. Aile beklentiler sonucu toplumun yarattığı ‘ideal çocuk’ algısından etkilenir. Beklentiler giderek çocuğun ilerideki başarılarını içeren düşlere dönüşür.
  • Engelli veya süreğen hastalığa sahip bir çocuğun varlığı, aile üyelerinin yaşamlarını, duygu ve düşüncelerini olumsuz yönde etkileyebilen ek bir stres kaynağı oluşturmaktadır. Ailelerin cinsiyeti dikkate almadan çocukların temel becerileri kazanma yönünde kaygı ve endişeleri vardır.
  • Ailelerin özürlü çocuğa karşı olumlu tutumu, çocuğun sağlıklı gelişiminde önemlidir. Anne baba çocuğunu kabul ettiği sürece onun gelişimine katkıda bulunur. Özürlü çocuğa sahip aileler uyum süreci içinde 3 aşamadan geçerler:

I.aşama II.aşama III. Aşama

Şok karışık duygular anlaşma

İnkarsuçlulukuyma ve yeniden düzenlenme

Keder ve kızgınlık/ kabul ve

çöküntü utanmauyum

  • I. aşama : Aile ilk aşamada özürlü çocuğu kabul etmemektedir. Aile çocuğunun normal olduğuna ilişkin kanıtlar aramaktadır. Anne baba kendini ifade etmekte zorlanır, doğru teşhis için uzmandan uzmana başvurur.
  • II. aşama : Aile kızgınlık duygularını normal çocuğa sahip ailelere, Allah ‘ a ve kendilerine de yansıtabilmekte ve aileler özürlü çocuğa sahip olmalarını kendi davranışları için bir ceza olarak algılamaktadırlar. Bunlar aynı zamanda suçluluk ve çaresizlik duygularının birer yansımasıdır.
  • III. aşama : Bu aşamaya ulaşabilen anne babalar çocuklarını olduğu gibi kabul etmeye, çocuğu ailenin bir ferdi olarak kabul etmeye hazırdır.
  • Terapi ve eğitimin çocuk için doğal ortam olan ev ortamında, anne babanın katkısıyla yürütülmesinin önemi fark edilmeye başlanmıştır. Özürlü çocuğu olan anne babalara uzmanlar tarafından destek vermek amacıyla farklı çalışmalar yapılmaktadır. Psikolojik danışma çalışmaları, anne baba eğitim programları, aile terapileri, erken eğitim çalışmalarıyla anne babaların ve özürlü çocukların gereksinimlerini karşılamaya yöneliktir. Özürlü çocuktaki gelişme büyük ölçüde ev ortamına bağlıdır.
  • Çocuğun özürlü oluşunun öğrenilmesinin yarattığı ilk psikolojik etkiler geçtikten sonra, anne babalarda çocuğa yönelik bazı genelleştirilmiş tutumlar oluşur. Bu tutumlar değişik biçimlerde görülmektedir:

1 ) Fazla koruyucu tutum ( Çocuk aileye fazla bağımlı hale getirilir. )

2 ) Ayrıcalıklı tutum ( çocuk özürlü olduğu için farklı muamele görür. )

3 ) Her şey özürlü için tutumu ( Aile normal yaşantısını kaybeder. )

4 ) Özürlü çocuğu reddeden tutum

5 ) Özrü reddeden tutum ( Bazı ailelere göre çocukları normaldir. )

6 ) Özürlüden yararlanma tutumu

7 ) Normal tutum

Özürlü çocuğun eğitiminde en önemli ve etkili ortam sürekli içerisinde bulunduğu aile çevresidir. Çocuğun okulda kazandığı becerilerin, ev ortamında aileyle işbirliği yapılarak pekiştirilmesi eğitimin sürekliliği açısından gereklidir. Aile rehberliği de özürlü çocuğun yaşama hazırlanmasında son derece önemlidir.

    Hastaneye eşimin ailesi ve benim ailem, hepbirlikte gitmiştik. O mutlu anı paylaşacaktık birbirimizle. Dokuz ay boyunca iki taraf da sabırsızlıkla beklemişti o günü. Herkes sabırsızdı ve biraz da kaygılı; ya bi aksilik olursa diye. Ama edilen dualar, iyi dilekler hemen götürüyordu aklımızdaki bu kötü düşünceleri…

    Ve beklenen an gelmişti işte. Doğuma gidiyordum, annemin ve kayınvalidemin gözleri dolu doluydu ,eşimse elimi tutmuş bana gülen gözlerle bakıyordu. En büyük gücü o veriyordu bana. Ve işte ameliyathanedeyim…

    Kendime geldiğimde hastahane odasındaydım. Gözümü ilk açtığımda koltukta eşimi, kafasını iki elinin arasına almış dalgın dururken gördüm. Seslendim: oğlum nerde, nasıl ?

    Eşim hemen yanıma geldi, yüzünde beni gönderirken ki heyecan , mutluluk yoktu. Ama yine de başımı okşayarak, merhametle cevap verdi: “Oğlumuz kontrol amaçlı küvezde, şimdi getirirler”, dedi ve o an kapı açıldı. İçeri bir hemşire ve doğum yaptıran doktor girdi. Daha tam çocuğumun yüzünü göremeden doktorun o çirkin sesini duydum: “Oğlunuz Down Sendromlu”…

    O gün sadece bunu duydum. Oğlunuz Down Sendromlu, oğlunuz Down Sendromlu, oğlunuz Down Sendromlu…Başka her şeye sağırdım. Doktor bunu söyledikten sonra başka şeyler de sölemiş olsa da kalbimin sesinden hiçbirini duyamamıştım. Önce doktor çıktı, sonra hemşire bebeği doğru emzirme şekli konusunda bana biraz destek olduktan sonra o da çıktı. Eşim, ben ve bebeğim başbaşa kalmıştık.. İkimiz de konuşmuyorduk. Çocuğu inceliyorduk. Yüzünde ve ellerindeki farklılıklar doktorun anlattığı gibiydi.

   zihinsel_engelli_cocuklar_bursa_ozel_hayatİlk bir yılım karanlık içinde geçti. Bebeğimden desteğimi eksik etmedim. Ona karşı görevlerimi yaptım her zaman. Ama, aklımdan o sorular hiç gitmedi: Benim bir günahım mı vardı, kullandığım ,yediğim , içtiğim bir şeyden dolayı mı oldu, büyük mü konuştum, ah mı aldım, bu benim bir imtihanım mı?   Bu çocuğa dışarıda nasıl bakacaklar, yürüyebilecek mi, konuşabilecek mi, okuyabilecek mi, çok hasta olacak mı? gibi sorular beni depresyona sokmuştu. Hiçbir şeyden tat almıyordum..Taa ki oğlum Emre ‘nin gözlerimin içine bakarak, ağzını kocaman açarak gülümsemesine kadar…

    O bana bakmadı sadece, o beni gördü, ben de onu gördüm. Belki de ilk kez o gün gördüm..O kadar karanlıklardaydım ki, bebeğimi hiç görmediğimi anladım. Ona bakmadığımı anladım..Bencillik yaptığımı anladım. O bana güldü…o beni seviyor, o bana muhtaç, o çok güzel, o benim canım, o benim parçam, o benim neşe kaynağım…Duygularım dönüşüyordu…Karanlıklardan sıyrılıyordum sanki. O hala bana gülümsüyordu…Kalbime dokuna dokuna gülümsüyordu..Gözlerimde yaşlar, onu ilk kez öptüğümü anlıyordum..Onu ilk kez öpüyordum…

    Zamanla ne büyük bir hata yaptığımı anladım. Olumsuz düşüncelerle hem oğluma, hem eşime hem de kendime haksızlık yapmıştım. Eşim, hiçbir zaman benden desteğini eksik etmedi, beni suçlamadı, bana haksızlık yapmadı. Ama olumsuz düşüncelerle onu ihmal ettim. Kendimi de çok kısıtladım. Hiçbir yere gitmedim. Dışarı çıktığımda insanların bana ve çocuğuma acır gözlerle bakmalarını istemediğim için hem çocuğumu hem kendimi dört tarafı duvarlarla çevrili eve hapsettim…Bu dünyada var oluş amacımı unuttum…Ve bir karar aldım. Down Sendromu’nun ne olduğunu öğrenmek, bu tür engel grubuna dahil olan bireylerin ne yapabileceklerini araştırmak, anne – baba olarak nasıl bir yol izlememiz gerektiğini bilmek için ilk işim internetten, rehabilitasyon merkezlerinden, hastanelerden ve daha pek çok yerden bilgi toplamak olacaktı…

    Ve şimdi oğlum 15 yaşında. O dünyanın en güzel gözleriyle bakan çocuklarından biri…Sadece bana değil, çevremdeki bütün tanıdıklarımın neşe kaynağı. Kendine uygun bir okula gidiyor. Kendinden 3 yaş küçük kız kardeşine abilik yapıyor. Resim yeteneği var. Bu alanda kurslara yönlendirdik, resimleri sergileniyor zaman zaman. Evde bana, babasına, kardeşine elinden gelen ne varsa yardımcı oluyor. Çok duygusal bi çocuk. Öğrendim Down Sendromlu çocuklarda duygusal yön ağır basarmış…Artık insanların Emre’ye ve bana küçümser, acımsar , korkuyla karışık bakışlarına da takılmıyorum. Böyle bakanları gördüğüm zaman içimden; siz tanımıyorsunuz Emre’yi, bilmiyorsunuz. Bir bilseniz ne tatlı bir çocuk olduğunu böyle bakmazsınız. Bunu düşününce etraftaki insanlara da kızamıyorum. Öyle ki Emre kendi gibi diğer arkadaşları için de bana güzel şeyler için vesile oluyor. Ben aştım, fakat aşamayan pek çok engel grubundan engelli insanlar ve aileleri var. Onların sesi olmaya çalışıyorum. Destek olmaya çalışıyorum…

    Emre sayesinde çok şey öğrendim. Yeniden nefes almayı öğrendim, yılmamayı öğrendim, araştırıp bilgi edinmeyi öğrendim, kendi yaşadığım zorlukları aşabildiğim zaman başkalarına da destek olabildiğimi öğrendim. Sanırım yaşamanın anlamını öğrendim. Bu dünyaya bir kere geldiğimizi ve mutlaka bir sorumluluğumuz olduğunu öğrendim. En önemlisi de, sevmenin en büyük engelleri bile ortadan kaldırdığını öğrendim. Canım oğlum…İyi ki sen varsın, iyi ki sen bende varsın…Seni bana verene binlerce şükürler olsun…

    Seni çok ama çok seviyorum …

  Bursa Rehabilitasyon Merkezleri –  Özel Hayat Eğitim / Rehberlik servisi

    Fenilketonüri  kalıtsal bir metabolik hastalıktır. Bu hastalıkla  doğan çocuklar proteinli gıdalarda bulunan fenilalanin isimli bir amino asiti metabolize edemezler. Sonuçta kanda ve diğer vücut sıvılarında artmış olan fenilalanin  ve onun artıkları çocuğun gelişmekte olan beyninde hasar yapar ve ileri derecede zihinsel özürlü olmasına ve sinir sistemini ilgilendiren daha birçok belirtinin ortaya çıkmasına neden olur. Fenilketonüri hastalığı kalıtımla geçer.

    Fenilketonüri kalıtsal bir hastalıktır. Fenilketonürili çocuğun anne ve babasında fenilalanin hidroksilaz enzimi yapımında sorumlu biri normal diğeri bozuk iki gen vardır. Anne ve babasından bozuk genleri alan bir çocuk fenilketonüri hastalığı ile doğmaktadır. Anne ve baba taşıyıcı olduğunda her çocuğun fenilketonürili olma olasılığı % 25 gibi yüksek değerlere ulaşır.

    Ülkemizde fenilketonüri  sıklığı;

   Fenilketonüri Amerika ve birçok Avrupa ülkesinde her 10.000 – 30.000 yeni doğanda bir görülmesine karşın ülkemizde 3000 – 4500 yenidoğandan birinde görülmektedir. Türkiye fenilketonüri hastalığının en sık görüldüğü ülkelerden biridir. Her yıl ülkemizde 300 – 400 çocuk bu hastalıkla doğmaktadır.

    Hayatın ilk birkaç ayı içerisinde fenilketonüri hastalığı olan bebekleri sağlıklı bebeklerden ayıran özellikler fark edilmeyebilir. Ancak tedavi edilemeyen fenilketonürili çocuklarda 5. – 6. aylardan sonra zekadaki gerileme belirgin hale gelir. Akranlarından farklı olarak oturma, yürüme ve konuşma gibi becerileri kazanamazlar. Beyin gelişimleri normal olmadığından başları da küçük kalır. Bazı fenilketonürili çocukların saç ve gözleri anne ve babalarınkine göre daha açık renkli olabilir.

    Fenilketonüri hastalığı yenidoğan döneminde tanımlanabilir

    Fenilketonüri hastalığı yenidoğan döneminde bebeğin topuğundan alınan bir damla kanın incelenmesi ile teşhis edilebilir. Bu nedenle fenilketonüri hastalığı ile doğan bebeğin beyni etkilenmeden erken olarak tanımlanması ve  diyet tedavisine alınması çok önemlidir. Diğer gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizdede  yenidoğanları  kapsayan fenilketonüri taraması uygulanmaktadır.

    Fenilketonüri tedavi edilebilir mi?

    Erken teşhis edildiğinde fenilketonüri tedavi edilebilen bir hastalıktır.

    Kaynak;

    www.metvak.com/fenilketonueri-nedir.html

    İŞİTME ENGELİ NEDİR ?

    İşitme Kaybı: Bireyin işitme duyarlılığının onun gelişim, uyum özellikle de iletişimdeki görevlerini yeterince yerine getirememe halidir.

    İşitme Engeli: İşitme engeli; işitme kaybının getirmiş olduğu iletişim sorunlarının oluşturduğu bir engel durumudur. İşitmesinin tamamını ya da bir kısmını kaybetmiş  kişileri işitme kayıplı olarak tanımlayabiliriz. Doğuştan ya da sonradan olması, sözel dili öğrenmeden önce veya öğrendikten sonra olması gibi etmenler işitme kayıplı bireyin sözel dili kazanımında önemli bir etken olmuştur.

    İşitme testi sonucunda belli bir bireyin aldığı sonuçlar kabul edilen normal işitme eşiklerinden belirli derecede farklı olup, bu kaybın derecesi bireyin dil edinmesine ve eğitimine engelleyici derecede ise işitme engelinin varlığından söz edilir.

    İşitme Engelliler: İşitme engelinden dolayı özel eğitimi gerektiren kişilerdir.

    İşitme Engelinin Nedenleri

       İşitme engeli vakalarının %95’inin doğum öncesinde, doğumda veya çocuk dili kazanmadan önce, %5’inin ise çocuk dili kazandıktan sonra oluştuğu bilinmektedir.

İşitme engelinin nedenlerini doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası olarak sınıflandırabiliriz.

     isitme_engelli_cocuklar_bursa

İşitme Kaybının Nedenlerini Bilmenin Yararları

    *Özrün oluş zamanı hakkında bilgi verir.

    * Başka özürler getirip getirmediği hakkında ipucu verir.

    * Nedenin doğru olarak değerlendirilmesi sorunun medikal ve eğitsel alanlarda ortaklaşa olarak gerekli olan işlemlerin yapılmasına temel oluşturur.

    Çocuklarda İşitmezlik Oluşturan Risk Faktörleri

    *Çocuğun ailesinde işitme engelli olması.

    *Annenin hamilelikte kızamıkçık olması.

    *Annenin hamilelikte ya da doğum sırasında geçirdiği enfeksiyonlar.

    *Hamilelikte zehirlenme ya da toksit ilaç kullanımı.

    *KBB’ de formasyon bozukluğu, kulak kepçesi ya da kulak kanalına ilişkin anormallikler.

   *Bebeğin 1500 gr.’dan az doğmuş olması.

    *Yüksek düzeyde bilirubin seviyesinin olması.

    *Doğum sonrası sarılık nedeniyle kan değişimi.

    *Menenjit hastalığı geçirmesi.

    *Yeni doğanda toksit ilaç kullanımı.

    *Doğum sırasında ya da sonrasında ciddi solunum güçlüğü ya da solunum kaybı geçirmesi.

    Not: Bu kategorideki çocukların odyolojik değerlendirmeye alınması, doğumdan itibaren 2 ay içerisinde ve bazı durumlarda doğuştan olmayıp sonradan ortaya çıkabileceği düşünülerek periyodik aralıklarla çocuk izlenmelidir.

       İşitme Engelinin Türleri

       Birincil duyular olarak bilinen işitme ve görme kayıplarının kişinin iletişimi ve uyumu da birincil düzeyde etkileyeceği kesindir.

       İşitme engelli olmak işitme sürecinde herhangi bir aşamada işitme algısının gerçekleşmemesi durumudur. İnsanın işitme sınırları(16-20.000 titreşim arası )içindeki sesler aşağıdaki çeşitli işitme kayıplarından dolayı duyulmamaktadır.

    Sağırlık; Gerekli tedavi ve düzeltmeler yapıldıktan sonra işitmenin anadilini konuşmayı olağan yollardan öğrenmeyi etkileyecek kadar fazla olması durumudur. Sağırlık doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası nedenlerden oluşabilir. Bu durumdaki kişide bu yüzden özel eğitimi gerektiren sağırdır.(Özsoy Y;Özel eğitime giriş)

    Ağır İşitme; Gerekli düzeltmeler yapıldıktan sora iyi işiten kulağındaki işitme kayıpları olağan yollardan anadilini öğrenmesini ağırlaştıracak derecede olma durumudur.(Özsoy Y;Özel eğitime giriş)

    İletimsel İşitme Özürü; Sesin iletilmesi sırasında iletim kanallarından birinde engellenmesi durumudur. Örneğin; kulak zarının, kulak içi organların hastalanmadan veya anatomik bozuklukları işitmeyi engelleyebilir.

    Duyusal-Sinirsel İşitme Özürü; iç kulakta daha çok sinir sisteminin beyne ulaşması engellendiği için ortaya çıkan işitme özürüdür.

    Merkezi İşitme Özürü; Bütün organ ve sistemler normal çalışır ancak beyinde işitme algısı oluşmuyorsa buna merkezi işitme özürü adı verilmektedir.

    Psikojenik İşitme Özürü; Bazı nörotik rahatsızlıklarda görülen eskiden histeri olarak adlandırılan rahatsızlıktır. Geri dönüşümü vardır fakat bazen uzun süreli olabilir.

    Fonksiyonel İşitme Özürü; Sesle ilgili bir problemin olmamasına karşın sesin beyinde yorumlanamaması ile oluşan işitme özürüdür.

    İşitme engelliler nasıl iletişim kurabilirler?

    Dudak Okuma yöntemi:

    İşitme engelliler dudak okuma yöntemiyle konuşabilen insanlarla iletişim kurabilirler. Dudağınızın hareketini izleyerek dediklerinizi anlayabilirler.

    Sesler  %40  oranında görsel olarak algılanabilir. Dolayısıyla dudak okuma tahmine dayalı bir iletişim yöntemidir. Konuştuklarınızdan anlaşılan kelimeler yardımıyla ne demek istediklerinizi anlamaya çalışmak her zaman sağlıklı bir iletişim yöntemi olmadığından mümkünse kolayca anlaşılır bir dille konuşmanızda fayda vardır.

    Dudak okuyan bireylerle iletişime geçerken dikkat etmek gereken unsurlarda bazıları:

   Konuşmaya başlamadan önce işitme engelli bireyi tanımaya çalışın, konuşmalarını rahatlıkla anlayıp anlayamadığını test ediniz. Konuşurken de işitme  bireyin size baktığından emin olun

    İşitme engelliler işitme dereceleri ne olursa olsun sizi seslendiğinizde duymayabilir. O yüzden, elinizle omzuna hafifçe dokunmak gibi yöntemleri kullanabilirsiniz.  .Cihaz kullanan bir işitme kayıplının, cihazı taktığında işitmesinin normal duyan birisi gibi tam olmayacağını lütfen unutmayın. Hiçbir işitme cihazı norma duyan bir kulak yerine geçemez

 .Konuşmaya başladığınız anda yüzünüzün özellikle dudağınızın işitme engelli bireyin görebileceği bir konumda olmasına dikkat ediniz.Ağır işiten bireyler için mümkünse gürültüsüz ortamlarda konuşmayı deneyin. Çünkü bazı bireyler sadece dudak okuyarak değil aynı zamanda da sizi duymaya  çalışarak anlayabilirler.

    Konuştuğunuzda ortamın aydınlık olduğuna dikkat ediniz.

    Konuşmanızı ve dudağınızın görünmesini engelleyen durumlardan kaçınınız. Yemek yerken konuştuğunuzda dudağınızın hareketi değiştiğinden sizi anlamakta zorlanabilirler. Sakal Bıyık ya da dudağınızı kapatan unsurları mümkünse ortadan kaldırınız.

    İşitemiyor diye yüksek sesle konuşmayı denemeyiniz. Kesinlikle bağırmayınız. Kısık sesle de konuşmayınız. Normal tonda normal konuşma seviyesinden biraz yavaş konuşmayı deneyiniz. Ama hiçbir zaman heceleyerek konuşmayınız.

    Dudak okumanın kolay bir iletişim yöntemi olmadığını unutmayınız. Çünkü bazı harfler dudaktan görülmez. İşitme engelli bir bireyin dudaktan okuyarak anlayamadığı bir kelime ya da cümleyi anlamanı değiştirmeden başka bir kelime ya da cümle kullanarak anlatmayı deneyiniz.Mümkünse yüz ifadelerinizi etkili kullanın. Çünkü mimikler ve yüz ifadeleri dudak okumayı kolaylaştırır.

    Her şeyden önce sabırlı ve anlayışlı olunuz. İletişiminizin çok iyi olması için birbirinize alışmanız gerekmektedir.

    İşaret Dili:

    El hareketleriyle ve yüz ifadeleriyle oluşturulmuş kendisine özgü bir dil bilgisi olan bir dildir. Her ulusun kendine ait bir işaret dili vardır. Jestlerden farklı olarak kendine özgü kalıplaşmış işaretler içermektedir. Bazı işaretler simgesel (ikonik) olmakla beraber bazı işaretler kesinlikle simgesel değildir.

    İşitme engeli bireylerle iletişim kurarken dikkat edilecek hususlar:

    İşitme engeli görünmez bir engel olduğu için işitme engelli bireyler için engel iletişimde başlamaktadır. Bir bireyin işitme engelli olduğunu konuştuğunuzda fark edebilirsiniz.

    İşitme engelli bir bireyin konuşmalarını anlamıyorsanız,  tekrar sorabilirsiniz. Anlayamama durumunun devamı halinde işitme engelli bireyden dediklerini yazmasını rica edebilirsiniz. (Unutulmaması gereken bir hatırlatma, konuşmakta zorlanan ve genelde işaret dili kullanan bireylerin ana dili işaret dili olduğunu göz önüne alırsak, Türkçe dil bilgisinden haberdar olmama ihtimali vardır ve dolayısıyla yazıyla iletişim kurduğunuzda basit cümlelerle kendinizi ifade ermeye çalışın.) Kesinlikle beni anlamıyor ya da dediklerinden bir şey anlamıyorum diye onunla iletişiminizi hemen kesmeyin. İşitme engelli bireylerin duygularını incitmiş olursunuz.

    Türk İşaret Dili öğreten kurslara gitmenizde fayda vardır. Türk İşaret Dilinin alfabesini kullanarak kendinizi ifade etmeye çalışabilirsiniz ancak parmakla işaretleme işitme engellilerin kullandıkları Türk İşaret Dilinin yerini hiçbir zaman tutamaz.

    Dudak okuyabilen ve konuşmaları anlaşılır olan işitme engelli bireyler için durum işitmeyen bireylerden farklıdır. Bu tip engelliler hem işaret dili hem de Türkçe kullanıyor ya da işaret dili bilmiyor olabilir.

    ►►  ANA BABALAR UNUTMAYIN Çocukların dil gelişimi 2 ile 5 yaş arasında olmaktadır. Dolayısıyla işitme engelli çocuğunuz  varsa kesinlikle gereğinden fazla ilgi göstererek çocuğunuzun tercih ettiği dilde konuşmalısınız.

Kaynaklar:

www.tiu.org.tr/turkce/content/view/44/81/

 mebk12.meb.gov.tr/meb_iys…/43/…/isitme-engeli-nedir_109823.html

Düzenleyen:

Rehber Öğretmen

Filiz AKDEMİR

Özel Hayat Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi