ÖZEL EĞİTİM

ÖZEL EĞİTİM NEDİR?

Özel eğitim, çoğunluktan farklı ve özel gereksinimli çocuklara sunulan, üstün özellikleri olanları yetenekleri doğrultusunda kapasitelerinin en üst düzeye çıkmasını sağlayan, yetersizliği engele dönüştürmeyi önleyen, engelli bireyi kendine yeterli hale getirerek topluma kaynaşmasını ve bağımsız, üretici bireyler olmasını destekleyecek becerilerle donatan eğitimdir.

ÖZEL EĞİTİMDE TEMEL KAVRAMLAR NELERDİR?

Zedelenme: Bireyin psikolojik, sosyolojik, fizyolojik, anatomik yapısında geçici ya da kalıcı türden bir kayıp, yapı veya işleyiş bozukluğu sonucunda organların işlevlerini ve görevlerini yerine getirmede zorlanmasıdır (işitme engeli, zekâ geriliği, felçli olma durumu, bedensel engel vb.).

Yetersizlik: Zedelenme ya da sapmalar sonucu bir insanın normal durumlarda yapması gereken bir etkinliği yerine getirememesi, sınırlanması durumudur (bacaklarındaki sakatlıktan dolayı yürüyememe, koşamama, işitme kaybından dolayı duyamama, iletişim kuramama, zihinsel engelden dolayı algılayamama vb.). Yetersizlik geçici, kalıcı, giderilebilir- giderilemez, etkisi durumdan duruma değişebilen bireysel özellikler göstermektedir.

Engel: Bireyin yaşamı boyunca yaşına, cinsiyetine, sosyal ve kültürel faktörlere bağlı olarak oynaması gereken bazı roller bulunmaktadır. Yetersizliği yüzünden bu rolleri gereği gibi yerine getirememesi durumu yani birey yapması gerekenleri engelinden dolayı yapamazsa yetersizlik durumu ortaya çıkar, engele dönüşmüş olur (işitemeyen çocuk anlayamaz, çevresiyle iletişim kurup konuşamaz, sözlü iletişime dayalı rolleri yerine getiremez. Dil dolayı bayramda çıkıp şiir okuyamaz, bacağındaki yetersizlikten dolayı koşup oynayamaz).

ÖZEL GEREKSİNİMLİ BİREY KİMDİR?

MEB Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde özel gereksinimli birey; “çeşitli nedenlerle bireysel özellikleri ve eğitim yeterlilikleri açısından akranlarına göre beklenilen düzeyden anlamlı farklılık gösteren birey” şeklinde tanımlanmaktadır.

MEB Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde Özel Gereksinimli Olan Çocukların Sınıflandırılması

  • Zihinsel Yetersizlik (hafif, orta, ağır, çok ağır)
  • İşitme Yetersizliği
  • Görme Yetersizliği
  • Ortopedik Yetersizlik
  • Sinir Sisteminin Zedelenmesi ile Ortaya Çıkan Yetersizlik
  • Dil ve Konuşma Güçlüğü
  • Özel Öğrenme Güçlüğü
  • Birden Fazla Alanda Yetersizlik
  • Duygusal Uyum Güçlüğü
  • Süreğen Hastalık
  • Otizm
  • Sosyal Uyum Güçlüğü
  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu
  • Özel Yetenek

ÖZEL EĞİTİM KİMLERİ KAPSAR?

Özel gereksinimi nedeniyle, normal gelişim gösteren çocuklar için hazırlanmış öğretim programlarından faydalanamayan çocukları kapsar.

ÖZEL EĞİTİM NEYİ ÖĞRETİR?

Özel eğitim, genel eğitimden içerik yönünden yani nelerin öğretileceği yönünden farklılaşmaktadır. Genel eğitimde içerik ortalama çevresindeki çocuklar için merkezi programlarla belirlenirken, özel eğitimde programın içeriğini çocuğun ihtiyaçları belirler. Genel eğitimle özel eğitim bu anlamda farklılaşmaktadır.

Genel eğitimde içerikte giyinme, yemek yeme, taklit etme vb. beceriler yer almaz. Normal gelişim gösteren çocuklar bu becerileri kendileri yetişkinleri taklit ederek kazanabilirler. Ancak özel eğitim gerektiren birey için durum farklılaşmaktadır. Bu becerilerin öğretilmesi gerekebilir.

ÖZEL EĞİTİM NASIL ÖĞRETİR?

Özel eğitim ve genel eğitim bazı konularda birbirinden farklılaşmaktadır. Kullanılan materyaller, programların çocukların ihtiyacına göre uyarlanması, her çocuk için hazırlanmış tekniklerin kullanımı kısımlarında farklılıklar vardır. Ancak kimi uzmanlara göre özel eğitim ve genel eğitim arasında farklılıklardan çok benzerliklerin bulunduğu, her iyi öğretmenin özel eğitimde kullanılan yöntem ve tekniklere benzer yöntem ve teknikleri normal gelişim gösteren çocuklar için de kullanıldığı yönündedir.

ÖZEL EĞİTİM NEREDE UYGULANIR?

Özel eğitim yapıldığı ya da uygulandığı yere göre de tanımlanmaktadır. Gelişmiş ülkelerdeki özel gereksinimli çocukların büyük kısmı olağan okullarda akranları ile birlikte en az kısıtlayıcı kaynaştırma ortamlarında öğretim görmektedir. Özel gereksinimli çocukların yetersizliklerine göre eğitim ortamlarının düzenlenişinde farklılıklar bulunmaktadır. Bu ortamlar, olağan çocuklarla birlikte eğitim aldıkları en az kısıtlayıcı ortamlardan başlayarak yatılı ayrı özel eğitim kurumlarına kadar gitmektedir.

Kaynaştırma/Bütünleştirme Yoluyla Eğitim Uygulamaları: Özel eğitim ihtiyacı olan bireylerin her tür ve kademede diğer bireylerle karşılıklı etkileşim içinde bulunmalarını ve eğitim amaçlarını en üst düzeyde gerçekleştirmelerini sağlamak amacıyla bu bireylere destek eğitim hizmetleri de sunularak akranlarıyla birlikte tam zamanlı ya da özel eğitim sınıflarında yarı zamanlı olarak verilen eğitimdir.

Destek eğitim odası: Tam zamanlı kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitimlerine devam eden öğrenciler ile özel yetenekli öğrencilere ihtiyaç duydukları alanlarda destek eğitim hizmetleri verilmesi için düzenlenmiş ortamı belirtmektedir.

Erken çocukluk birimleri:0-36 aylık özel eğitim ihtiyacı olan çocuklar için erken çocukluk dönemi hizmetleri, ailenin bilgilendirilmesini ve desteklenmesini de içerecek şekilde yürütülür.

Özel Eğitim Sınıfları: Okul ve kurumlarda, durumları ayrı bir sınıfta eğitim görmeyi gerektiren özel eğitim ihtiyacı olan öğrenciler için yetersizlik türü, eğitim performansları ve özellikleri göz önünde bulundurularak, özel araç-gereçler ile eğitim materyalleri sağlanarak oluşturulmuş sınıflardır.

Özel Eğitim Okulları: Farklı tür ve kademelerde benzer yetersizliğe sahip özel gereksinimi olan çocukların eğitim gördüğü ortamlardır.

Yatılı Özel Eğitim Okulları: İşitme, görme veya bedensel yetersizliği olan bireyler için gündüzlü ya da yatılı özel eğitim ilkokulları ile özel eğitim ortaokulları açılır. İlköğretim programlarını tamamlayan işitme veya bedensel yetersizliği olan bireyler için gündüzlü veya yatılı özel eğitim meslek liseleri açılır.

Evde Eğitim: Zorunlu öğrenim çağındaki özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilerden sağlık problemi nedeniyle örgün eğitim kurumundan faydalanamayacak çocuklar için sunulan hizmeti ifade etmektedir.

Hastanede Eğitim: Zorunlu öğrenim çağındaki özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilerden sağlık problemi nedeniyle sağlık kuruluşlarında yatarak tedavi gören öğrencilerin eğitimlerini sürdürmeleri için hastaneler bünyesinde açılmış olan hastane sınıflarında eğitimlerine devam etmelerini ifade etmektedir.

BİLSEM: Örgün eğitim kurumlarına devam eden ve genel zihinsel, görsel sanatlar veya müzik yetenek alanlarından özel yetenekli olarak tanılanan öğrencilere, yeteneklerini geliştirerek kapasitelerini en üst düzeyde kullanmalarını sağlamak amacıyla destek eğitim vermek üzere açılmış olan kurumları ifade etmektedir.

ÖZEL GEREKSİNİMLİ BİREYLERİN ÖZEL EĞİTİME İHTİYAÇ DUYMASINA YOL AÇAN NEDENLER NELERDİR?

Öncelikle çocuk, kadın ve erkeğin ortak bir ürünüdür. Döllenmede anneden ve babadan gelen 23 kromozomun birleşmesi ile oluşan bir üründür. Ancak tıbbi ifadenin dışında çocuk aileler için farklı anlamlar ifade etmektedir.

Çocuk anne ve babanın sağlıklı olduğunun bir göstergesidir. Annenin ve babanın çocuğunun olması topluma, geniş aileye, arkadaş çevresine verilen ben sağlıklı ve üretebilen bir bireyim mesajı taşımaktadır. Çocuk neslin devamı olarak da aile de önemlidir. Aileler mutlaka soyun devamı için özellikle bir erkek çocuk sahibi olmak isterler. Anne babalar ve bazı bireyler için çocuk yaşlılıkta anne babaya destek olacak bireyler olarak görülür. Çocuk aileyi birbirine bağlayan bir bağdır. Çocuğun doğması ile beraber artık kadın anne, erkek ise babadır. Yakın akrabalar ise dede, nine, hala, dayı teyze vb. unvanlara sahip olurlar. Ayrıca çocuk anne babalar için bir projedir. Kendi yaşayamadıkları her şeyi onda yaşama hevesi vardır. Çocuk anne karnına düştüğü andan itibaren tüm aileyi bir sevinç kaplar. Çocuk için projeler üretilir. Kime benzemeli, hangi alanlarda başarılı olmalı, ilerde hangi mesleği yapmalı vb gibi bir sürü hayal kurulur. Toplumumuzda var olan çocuk adına çeker inanışı gereği çocuklara özenle isim seçilir. Seçilen isme sahip kişinin özelliklerini taşıması beklenir. Çocuk aile ve toplum için bu açılardan ne kadar önemli olursa olsun anne babalar her şeye rağmen kız veya erkek çocuk fark etmez sağlıklı olsun yeter diye olumlu ifadeler kullanmaktadır. Ancak bazı durumlarda işler her zaman ailenin istediği gitmeyebilir. Bazı sebepler çocukların özel gereksinimli bireyler olmasına neden olabilmektedir.

Özel gereksinimli bireylerin oluşmasına neden olan etmenler genelde üç ana bölümden oluşmaktadır.

  • Doğum öncesinde oluşan nedenler,
  • Doğum anında oluşan nedenler,
  • Doğum sonrasında oluşan nedenler.

Doğum Öncesinde Oluşan Nedenler:

Annenin doğum öncesinde geçirmiş olduğu hastalıklar( özellikle hamileliğin ilk üç ayında geçirilen kızamıkçık, frengi, toksoplazma gibi), annenin yaşı, beslenmesi, hamilelikte kullanılan ilaçlar, annenin sigara, alkol, uyuşturucu, maddeleri kullanması, annenin radyasyona maruz kalması, annenin yaşadığı psikolojik sorunlar, akraba evlilikleri, annenin geçirdiği kazalar, travmalar, anne-çocuk arasındaki kan uyuşmazlığı, kalıtsal olarak aileden geçen özellikler, doğum öncesi nedenler arasında yer almaktadır.

Bu sebeplerden dolayı çocuk düşünen anne babaların yukarıda sıralı bazı durumlara dikkat etmesi bir planlama yapması gerekmektedir. Gebelik öncesinde doktor kontrollerini ihmal etmemeli, beslenmesine dikkat etmeli, çok ileri yaşlarda veya erken yaşlarda yumurtaları henüz olgunlaşmadan veya yumurtaları bayatlamadan gebe kalmaya dikkat etmelidir.

Doğum Sırasında Oluşan Nedenler:

Erken, geç ve zor doğumlar ve doğum sırasında oluşan enfeksiyonlar zekâ geriliğine yol açabilmektedir. Doğumun ehliyetsiz kişilerce gerçekleştirilmesi, doktor kontrolünde olmaması, doğum sırasında forseps, vakum gibi yöntemlerin kullanılması bebeğin oksijensiz kalmasına (anoxia) yol açmakta ve zekâ geriliği ortaya çıkmaktadır. Önlem olarak doğumun doktor kontrolünde ve gerekli sterilizasyonun sağlandığı ortamlarda gerçekleştirilmesi söylenebilir.

Doğum Sonrasında Oluşan Nedenler:

Doğum öncesinde ve doğum sırasında hiçbir sıkıntı yaşamada dünyaya gelen çocuk doğum sonrasında yaşadığı bazı sebeplerden dolayı özel eğitime gereksinim duyabilmektedir. Kazalar ( düşme, yanma, trafik kazaları vb) , travmalar, zehirlenmeler, hastalıklar, hastalıklara yapılan yanlış ve geç müdahale, menenjit enfeksiyon kaynaklı hastalıklar, ihmal ve istismar, yetersiz beslenme, yetersiz bir çevrede büyüme, bulaşıcı hastalıklar doğum sonrası özel eğitime muhtaç olma sebepleri arasındadır.

ÖZEL EĞİTİMDE ÖNLEME NASIL OLUR?

Engelin önlenmesi birey, aile ve toplum açısından çok önemlidir. Engelli bir bireyin durumu etkileşim içinde olduğu tüm toplumu ilgilendirir ve etkiler. Birey sıkıntılarını biyolojik, fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik olarak bir bütünlük içinde yaşar. Fakat bu yaşadıkları, bireyde sınırlı kalmaz; ailesini derinden etkiler, her yönde olumsuz etkiler ve sıkıntılar yaratır. Okulda öğretmenleri, öğrencileri, toplumda iletişim kurduğu\ kuracağı insanları, işvereni ya da vermek istemeyeni etkiler. Böylece engel, toplumu ilgilendiren bir sorun olarak karşımıza çıkar. O halde bunu önlemeye ne zaman başlayalım, nasıl başlayalım, engelden nasıl korunalım gibi birçok soru aklımıza gelebilir. Bu işi önlemeye evlenmek için karar verme aşamasında başlarsak erken sayılmaz.

Engeli önlemek için şunlara dikkat etmekte yarar vardır:

  • Evlenecek çiftler yakın akraba evliliğini tercih etmemelidir.
  • Her ikisinin de soyundan genetik olarak süregelen kalıtsal bir hastalığın olup olmadığı araştırılmalıdır.
  • Eşler arasında kan uyuşmazlığı (Rh) faktörü olup olmadığı araştırılmalıdır.
  • Bulaşıcı bir hastalığın olup olmadığı araştırılmalıdır.
  • Evlendikten sonra çocuk yapmak için istekli ve hazır oluşları araştırılmalıdır.
  • O an ki sağlık durumlarının uygun olup olmadığı araştırılmalıdır.
  • Gebeliğin başlangıcından doğuma kadar olan dönemde düzenli doktor kontrolleri mutlaka yaptırılmalıdır.
  • Anne, gebelik döneminde dikkat etmesi gereken kurallara uymalıdır.
  • Beslenme ve sağlığına dikkat etmelidir.
  • Doğum sonrası bebeğin bakımına, sağlığına dikkat etmeli ve olabilecek kazalara karşı gereken önlemleri almalıdır.
  • Herhangi bir nedenle meydana gelen zedelenmenin artmaması için önlem almalıdır.
  • Zedelenme özelliği dışında kalan diğer özelliklerinin etkin gelişimini sağlamak için çaba sarf edilmelidir.
  • Zedelenme anına kadar kazanmış olduğu diğer becerileri kaybettirilmemelidir.
  • Sağlık kuruluşlarında doğum gerçekleştirilmelidir.

Bütün bu önlemler alındığı halde bir engel durumu varsa gerekli kuruluşlara başvuru yaparak engellinin eğitimi ve gelişimi için gereken önlemler alınmalıdır.

TÜRKİYE’DE ÖZEL EĞİTİMİN TARİHÇESİ NEDİR?

 Osmanlı döneminde özel gereksinimli bireylerin eğitimine yönelik çalışmalar planlı olarak yürütülmemiş olmasına rağmen özel gereksinimi bireylerin yaşlılar evinde korunmaya alındıkları ya da bazılarının yetenekleri ölçüsünde uygun işlerde çalıştırıldıkları görülmüştür.

 Osmanlı döneminde, dünyada özel yetenekliler için sistematik bir şekilde eğitim veren ilk kurum açılmıştır. Enderun mekteplerinde özel yetenekli bireylere eğitim verilmiştir.

 Özel eğitim gerektiren çocukların eğitimine 1889 yılında İstanbul Ticaret Mektebi bünyesinde işitme engelli çocuklara eğitim veren bir okulun açılması ile başlamıştır.

 Daha sonra bu okula görme engellilerle ilgili bir bölüm eklenmiş, okul 30 yıl eğitim verdikten sonra kapatılmıştır.

1921 yılında Özel İzmir Sağırlar-Körler Okulu açılmış ve bu okul 1924 yılından 1950 yılına kadar Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na bağlı olarak özel eğitim hizmetlerini sürdürdükten sonra aynı yıl Millî Eğitim Bakanlığı’na devredilmiştir.

1950 yılından 1980 yılına kadar Özel Eğitim Hizmetleri, İlköğretim Genel Müdürlüğü bünyesinde bir şube müdürlüğü tarafından yürütülmüştür.

 

Bu yıllardaki müfredat programlarında; bireyler arası farklılıklardan, eğitim ve programların bu farklılıklara göre uyarlanması gereğinden bahsedilmeye başlanmıştır.

Marshall Planı çerçevesinde ülkemize gelen Amerikalı uzmanların eğitimimizdeki çeşitli geliştirme ve yenileştirme faaliyetleri sırasında, eğitimde ve özellikle rehberlikte kullanılacak ölçme araçlarını geliştirmek üzere Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na bağlı bir Test-Araştırma Bürosu 1955 yılında kurulmuştur.

 Bu büro rehberlikte bazı ölçme araçları üzerinde çeşitli çalışmalar yapmış, ancak sonraki yıllarda çeşitli örgütsel düzenlemeler sırasında kapatılmıştır.

06.08.1980 tarihinde 2429 sayılı onayla Özel Eğitim Genel Müdürlüğü kurulmuş, 13.12.1983 gün ve 179 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi Başkanlığına dönüştürülmüştür.

 1983’de çıkarılan 2916 sayılı “Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunu”nda, özel eğitime muhtaç çocukların yetiştirilmelerine dair esaslar belirlenmiştir.

 Ülke genelinde özel eğitim ve rehberlik alanında ihtiyaçların artması sonucu, hizmeti daha etkin ve yaygın olarak yürütebilmek amacıyla 30.04.1992 gün ve 3797 sayılı Kanunla Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

1997’de 573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile engellilere ilişkin özel eğitim esasları belirlenmiştir.

ÖZEL EĞİTİMİN İLKELERİ NELERDİR?

  • Türk Millî Eğitiminin genel amaçları doğrultusunda özel eğitimin temel ilkeleri şunlardır:
  • 573 sayılı Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) belirtilmiştir.
  1. a) Özel eğitim gerektiren tüm bireyler, ilgi, istek, yeterlilik ve yetenekleri doğrultusunda ve ölçüsünde özel eğitim hizmetlerinden yararlandırılır.
  2. b) Özel eğitime erken başlamak esastır.
  3. c) Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireyleri sosyal ve fiziksel çevrelerinden mümkün olduğu kadar ayırmadan planlanır ve yürütülür.
  4. d) Özel eğitim gerektiren bireylerin, eğitsel performansları dikkate alınarak, amaç, muhteva ve öğretim süreçlerinde uyarlamalar yapılarak diğer bireylerle birlikte eğitilmelerine öncelik verilir.
  5. e) Özel eğitim gerektiren bireylerin her tür ve kademedeki eğitimlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi için her türlü rehabilitasyonlarını sağlayacak kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılır.
  6. f) Özel eğitim gerektiren bireyler için bireyselleştirilmiş eğitim planı geliştirilmesi ve eğitim programlarının bireyselleştirilerek uygulanması esastır.
  7. g) Ailelerin, özel eğitim sürecinin her boyutuna aktif katılmalarının sağlanması esastır.
  8. h) Özel eğitim politikalarının geliştirilmesinde, özel eğitim gerektiren bireylerin örgütlerinin görüşlerine önem verilir.
  9. i) Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireylerin toplumla etkileşim ve karşılıklı uyum sağlama sürecini kapsayacak şekilde planlanır.

ÖZEL EĞİTİMİN AMAÇLARI NELERDİR?

Özel Eğitim Kurumlarının Temel Amaçları Şöyledir:

  1. Toplum içindeki rollerini gerçekleştiren, başkaları ile iyi ilişkiler kuran, iş birliği içinde çalışabilen, çevresine uyum sağlayabilen, üretici ve mutlu bir vatandaş olarak yetişmelerini,
  2. Kendi kendilerine yeterli bir duruma gelmeleri için temel yaşam becerilerini geliştirmelerini
  3. Uygun eğitim programları ile özel yöntem, personel ve araç-gereç kullanarak; ilgileri, ihtiyaçları, yetenekleri ve yeterlilikleri doğrultusunda üst öğrenime, iş ve meslek alanlarına ve hayata hazırlanmalarını amaçlar.

 

KAYNAKÇA

  • Ataman, Ayşegül(2005), Özel Gereksinimli Çocuklar Ve Özel Eğitime Giriş, Syf. 9-70
  • Aral, Neriman; Figen Gürsoy (2009), Özel Eğitim Gerektiren Çocuklar Ve Özel Eğitime Giriş, Syf. 19-44
  • Eripek, Süleyman(2005), Özel Eğitim, Syf. 1-14
  • MEB(2014), Çocuk Gelişimi ve Eğitimi-Özel Eğitim, Syf. 1-10
  • Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği(2018)
  • Özel Eğitim Sınıfları Kılavuzu (2015)
  • 573 sayılı KHK, 1997
  • Özel Eğitim Uygulamaları Farkındalık Kursu Notları
  • Özel Yetenekliler Destek Eğitim Odası Farkındalık Kursu Eğitici Uygulama El Kitabı (2017)

Abdulkerim Başol

Google, dünyadaki 1 milyar engelli bireyin hayatını kolaylaştırmak için başlattığı Google Impact Challenge: Disabilities proje yarışmasının kazananlarını açıkladı.

Google Impact Challenge: Disabilities adlı program Google’ın sosyal sorumluluk odaklı proje birimi Google.org tarafından yürütülüyor. Yapılan açıklamaya göre dünyanın 88 ülkesindeki 1000’den fazla organizasyondan başvuru alan proje yarışması, toplam 29 projeyi kazananlar listesine almış ve farklı tutarlarda nakit ile ödüllendirmiş.

Engellilere yönelik kâr amacı gütmeyen projeleri 5 kategoride sınıflandıran Google, bu yenilikçi projelerle hem engelli insanların günlük yaşantısını hem de onların iş gücüne katılabilmesini kolaylaştırmayı hedefliyor. Google, gelişmekte olan ülkelerdeki engellilerin sadece yüzde 10’nun ihtiyaçları olan destekleyici cihazlara sahip olduğunun da altını çiziyor.

Engelli bireyler icin projeler

Söz konusu projelerin hepsinin açık kaynaklı geliştirme yapmayı taahhüt ettiği paylaşılıyor ve ödül/destek tutarları kimi projelerde milyon doların üzerine çıkıyor. Toplam destek tutarı da 20 milyon doları buluyor.

Kazananlar listesinde görme engelliler için akıllı gözlüklerden, biyonik ellere, işitme kayıplarını azaltacak cihazlardan tekerlekli sandalye kullanan kişilerin hayatını kolaylaştıracak çözümlere kadar farklı projeler var. 29 projenin tamamını şu sayfada görebilir, çevrenizle paylaşabilirsiniz.

Yeri gelmişken Facebook’un görme engelliler için görsel tanıma yeniliğini erişime açtığını da hatırlatalım.

Kaynak / Görsel Kaynak. Webrazzi

ENGEL TÜRLERİ VE ÖZEL EĞİTİM

agır_yetİnsan hayatı, doğumdan ölüme kadar geçen sürede farklı evrelerden oluşur, bu ev­reler doğumla başlar; çocukluk, ergenlik, yetişkinlikle devam eder ve yaşlılıkla sonlanır. Her dönemde, birbirinden etkilenen dil, zihinsel, fiziksel, sosyal-duygusal gelişim alan­ları bulunur. Bu gelişim alanlarındaki basamakları gerçekleştiremeyen ya da gerçekleştir­mekte zorlanan bireyler özel eğitime gereksinim duymaktadır.

Özel Eğitime İhtiyacı Olan Bireyler

Doğum öncesi, doğum sırası ve doğum sonrasında, gelişim sürecinde oluşan çeşit­li nedenlere bağlı olarak; bilişsel, dil, hareket, fizik, sosyal ve duygusal gelişimlerinde ölçme araçlarıyla ölçülebilen düzeyde yetersizlik, yavaşlama, gerileme veya ileride olma sonucunda yaşıtlarına göre farklı özellikler gösteren ve normal eğitim programlarından yararlanamayan, kısmen yararlanan veya yararlandığı halde destek programları ile eği­timlerini devam ettirebilen bireylerdir.

Özel gereksinimli bireyler, genellikle şu gruplarda toplanmaktadır:

  1. Zihinsel Yetersizlik
  2. Özel Öğrenme Güçlüğü
  3. Bedensel Yetersizlik, Süreğen Hastalık ve Ortopedik Yetersizlik
  4. Dil ve Konuşma Güçlüğü
  5. İşitme Yetersizliği
  6. Görme Yetersizliği
  7. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)
  8. Yaygın Gelişimsel Bozukluk
  9. Üstün ve Özel Yetenek

ZİHİNSEL YETERSİZLİK

Zihinsel işlevler bakımından farklılık gösteren kavramsal, sos­yal ve pratik uyumsal becerilerde eksiklikleri ve sınırlılıkları olan bireylerdir.

Kavramsal Beceriler Sosyal Beceriler Pratik Beceriler
* Dil (alıcı ve verici) *Okuma ve yazma *Para kavramları *Kendilik yönelimi * Kişiler arası *Sorumluluk *Benlik saygısı *Kandırılabilirlik *Saflık

*Kuralları izleme *Yasalara uyma *Istismarı önleme*Günlük yaşam etkinlikleri:

-Yeme

-Yer değiştirme/hareket -Tuvalet -Giyinme *Günlük yaşamın araçlı etkinlikleri: -Yemek hazırlama -Ev bakımı -Ulaşım

-Ilaç alma/kullanma -Para yönetimi -Telefon kullanma *Uğraşı becerileri *Güvenli ortamlar sağlama

 

Hafif Düzeyde Zihinsel Yetersizlik

Zihinsel işlevler bakımından farklılık gösteren; kavramsal, sosyal ve pratik uyumsal becerilerde eksiklikleri ve sınırlılıkları olan bireylerdir. Yapılan tanılama ve zeka testi sonucunda 50-69 puan arasında çıkan bireylerdir.

Nasıl Fark Edilir?

  • Geç ve güç öğrenirler.
  • Dikkatleri kısa süreli ve dağınıktır. İlgi alanları dardır.
  • Kısa süreli belleklerinde problem vardır. Kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe geçiş yapamazlar, zorlanırlar.
  • Akademik başarıları normal gelişim gösteren bireylerden gerilik gösterirler.
  • Kişisel, sosyal özelliklerinde ve davranışlarında bazı problemler gösterebilirler.
  • Dil ve konuşma bozuklukları yaygındır.
  • İş edinmede ve bu işi sürdürmede problemleri vardır.
  • Unutkandırlar.
  • Güdülenme eksikliği vardır.
  • Başarısızlık daha çok okumada, okuduğunu anlama ve anlatmadadır.
  • Genelleme yapamazlar.
  • Öğrendiklerini çabuk unuturlar.
  • Genellikle kendilerinden yaşça küçük çocuklarla iletişim kurarlar.
  • Rutin ve karmaşık olmayan işlerde başarılıdırlar.
  • Bir hastalık olarak tanımlanamaz, tedavisi yoktur, süreklidir.
  • Yeni ortamlara girmekten hoşlanmazlar.
  • Sağlık problemleri vardır. Daha sık hasta olurlar.
  • Temizlik yönünden gereken titizliği gösteremezler.
  • Grupta lidere uyarlar.
  • Sosyal faaliyetlere karşı ilgisizdirler.
  • Sorumluluk almaktan kaçınırlar.
  • Parçadan bütüne doğru daha kolay öğrenirler.
  • Soyut kavramları anlamakta güçlük çektiklerinden zaman kavramını ve sayısal kav­ramları çok geç ve güç öğrenirler.
  • iki şey arasındaki benzerlik ve farklılığı kolay ayıramazlar.
  • Kelime dağarcıkları yaşıtlarına göre normalin altındadır.
  • Kendilerine güvenleri azdır.
  • Kurallara uymakta güçlük çekerler.
  • Karışık becerileri yapmakta zorlanırlar.
  • Arkadaşlık kurmakta ve sürdürmekte zorlanırlar.
  • Oyun başlatamazlar ve sürdüremezler.
  • Genellikle okul çağında fark edilirler.

Anne-Babaya Öneriler

  • Çocuk olduğu gibi kabul edilmelidir.
  • Çocuğu suçlayarak utanç duyulmamalıdır.
  • Çocuğun kendi odası olmalıdır.
  • Odasında çalışacağı materyaller olmalıdır.
  • Ev içindeki kurallar çocuk ile beraber belirlenmelidir.
  • Okulda çalışılan beceri ve kavramlar evde tekrarlanmalıdır.
  • Çocuğa güvenip yapacakları için cesaretlendirilmelidir.
  • Anne-baba olarak çocuğa örnek olunmalıdır.
  • Çocuk, her türlü sosyal ortama aile ile birlikte girmelidir.
  • Televizyon ve bilgisayar mümkün olduğunca az kullandırılmalıdır.
  • Arkadaşları ve yaşıtları ile geçireceği zamanlar, ortam ve etkinlikler planlanmalıdır.
  • Etkinlikler, çocuğun seviyesine göre belirlenmelidir.
  • Diğer çocuklar ve kardeşleri ile kıyaslanmamalıdır.
  • Ev içinde basit becerileri içeren görevler verilmelidir.
  • Babanın mutlaka çocuğu ile birlikte vakit geçirmesi gerekmektedir.
  • Kişisel bakımını yapmasına, eşyalarını ve odasını düzeltmesine fırsat tanınmalıdır.
  • Çocuğun gelişimini engelleyecek aşırı korumacı tutumdan vazgeçilmelidir.
  • Öğretmenleri ile sürekli irtibat halinde olunmalıdır.

 

Orta Düzeyde Zihinsel Yetersizlik

Zeka testi sonucunda zeka seviyesi 35-49 puan arasında tespit edilen bireylerdir. Zihinsel işlevler ile kavramsal, sos­yal ve pratik uyum becerilerindeki sınırlılık nedeniyle temel akademik, günlük yaşam ve iş becerilerinin kazanılmasında özel eğitim ile destek eğitim hizmetlerine yoğun şekilde ihti­yaç duyan birey olarak tanımlanmaktadır.

Nasıl Fark Edilir?

  • Dikkat süreleri ve ilgileri sınırlıdır.
  • Sosyal kurallara uymakta çektikleri güçlük, ev ve okul yaşantılarında problem oluş­turabilir.
  • Sözel yönlendirmeleri anlama, kavrama ve genelleme yapabilme becerilerinde ye­tersizlik görülmektedir.
  • Zihinsel engelin yanı sıra hiperaktivite veya durgunluk, genel becerisizlik gibi özel­likler taşıyabilirler.
  • Büyük ve küçük kas gelişimdeki gerilikten dolayı beden eğitimi hareketlerinde, rit­mik gösterilerde, top atma ve tutmalarda, kalem tutma ve el becerisi gerektiren faaliyet­leri yapmada normal yaşıtlarına göre gerilik ve yavaşlık gösterirler. Dolayısıyla zihinsel engeli yanında davranış ve uyum bozukluğu ile karşımıza çıkabilirler.
  • Akademik kavramları geç ve güç öğrenirler.
  • Soyut kavramları, terimleri ve tanımları çok geç ve güç anlarlar.
  • Kısa süreli bellekleri zayıftır.
  • Genellikle konuşmaya geç başlarlar.
  • Kazandıkları bilgileri transfer etmekte zorlanırlar.
  • Zaman kavramı geç ve güç gelişir.
  • Sosyal ilişkilerinde grupta daima başkalarına tabii olma eğilimindedirler.
  • Yakın çevredekilerle kolay dostluk kuramazlar. Kurdukları dostlukları uzun süre devam ettiremezler. Kolayca küser, dostlukları bozarlar ve yalnızlığı tercih etme eğili­mindedirler.

Sorumluluk almaktan çekinirler.

 zihinsel yetersizlik

Anne-Babaya Öneriler

  • Çocuğun gelişim dönemi özelliklerindeki farklılıklar gözlemlendiğinde bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir. Buradaki görevli personelin önerilerine uymak, düzenli bir beslenmeyi sağlamak ve çocuğu olduğu gibi kabul etmek gerekir.
  • Çocuk aşırı düzeyde korunursa güvensizlik; aşırı düzeyde ihmal edilirse davranış ve kişilik problemleri olur. Çocuğa sürekli olarak “sen onu yapamazsın, şunu beceremezsin” uyarıları yerine, yapabileceği işleri yaptırmak, yapabilecekleri için teşvik etmek, başarıla­rından dolayı övmek daha yerinde bir davranış olur.
  • Çocuğu gizlemek, utanç duyulan bir kimse olarak görmek ya da sık sık onu suçla­mak, onun bu özrünü kabul etmemek gibi hareketler son derece yanlıştır.
  • Böyle çocuklar kaza ve hastalıklarda normal çocuklar kadar kendilerini koruyamaz­lar. Onun için sık sık hastalanırlar, sık sık kazalara uğrayabilirler.
  • Ana-babalar dikkatli olmalı, koruyucu tedbirler almalıdır.
  • Bu çocuklarda kas gelişimini sağlamak amacı ile el becerilerine çok yer vermek gerekir. Örneğin; makasla kâğıt ve karton kesmek, oyuncak çekiçle çivi çakmak, bahçe çapalamak, kil ve renkli çamur gibi maddelerle çeşitli cisimler yapma çalışmaları çok yararlı olur. Bu tür çalışmalara bol bol fırsat verilmelidir.
  • Çocuğa soyunma, giyinme, yutkunma, yeme, içme gibi alışkanlıkların kazandırıl­masına mümkün olduğu kadar erken yaşta başlanmalıdır.
  • Bu çocuklar genellikle ve çoğunlukla sıkılgan, içe dönük olurlar. Arkadaş edinme­de güçlük çekerler. Onlara arkadaş sağlamada yardımcı olmak amacıyla sık sık çocukparkına götürülmeli; hatta anne babalar çocuklarını çarşıya, pazara, alışveriş ve sosyal ortamlara beraberinde götürmelidirler.
  • Çocuğa konuşma, düşündüklerini ve gördüklerini anlatma, şarkı ve şiir söyleme gibi etkinlikleri yapabilme imkânı hazırlanmalıdır.

Ağır Düzeyde Zihinsel Yetersizlik

Zeka testi sonucuna göre 20-35 puan arasında olup bireyin öz bakım becerilerinin öğretimi dahil olmak üzere yaşam boyu süren, yaşamın her alanında tutarlı ve daha yoğun özel eğitim ile destek hizmete ihtiyacı olan bireyler olarak tanımlanmaktadır.

Nasıl Fark Edilir?

  • Geç ve güç öğrenirler.
  • Çabuk unuturlar.
  • Dikkatleri çok kısa ve dağınıktır.
  • Bir konuyu uzun bir sürede algılarlar.
  • Tepkilerini basit bir şekilde ifade ederler.
  • Öğrendikleri beceri ve kavramları genelleyemezler.
  • Soyut kavramları anlayamazlar.
  • Somut kavramları öğrenebilirler.
  • Oyunlarda yaşça kendilerinden küçüklerle oynamayı tercih ederler.
  • Her işte birine bağımlıdırlar.
  • Arkadaşlık kurmada zorluk çekerler.
  • Bir işi, oyunu uzun süre devam ettiremezler.
  • Kendilerine güvenleri çok azdır.
  • Kurallara uymada zorluk çekerler.
  • Basit becerileri, kavramları öğrenebilirler.
  • Basit tepkileri ve kuralları anlarlar.
  • Uzun ve karmaşık cümleler kuramazlar.
  • İsteklerini beden diliyle ya da basit tek ya da iki kelime ile anlatırlar.
  • Konuşma becerileri görülmeyebilir.

Zihinsel yetersizliğinin yanında işitme, görme gibi başka yetersizlikler de görüle­bilir.

 

Anne-Babaya Öneriler

  • Çocuk olduğu gibi kabul edilmelidir.
  • Çocuğu suçlayarak utanç duyulmamalıdır.
  • Çocuğun bireysel farklılıkları görmeye çalışılmalıdır.
  • Evde kendi odası, yatağı, dolabı olmalıdır.
  • Basit ev işlerine yardım etmesi sağlanmalıdır.
  • Evde oyun oynayabileceği bir yer ayarlanmalıdır.
  • Çocuğun parmak kaslarını geliştirecek ipe boncuk dizme, halka takma çıkarma gibi oyunlar oynamasına fırsat sağlanmalıdır.
  • Ev ortamında ona zarar verecek eşyalar ortadan kaldırılmalıdır.
  • Çocuğa olumlu davranışlar öğretirken ona örnek olunmalıdır.
  • Aile fertlerine ve çevredeki yakınlara çalışılan beceriler hakkında bilgi verilmelidir.
  • Olumsuz davranışları azaltırken aile fertlerine ve çevredeki kişilere bilgi verilmeli­dir.
  • Becerileri öğretirken ev ortamı düzenlenmelidir.
  • Olumsuz ifadelerden çok olumlu ifadeler kullanılmalıdır.
  • Öğretmenle irtibat içinde olunmalıdır.
  • Okulda çalışılan beceri ve kavramlar evde tekrar edilmelidir.
  • Çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkileyen aşırı koruyucu tutumlar sergilenme- melidir.
  • Evde çocuğun kişisel bakımını yapması, kendi eşyalarını giyip-çıkarması, toplama­sı, yemeğini yemesi gibi işler yapmasına imkan verilmelidir.
  • Çocuğun sosyal ortama katılması için çocuk; oyun bahçelerine, parklara, gezilere götürülmelidir.
  • Yaşıtları ile oynaması için arkadaşları ile konuşarak uygun ortam yaratılmalıdır.
  • Erken yaşta tuvalet eğitimine başlanmalıdır.
  • Tuvalet eğitimi verirken ortam renkli duvar kağıtları, oyuncaklar, tuvalete rahat oturması için aparatlar, kendi havlusu gibi çocuğa özel malzemeler ile düzenlenmelidir.
  • Kişisel temizliğini yapması için kendisine ait eşyalar alınmalı ve koyduğunuz yeri ona gösterilmelidir.

ÖZEL ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ:

Dili yazılı ya da sözlü anlamak ve kullanabilmek için gerekli olan bilgi alma süreçlerinin birinde veya birkaçın­da ortaya çıkan; dinleme, konuşma, okuma, heceleme, dikkat yoğunlaştırma ya da matematiksel işlemleri yapma güçlüğü nedeniyle özel eğitim hizmetlerine ihtiyacı olan bireylerdir.

Nasıl Fark Edilir?

  • Okuma, yazma konusunda güçlük çekerler.
  • Okumayı sökmeleri gecikebilir. Hatalı okur- yazarlar (sesleri değiştirir).
  • b — d , p- q harflerini 6-9 sayılarını ters algılayabilirler; ne’yi en; 3’ü E; 12’yi 21 gibi algılayabilirler.
  • Okurken kelime atlayabilirler.
  • Gün, ay, yıl, mevsimler ve alfabenin sırasını karıştırabilirler.
  • Defter ve kitaplarını düzensiz kullanabilirler.
  • Defter, kalem vb araçlarını kaybedebilirler.
  • Yazarken sayfayı düzenli kullanamaz, gereksiz satır atlar, boşluk bırakabilirler.
  • Çarpım tablosunu öğrenmede zorluk çekebilirler
  • Zamanı ayarlamakta güçlük çekebilirler.
  • Yön kavramları zayıf olabilir.
  • Saati öğrenmekte zorluk yaşayabilirler.
  • Belirli bir sıra içinde yapılması gereken işlerin sırasını karıştırabilirler.
  • Kaba motor becerilerinde, ip atlama, top yakalama gibi hareket ve oyunlarda yaşıt­larına oranla başarısız olabilirler.
  • Sınıf düzenini bozabilirler.
  • Aşırı hareketli olabilirler.
  • Dikkat süreleri kısa olabilir.
  • Sakar olabilirler.
  • Kendilerini ifade etmede güçlük çekebilirler.
  • Dağınık olabilirler.
  • Arkadaş ilişkilerinde sorun yaşayabilirler.
  • İnce motor becerilere dayalı işlerde zorluk çekebilirler.
  • Uzaklık ve derinlik algısı zayıf olabilir.

Anne-Babaya Öneriler

  • Çocukta özel öğrenme güçlüğü belirtileri fark edildiğinde bir uzmana götürülme­lidir.
  • Sabırlı, anlayışlı ve hoş görülü olunmalıdır.
  • Kararlı ve tutarlı davranılmalıdır.
  • Çocuğun yapamadıkları üzerinden değil yapabildikleri üzerinden hareket edilme­lidir.
  • Okul ve öğretmenleri ile yakın bir iletişim kurularak birlikte ortak adımlar atılma­lıdır.
  • Okul dışında gerekli destekleyici eğitim ve çalışmaların yapılması için ilgili yerlere yönlendirilmelidir.
  • Özgüven kazanması için destek verilmeli, sosyal faaliyetlere yönlendirilmeli, yapa­bildikleri takdir ve teşvik edilmelidir.
  • Kendini ifade etmesine, farklılıklarını ortaya koymasına izin verilmelidir.
  • Her çocuğun büyüme, gelişme ve öğrenme seviyesinin farklı olduğunu düşünerek çocuğa dair büyük beklentiler içine girilmemeli, çocuk zorlanmamalı ve başkaları ile kıyaslanmamalıdır.

BEDENSEL YETERSİZLİK ve SÜREĞEN HASTALIK, ORTOPEDİK YETERSİZLİK

 

Bedensel Yetersizliği ve Süreğen Hastalığı Olan

Çocuklar

Duyusal özellikli olmayan, bedensel sınırlılıklarından ya da sağlık sorunlarından dolayı okula devamları aksa­yan ya da öğrenebilmeleri için özel hizmetleri, öğretimi ve özel donanımı gerektiren gruptur.

Ortopedik Yetersizlik

Bütün düzeltmelere rağmen iskelet, sinir sistemi, kas ve eklemlerindeki engellerinden dolayı normal eğitim-öğretim çalışmalarından yeterince yararlanamayan gruptur.

Nasıl Fark Edilir?

  • Bağımsız hareket edebilme becerileri, devinimsel koordinasyonları sınırlı olabilir.
  • Hareketten çekinir, pasif kalmayı tercih edebilirler.
  • Sıklıkla yorgunluktan şikayet edebilirler.
  • Denge bozuklukları görülebilir.
  • Yürüme tarzlarında farklılıklar olabilir.
  • Kol, bacak ve eklem ağrılarından şikayet edebilirler.

Anne-Babaya Öneriler

  • Doğru tanının zamanında konulması önemlidir.
  • Kalça çıkığı problemi erken tanı konduğunda birkaç ay içinde tedavi edilebilecek­ken ileri yaşlardaki tanılar ömür boyu sürecek yürüme problemlerine neden olabilir.
  • Ev ortamı ve odası uygun şekilde düzenlenmelidir.
  • Tuvaletlerde tutacak yerlerin olması, lavabonun yüksekliği bireyin boyuna göre ayarlanmalıdır.
  • Yatağın boyu, kalkması ve yatmasına yardımcı olması için tutacak yer, düzenlen­melidir.
  • Fizyoterapistle yapılan çalışmalarla yetinilmeyip programlı bir şekilde egzersizlerin evde de tekrarlanması gerekmektedir.
  • Çocuğun yetersizliğini ve özelliğini bilmek, onun zorlanabileceği durumlarda yar­dımcı olmak açısından önemlidir.
  • Çocuğun yardımla yapabileceği beceriler desteklenmelidir.
  • Doktorun ve fizyoterapistin verdiği cihazlar kullanılmalıdır.
  • Normal okula devam etmesi sağlanmalıdır.
  • Sosyal çevrede ve ev hayatında en az bağımlı şekilde yaşaması sağlanmalıdır.

DİL ve KONUŞMA GÜÇLÜĞÜ Dil ve Konuşma Güçlüğü Olan Çocuklar

Konuşmanın akışında, ritminde, tizliğinde, vurgularında, ses birimlerinin çıkarılışında, artikülâsyonunda, anlamında bozuk­luğu bulunan bireydir.

Dil ve konuşma güçlüğü; bireyler arası sözel iletişimde her­hangi bir nedenle ve herhangi bir boyutta ortaya çıkan aksaklık ve düzensizliktir.

Nasıl Fark Edilir?

  • Sesleri atlarlar ya da düşürürler. Örneğin; “kapı” yerine “apı”
  • Kelimenin yanına aynı sesi ya da farklı bir sesi ekleyip çıkarabilirler. Örneğin; “saat” yerine “sahat”
  • Kelime içindeki bir sesi farklı bir ses ekleyerek çıkartarak söyleyebilirler. Örneğin; “araba” yerine “ayaba”
  • Sesleri uzatabilirler. Örneği; “a-a-a-amca”
  • Kelime ve heceleri tekrar edebilirler. Örneğin; “o-ol-maz”
  • Konuşurken istenmeyen jest ve mimikleri kullanabilirler.
  • Kelimeleri değişik şekilde vurgulayabilirler.
  • Konuşmaları kısıtlı ve sözcük dağarcıkları sınırlı olabilir.
  • İsteklerini ve duygularını nesnelere vurarak, çarparak gösterebilirler.
  • Konuşma sesi gür ya da zayıf çıkabilir.
  • Ses tonları farklı olabilir.
  • İsteklerini anlatmak yerine jest, mimik ya da başka türlü işaretleri kullanabilirler.
  • Konuşma sesi tiz ya da pes çıkabilir.

Anne-Babaya Öneriler:

  • Anlaşılabilir telaffuz ile konuşulmalıdır.
  • Çocuk doğru konuşmadığı zaman ısrarcı olunmamalıdır. Yanıt alınmadığı zaman yorumsuz kalınmalıdır.
  • Sabır ve ilgi ile dinlenilmelidir.
  • İyi bir model olmak için açık, yavaş, anlaşılabilir konuşulmalıdır.
  • Konuşurken beden dilini ifade eden mimikler kullanılmalıdır.
  • Oyun oynayarak konuşmaya uygun ortamlar yaratılmalıdır.
  • Çocuğun duyabileceği ortamlarda konuşma bozukluğu hakkında bir başkası ile konuşulmamalıdır.
  • Dil altı bağı olan çocuklar doktora götürülerek tedavileri yaptırılmalıdır.
  • Küçük yaşlardan itibaren resimli kitaplarla çocuk konuşturulmaya teşvik edilme­lidir.
  • Anlatırken konuşması kesilmemeli, hatası düzeltilmemeli ve hevesi kırılmamalıdır.
  • Çocuk konuşması hakkında eleştirilmemelidir.
  • Hatalı konuştuğu zaman konuşmanın düzeltilmesi istenilmemelidir.
  • Çocuktan her zaman mükemmel olması beklenmemelidir.
  • Erkek çocuklar kız çocuklarından daha geç konuşmaktadır. Erkek çocuklar 3 yaşına kadar konuşmadılarsa bir uzmana başvurulmalıdır.
  • Küçük yaştaki çocuklara mümkün olduğunca televizyon izletilmemelidir.
  • Bebeksi konuşmalar pekiştirilmemelidir.
  • Konuşurken onun yerine cümle tamamlanmamalı ya da konuşması kesilmemelidir.
  • Konuşmasına ilişkin yaşanılan kaygı çocuğa yansıtılmamalıdır.
  • Evde farklı şive ve lehçelerle konuşulmamalıdır.

İŞİTME YETERSİZLİĞİ

İşitme duyarlılığının kısmen ya da tamamen yetersizliğinden dolayı konuşmayı edinmede, dili kullanmada ve iletişimde güç­lük nedeniyle bireyin eğitim performansının ve sosyal uyumunun olumsuz yönde etkilenmesi durumudur.

Nasıl Fark Edilir?

  • Birden oluşan ses değişimlerini fark edemeyebilirler.
  • Motorlu araçların gürültüsüne ilgisiz kalabilirler.
  • Dil gelişiminde gerilik olabilir.
  • Arkasından çağrıldığında ismine tepki vermeyebilirler.
  • Radyo-Teyp vb. müzik araçlarını dinlemeye karşı ilgisiz kalabilirler.
  • Sınıftaki tartışmalara karşı ilgisiz kalabilirler.
  • Konuşulan bazı sözcüklerin yinelenmesini isteyebilirler.
  • Konuşanı bir eli ile kulağını destekleyerek dinleyebilirler.
  • Konuşanın yüzüne bakarak dinlemek isteyebilirler.
  • işitebilmek için konuşana doğru eğilebilirler.
  • isteklerini anlatabilmek için gereğinden fazla jest ve mimik kullanabilirler.
  • Talimatları yanlış anlayabilirler.
  • Dikte çalışmasında yanlışlıklar yapabilirler.
  • Okul başarıları yaşıtlarına göre gerilik gösterebilir.
  • Okuma güçlüğü yaşayabilirler.
  • Durmadan konuşma eğilimi gösterebilirler ya da sessiz kalmayı seçebilirler.
  • Sürekli gerginlik ve sinirlilik halinde olabilirler.
  • Seslerin hangi yönden geldiğini kestiremeyebilirler.
  • Grup oyunlarına katılmada isteksiz kalabilirler.
  • Çağrılınca cevap vermeyebilirler.
  • Annesinin sesini tanıyamama/ayırt edememe görülebilir.
  • Sık sık sinüs, kulak akıntısı, kulak enfeksiyonu ve soğuk algınlığı gözlenebilir.
  • Televizyonu ya da radyoyu yakın mesafeden dinleme ve sesini normalden fazla açmayı isteyebilirler.
  • Özellikle kış aylarında tekrarlayan orta kulak iltihabı görülebilir.
  • Konuşma düzgün ve akıcı olmayabilir.
  • Çok gürültülü ortamlarda konuşmaları ayırt edemeyebilirler.

Anne-Babaya Öneriler

  • Doğal ve açık ifadelerle konuşulmalı, ses tonu fazla yükseltilmemelidir.
  • Dokunarak ya da işaret ederek iletişim kurmaktan kaçınılmalı ve işitme engelli çocuğun işitme kalıntısını kullanabilmesi için sözel iletişim kurulmalıdır.
  • Çocuğun hareketleri istenmeyen şekilde olursa hayır diyerek ikaz edilmeli, eğer çocuk sözel cezadan anlamıyorsa yüz ifadenizi değiştirerek istenmeyen bir hareket yaptı­ğının farkında olunmasına yardımcı olunmalıdır.
  • İşitme engelli çocuğa konuşmayı kazandırmak için günlük doğal ortamlardan ya­rarlanılmalıdır.
  • İşitme engelli çocuk konuşması için zorlanmamalı ama onda konuşma ihtiyacı yaratılmalıdır. Çocuğu konuşması için zorlanması onda bıkkınlık yaratabilir.
  • İşitme engelli gençlerde, işitme engelinden dolayı işiten akranlarıyla arkadaş edin­mede güçlükler, cihaz takmada isteksizlik gibi sorunları görülebilir. Bu sorunlar çocukla kurulan yakın ve içten bir iletişim ile giderilebilir.
  • Onların yapamadıklarına değil de yapabileceklerine bakılmalı, güçlü yönleri geliş­tirilmelidir.
  • Çevreden birçok öğüt, fikir verenler olabilir. Ancak dene­yimlerine ve bilgisine güvenilen uzmanlara danışılmalıdır.

GÖRME YETERSİZLİĞİ

Görme gücünün kısmen ya da tamamen yetersizliğinden do­layı bireyin eğitim performansının ve sosyal uyumunun olum­suz yönde etkilenmesi durumudur.

 

Nasıl Fark Edilir?

  • Gözlerini ovalayabilir, nesneleri bulanık görebilir.
  • Göze yakın iş yaparken kaş çatabilir, rahatsız olabilir.
  • Göz kırpabilir.
  • Gözleri çapaklanabilir.
  • Işığa karşı normalden fazla duyarlı olabilir.
  • Göz yanmasından yakınabilir, gözleri sulanabilir.
  • Göz- göz kapağı altı kabuk bağlayabilir, şişebilir.
  • Şaşılık olabilir.
  • Göze yakın iş yaparken baş ağrısı, baş dönmesi, bulanık ve çift görmeden yakına­bilir.
  • Sık sık tökezleyebilir, yürürken ufak engelleri göremeyebilir.
  • Kitap veya küçük oyuncakları göze yakın tutabilir.
  • Uzak veya yakına bakarken vücudunda gerilim duyabilir, yüzünü kırıştırabilir.
  • Renkleri seçemeyebilir, yazıları karışık ve fazla eğik olabilir.

Anne-Babaya Öneriler

  • Doğduğu andan itibaren çocuğun görsel duyusu kontrol edilip, herhangi bir prob­lem özellikle katarakt varsa tedavi ettirilmelidir.
  • Özellikle kullandıkları materyalleri, oyuncakları gözlerine yakın tutuyorlarsa dik­kat edilmelidir.
  • Çocuk hiç görmüyorsa sözel olarak ya da birlikte yaparak beceriler ve kavramlar öğretilmelidir.
  • Çok az görüyorsa görmesinden yararlanarak beceriler ve kavramlar öğretilmelidir.
  • Becerileri bağımsız olarak yapmasına imkan verilmelidir.
  • Çocuğa her defasında sadece bir beceri ya da bu becerilerin bir bölümü öğretilme­lidir.
  • Beceri gerçekleştirildiğinde mutlaka ödüllendirilmelidir.
  • Farklı ortamlarda sosyal aktivitelere yönlendirilmelidir.
  • Çocuğun çarpacağı ya da takılacağı eşyalar ortadan kaldırılmalıdır.
  • Eşyaların yerleri değiştirildiğinde çocuğa söylenmelidir.
  • Büyük puntolu ve resimli kitaplardan faydalanılmalıdır.
  • Çocuğun odası ve eşyaları yetersizliğine göre seçilmelidir.

DİKKAT EKSİKLİĞİ ve HİPERAKTİVİTE (DEHB) BOZUKLUĞU: Dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik, ataklık ve dürtüsellik özellikle­rinin belirgin olduğu, etkinlik ve görevleri sürdürme ve tamamlama­da güçlük çekilen ve bu özellikler nedeni ile belirgin sorunlar yaşanan ’”‘gelişimsel bir bozukluktur (Öktem, 2009).

Nasıl Fark Edilir?

  • Aşırı hareketli olabilirler.
  • Belli bir süre oturmaları istendiğinde bile vücutları kıpır kıpır olabilir.
  • Bir işin başında oturma süreleri çok kısa olabilir.
  • Bulundukları yere vurarak, dokunarak, ritmik sesler çıkarabilirler.
  • Dikkatleri dağınık olabilir. Başladıkları işi sonlandırmada zorlanabilirler.
  • Ayrıntılara dikkat etmekte zorlanıp dikkatsizce hatalar yapabilirler.
  • Bir işe uzun bir süre konsantre olamayabilirler.
  • Dikkatlerini odaklaştırmada güçlük çekebilirler.
  • Aynı anda pek çok şeyle birden ilgilenebilirler.
  • Sık sık eşyalarını kaybedebilirler.
  • Bir aktiviteye uzun süre katılma, anlatılanları dinleme ve becerileri genellemede yetersiz kalabilirler.
  • Bir hareketi yapmadan önce sonuçlarını düşünemeyebilir ya da fark edemeyebilirler.
  • Sürekli konuşur, bağırır, başkalarını yaptığı işi engelleyebilirler.
  • Yönergeleri takip etmede yetersiz kalabilirler.
  • Günlük etkinliklerde unutkan olamayabilirler.
  • Eşyalar üzerinde gezme, tepelere tırmanma her şeyin içine girme davranışları söz konusu olabilir.
  • Evden, okuldan kaçma davranışı gösterebilirler.
  • Davranışlarını kontrol edemeyebilirler.
  • Hatalarını kabullenmeyebilir, suçu başkalarında arayabilir, öz eleştiri yapamayabi- lirler.
  • Çok ve hızlı konuşabilirler.
  • İki kişi konuşurken araya girme eğilimi gösterebilirler.
  • Alaycı olabilirler.
  • Düzenli defter tutamayabilirler.
  • Hep kendi istedikleri olsun isterler, olmazsa hırçınlaşabilirler.
  • Kurallara uymada zorlanabilirler.
  • Sabırsız davranışlarda bulunabilirler.
  • Sorulan soru tamamlanmadan cevap verme eğilimindedirler.
  • Huzursuz ve gergin olabilirler.
  • İsteklerinin ardı arkası kesilmeyebilir.
  • Çabuk sinirlenebilir, öfke nöbetleri gözlenebilir.
  • Kendilerini yetersiz ve başarısız algılayabilirler.
  • Geç yatma-uyuyamama-erken kalkma söz konusu olabilir.
  • Uyum, yönelim kusurları olabilir.
  • El-göz koordinasyonu gerektiren işlerde sakardırlar.
  • Oyunda mızıkçılık yapabilirler.
  • Liderlik özellikleri olmayabilir.
  • Hırçın, kavgacı tutum sergileyebilirler. Kavga-dövüş başlatma söz konusudur.
  • Yalana sık başvurabilirler.
  • Bilgiçlik taslayabilirler.
  • Düğme ilikleme, ayakkabı bağlama, düzgün yazı yazma, düzgün kesme gibi el be­cerilerinde yetersiz olabilirler.
  • Günlük işlerde unutkan olabilirler.
  • Sinir sistemleri normale göre daha az çalışır.
  • Acıya dayanıklı olabilirler.
  • Titizlik ve takıntıları vardır, esprili ve yardımsever olabilirler.
  • Test ve sınavlarda ilk soruları doğru cevaplarken genelde 5-6 soru sonrasında hatalı cevap sayısı artar.

Anne-Babaya Öneriler

  • Çocuğun sınırlılıkları kabul edilmelidir.
  • Yoğun enerjisini harcayacak koşma, zıplama gibi etkinliklere yöneltilmelidir.
  • Kısa, net, açık ifadeler kullanılmalıdır.
  • Eğitimcileri ile işbirliği içinde çalışılmalıdır.
  • Olumsuz davranışları ortadan kaldırılarak olumlu davranışlar örnek gösterilmelidir.
  • Ev düzenli tutulmalıdır.
  • Kurallar evde çocuk ile birlikte belirlenmelidir.
  • Belirlenen kurallar her zaman ve her yerde uygulanmalıdır.
  • Dikkat süresini uzatacak bul-yap, eşleme gibi etkinlikler yaptırılmalıdır.
  • Yakın çevreden gelen “kötü çocuk” gibi tepkiler evde devam ettirilmemelidir.
  • Düzenli olarak çocuk sevdiği ortamlara götürülüp, hoş vakit geçirmesi sağlanma­lıdır.
1.1.8 YAYGIN GELİŞİMSEL BOZUKLUK

yaygin_gelisimsel_bozukluk

Otizm

Sosyal etkileşim, sözel ve sözel olmayan iletişim, ilgi ve etkinliklerdeki sınırlılığı er­ken çocukluk döneminde ortaya çıkan ve bu özellikleri nedeniyle özel eğitim hizmetle­rine ihtiyacı olan bireylerdir.

Rett Sendromu

Çocuk psikiyatrisinde ağır mental reterdasyon ve otizme benzetilmesi nedeni ile en fazla yanlış tanı olan hastalık grubudur.

Çocuk Dezintegratif Bozukluğu

3 yaşından sonra çocukların dil, sosyal işlev ve motor becerilerinin gelişiminde gecik­meler olarak görülen ve ender rastlanan bozukluktur.

                                                    Atipik Otizm

“Atipik yaygın gelişimsel bozukluk” olarak da isimlendi­rilen bu grup, tam olarak tanısal ölçütleri karşılamayan ama otistik belirtiler de gösteren bir gruptur.

 

Asperger Sendromu

Çocukluk çağında ortaya çıkan genetik geçişli bir sorun­dur. Sendromun ana belirtisi aşırı içe kapanıklılık durumu­dur. Tekrarlayıcı davranışlar, tekdüze bir konuşma, belli bir konuya abartılı ilgi diğer önemli belirtilerdir. Hastalık, 3-4 yaşlarından sonra yavaş yavaş fark edilebilir.

Nasıl Fark Edilirler?

  • Görsel uyarılara karşı tepkisiz kalıp ışıktan rahatsız olabilirler, karanlıkta daha rahat edebilir, parlak ve dönen cisimlere çok uzun süre bakabilirler.
  • Acıyı, sıcağı, soğuğu fark edemeyebilir ya da aşırı duyarlı olabilirler.
  • Dokunulmayı reddederler.
  • Büyük, küçük kas-motor becerilerinde zayıflık olabilir.
  • Hiperaktif veya hipoaktif motor davranışları görülebilir.
  • Anneye bağımlı olmayabilirler.
  • Sevgi-güvende olma isteği görülmeyebilir.
  • Zamanlarının çoğunu tek başına geçirirler.
  • Karşılıklı iletişim önemli değildir.
  • Oyunlara katılmazlar.
  • Temel duyguları ifade edemediğinden, karşılıklı iletişim kurmayıp bağırma,vurma, çığlık atma gibi davranışlar görülür.
  • Hiç konuşmama, anlamsız konuşma, ekolali konuşma, zamirleri karıştırma-gramer bozukluğu stereotipik ve yineleyici dil, kelimeleri kendine özgü kullanma görülebilir.
  • Davranışsal problemler ve duygusal güçlükler görülebilir.

 

  Davranışsal Problemler:

  • Öfke nöbetleri (kendine-çevresine).
  • Stereotip hareketler (kendiliğinden başlayan).

Duygusal Güçlükler:

  • Özel korkular (sudan-ayağını sıkan ayakkabıdan).
  • Tehlikelerin farkında olmama (yüksek duvarda yürüme).
  • Nedensiz gülme-ağlama.
  • Değişiklere karşı tepki gösterme (sevinç çığlıkları-öfke nöbetleri).
  • Otobüs hareket saatleri-sayıları ezberleme (görsel yetenek).
  • Kendi kendine okuma yazma öğrenebilir, genelde okuduklarını anlayamazlar.
  • Erken gelişmiş kavramsal görsel-motor yetenekleri olabilir.
  • Zihinsel engeli, görme engeli, işitme engeli, epilepsi gibi bozukluklarla birlikte görülebilir.
  • Konuşulanın sınırlı bir kısmını anlarlar.
  • Çok nadir “evet” ve “hayır” kelimelerini kullanırlar.
  • Asla yalan söylemezler.
  • Eş anlamlı kelimeleri kullanmazlar.
  • Zıt anlamlı kelimeleri karıştırırlar.
  • Hayal etme, yaratıcılık, empati, taklit becerileri yoktur.
  • Yalnızlıktan hoşlanırlar.
  • Bir nesneye bağımlılık gösterebilirler.
  • Nesneleri amacına uygun kullanamayabilirler.

Örneğin,arabayı ters çevirip tekerleklerini döndürürler.

  • Tepkileri abartılıdır.
  • Dikkat alanları dardır.
  • Genelde yeme ve uyku problemleri vardır.
  • Enstrüman çalma-kuvvetli hafıza-mekanik oyuncakları söküp takma gibi özel be­ceriye sahip olabilirler .
  • İnisiyatif kullanamazlar.
  • Kendilerinden üçüncü tekil şahıs olarak söz edebilirler.

Anne- Babaya Öneriler

  • Çocuğun otizmli olduğu öğrenildiğinde zaman kaybetmeden bir uzmana (psiko­log, psikolojik danışman, özel eğitim öğretmeni vb.) başvurulması ve eğitime başlanması gerekmektedir.
  • Suçluluk, kızgınlık ve reddetme gibi olumsuz duygulardan kaçınılmalıdır.
  • Çocuğu okula ya da eğitim merkezine alıştırmak için evde çocuğun odasına ya da uygun bir yere okulun veya eğitimcisinin fotoğrafının asılmasına, okula giderken sevdiği oyuncağı yanında götürmesine izin verilmelidir.
  • Çocuk okuldan ya da eğitim merkezinden zamanında alınmalıdır.
  • Eğitimci çocuğun yaşadığı olumlu ve olumsuz bütün olaylardan haberdar edilme­lidir.
  • Çocuk, küçük yaşlardan itibaren sosyal çevreye çıkarılmalı; çevrenin de çocuğu tanıması ve kabul etmesine yardımcı olunmalıdır.
  • Çocuğun başarıları her zaman övülmelidir.
  • Okulda öğrenilen kavram ve beceriler evde tekrar edilmelidir.
  • Öğretmeni ile işbirliği içinde çalışılmalıdır.
  • Küçük yaşlardan itibaren çocuğun tepkileri iyi ölçülmelidir.
  • Basit yönergeler (al, getir, koy vb.) verilmelidir.
  • Çocuğun alışık olduğu düzen değiştirilmemelidir.
  • Ev ortamında aşırı derecede uyaran bulunmamalıdır. (renkli dolaplar, tüylü halılar, çamaşır makinesi saklanmalıdır vb.)
  • Televizyon ve bilgisayarla sınırlı sürede zaman geçirmelidir.
  • Eğitime yeni başlandığında evde taklit, yönerge takip, eşleme, iletişim ve sosyal beceriler çalışılmalıdır.
  • Kokuya karşı duyarlı olduklarından dolayı evin ve çocuğun kendi kişisel temizlik­lerine dikkat edilmelidir.
  • Öğretmenin çalıştığı sosyal becerilerden göz teması kurma, tanımadığı kişilerle se- lamlaşma-vedalaşma ve ilk kez girdiği ortama uyum sağlama becerileri evde ve farklı ortamlarda da çalışılmalıdır.
  • Çocuğun ilk eğitim ortamı ev olmalı ve öz bakım becerileri ev ortamında da çalı­şılmalıdır.
  • Başlangıçta çocuğa verilen sorumluluğu tam anlamıyla gerçekleştirmesi beklenme­melidir.
  • Büyüdükçe davranışlarda biraz durağanlık görülebilir ancak davranışlar tümüyle yok olmaz.
  • Yaşam boyunca tamamen bağımsız olamazlar. Yaşamlarının her döneminde gözeti­me ihtiyaç duyacaklardır.

ÜSTÜN ve ÖZEL YETENEK Zeka, yaratıcılık, sanat, liderlik kapasitesi veya özel akademik alanlarda yaşıtlarına göre yüksek düzeyde performans gösteren ve bu tür yeteneklerini geliştirmek için okul tarafından sağlanamayan hizmet veya faaliyetlere gereksi­nim duyan çocuklardır.

Nasıl Fark Edilir?

  • Gelişimin tüm alanlarında yaşıtlarının ilerisindedir.
  • Erken yürür, erken konuşur, okumayı erken yaşta öğrenirler.
  • Sürekli soru sorarlar, meraklıdırlar.
  • Zihinsel ve fiziksel olarak büyük bir enerjiye sahiptirler.
  • Ayrıntılara olağanüstü dikkat ederler.
  • Öğrenme ve bilgiye sürekli açlık duyarlar.
  • Zengin sözcük hazinesine sahiptirler. Kelimeleri doğru telaffuz ederler, yerli yerinde kullanırlar ve akıcı bir konuşmaları vardır.
  • Çabuk öğrenme, kavrama ve akılda tutma özellikleri vardır.
  • Uzun süre dikkatlerini bir konu üzerinde yoğunlaştırabilirler.
  • İlgi alanları geniştir.
  • Karmaşık problemler çözmekten hoşlanırlar.
  • Sorumluluk duyguları kuvvetlidir. Sorumluluk almayı çok ister ve bunu yerine getirmekten çok hoşlanırlar.
  • Gözlem yetenekleri güçlüdür.
  • Genelleme ve soyutlama yaparak bilgilerini başka alanlara aktarabilirler.
  • Sebep-sonuç ilişkisine ilgi duyarlar.
  • Yaratıcılık ve mucitlik özellikleri vardır.
  • Azimli ve sebatlıdırlar.
  • Kendilerine güvenleri tamdır.
  • Espri yetenekleri vardır.
  • Duyarlıdırlar, başkalarına karşı empati duyarlar.
  • Güçlü bir konsantrasyona sahiptirler.
  • Liderlik özellikleri vardır.
  • Amaçlarına ulaşmaktan ve başarıdan zevk duyarlar.
  • Orijinal ve eleştirel düşünceye sahiptirler.
  • Başkalarıyla kolayca işbirliği yaparlar.
  • Alçak gönüllüdürler, başkalarına yardım etmekten hoşlanırlar.
  • Çalışkandırlar.

Anne-Babaya Öneriler

  • Çocukta fark edilen akademik ve sosyal becerilerdeki farklılık gözlemlenip değer­lendirmeli, sınıf öğretmeni bu durum hakkında bilgilendirilerek yardım talebinde bu­lunulmalıdır.
  • Çocuğun üstün zekâlı ve üstün yetenekli olduğu tespit edildiğinde çocuk bundan haberdar edilmemelidir.
  • Çocukla her fırsatta ilgilenilmelidir.
  • Anne-baba olarak üstün zekâlı, üstün yetenekli bir çocuğa sahip olma nedeniyle gelişen aşırı gurur çocuğun sağlıklı gelişimini engelleyebilir.
  • Eğer başka kardeşleri varsa, ikisine de aynı şekilde davranılmalıdır. Farklı diye ke­sinlikle ihmal etmeyip, bakımı diğer kişilere bırakılmamalıdır.
  • Çocuğun zekası ve yeteneğini kullanabileceği ve deşarj olabilmesini sağlayıcı puzz­le, satranç, labirent oyunları gibi malzemeler alınmalı, sinema, tiyatro, resim, müzik gibi kültürel etkinliklere teşvik edilmelidir.
  • Çocuğun sorduğu sorulara kesin ve net cevaplar verilmeye çalışılmalıdır.
  • Çocuğun zeka işlevleri ve yetenekleri normalden farklı olduğu için özel eğitime ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.
  • Çocuğun ruhsal ve duygusal özellikleri için bir uzmanla her zaman diyalog halinde bulunulmalıdır.

Derleyen:

Okul Öncesi Öğretmeni

Nadire BİLGİN

Kardeş ilişkileri en küçük kardeşin doğumundan yaşamın sonuna kadar devam eden, diğer ilişkilerden daha uzun süren bir ilişki olarak tanımlanmaktadır. Bu tip bir ilişkiyi olumlu bir şekilde sürdürebilmek, diğer bir kişinin istek ve duygularını anlamada iç görüyü, davranışlarının ve yetersizliklerinin nedenleri konusunda anlayışı gerektirmektedir. Bu tür sosyal biliş yetenekleri, kişiler arası davranışın niteliğini zenginleştirebilmektedir. Özel gereksinimi olan bir çocuğun aileye katılımı engelin doğası nedeniyle aile içi ilişkileri etkilediği gibi kardeş ilişkilerini de etkilemekte, ailenin dengesini değiştirmekte ve tekrar bu dengeyi kurmak için aile üyelerini zorlamaktadır. Bazı aileler çocuklarından engelli kardeşini kabul etmelerini bekleyebilirler. Bu durum normal gelişim gösteren kardeşlerin kaygı ve kıskançlık gibi içsel duygular yaşamalarına neden olabilir. Ebeveynler çocuklarının mutsuzluğunu fark edebilir ve problem durumunu reddedebilirler. Kardeşler, bir vekil ebeveyn olarak kendi ebeveynlerinin sağladığı yardım ve destek ile bir ailenin her zamankinden daha çok sorumluluğunu üstlenirler. Engelli kardeşlerin bakımı konusunda aldıkları sorumluluktan baskı hissedebilirler. Engelli olmayan çocuklar engelli kardeşinden ailenin ev işlerine yardımcı olmaları beklenmemesinden dolayı kıskançlık duyabilirler. Engelli kardeşlerine duydukları kıskançlık, düşmanlık, kızgınlık duygularından dolayı normal gelişim gösteren çocuklar suçluluk duyabilirler. Kendini diğer çocuklardan, ailesini diğer ailelerden farklı görebilir. Engelli kardeşlerini kendi akran gruplarına dahil etme konusunda arkadaşlarına gücenebilir ve engelli bir kardeşe sahip olmaları nedeniyle akran tepkilerini yaşayabilirler. Engelli kardeşin fiziksel özellikleri veya uygun olmayan davranışları nedeniyle utanma hissedebilirler.

  1. Kıskançlık;Kızgınlıktan daha kolay olarak gelişebilen bir duygusal tepkidir. Özellikle engelli kardeş nedeniyle ebeveynleri açısından önemlerini yitirdikleri kaygısıyla kıskançlık hissedebilmektedirler. Engelli kardeş ebeveynin ilgisi ve sevgisi için bazen bir rakip veya yarışmacı olur. Sıklıkla bu normal gelişim gösteren kardeşin ebeveynlerin dikkatini çekebilmek için okulda ve evde davranış problemleri sergileyebilirler. Örneğin, okulda akademik ve davranışsal problemler çıkarmaları, yalan söylemeleri veya beklenmeyen garip davranışlarda bulunmaları, kıskançlık sonucu ortaya çıkan davranış değişikliklerindendir.
  2. Düşmanlık;Kıskançlık duygularının yol açtı doğal bir tepkidir. Çocuklar yetişkinlere göre olaylara daha kişisel bir açıdan bakarlar. Engelli kardeşinin engel durumunu tüm sorunlarının kaynağı olarak görüp, zihinsel engelli kardeşine karşı düşmanlık hissedebilirler. Bu duygular fiziksel saldırganlık, sözel taciz ve alay etme şeklinde kendini gösterir. Bazı örneklerde düşmanlık, itaatsizlik ve terbiyesizlik gibi tepkilerle ebeveyne yönelir.
  3. Suçluluk;Normal gelişim gösteren kardeşler sıklıkla suçluluk duyarlar. Fakat bu tepkiler ebeveynlerin gösterdiği suçluk duygularından farklıdır. Kardeşlerin suçluluk duyguları engelli kardeşleri hakkında olumsuz duygulardan kaynaklanabilir ya da engelli kardeşine kötü davranmanın bir sonucu olabilir.
  4. Keder;Çocuklar zihinsel engelli kardeşleri için keder duyarlar. Onların bu kederleri sıklıkla ebeveynlerinin üzüntüsünü yansıtır.
  5. Korku;Normal gelişim gösteren çocuklar aynı zamanda korkuyla karşılaşırlar. Onlar gelecekte kendilerinin ya da çocuklarının zihinsel engelli olabileceğinden korkarlar. Ayrıca ileride engelli kardeşinin tüm bakım sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalabilecekleri endişesini duyarlar.
  6. Utanma ve Sıkıntı;Engelli kardeşi olan normal gelişim gösteren çocukların sıklıkla yaşadıkları duygusal durumlardır. Çocuk engelli kardeşinden utanabilir, onunla birlikte gezmekten ve görünmekten sıkılabilir. Araştırmacılar sıkıntının derecesinin engelin derecesi, engelli çocuk ve kardeşinin yaşıyla ilişkili olduğunu ileri sürmektedirler.

Reddetme; Normal gelişim gösteren çocuklar engelli kardeşlerini reddedebilirler. Genellikle reddetme, kardeşin durumundan dolayı sevgi ve ilgi göstermeme şeklinde görülebilir.

Yaşanan tüm bu duygusal ve davranışsal tepkiler, kardeşten kardeşe değişiklik göstermektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar kardeşlerin tepkilerinin olumludan olumsuza doğru geniş bir alana yayıldığını göstermektedir. Engelli kardeşin duygusal etkisi mutlaka zarar verici değildir. Aslında birçok ailede herhangi bir engeli olmayan çocuklar bile birbirlerine karşı olumsuz duygular hissedebilirler. Lawenius, engelli kardeşi olan çocukların aile dinamikleri ile ilişkili yoğun baskılara maruz kalmaları nedeniyle bir dizi davranışlar gösterdiklerini ve bu karşı davranışların, çocukların engelli kardeşlerini anlamaya, onun engeli ile başa çıkmaya veya engelli çocuğun yaşamını daha iyi hale getirmek için ebeveynlerinin kendilerinden beklediklerini yapmaya çalıştıklarında meydana geldiğini belirtmektedir.

Çocuğun engelli bir kardeşi olmasından kaynaklanan bazı olumlu özelliklere de sahip olabileceği konusunda da birçok çalışma bulunmaktadır. Engelli bir kardeşle büyümek, normal gelişim gösteren çocuklarda bireysel farklılıklara ilişkin anlayış, duyarlılık, sorumluluk, yeterlik duygularıyla engelli kardeşin büyüme ve gelişimine katkıda bulunmaktan dolayı gurur duyma ve kendinden memnuniyet duygularının gelişimine katkıda bulunabilmektedir. Engelli bir kardeşle birlikte yaşamanın normal gelişim gösteren çocuklarda daha ilgili ve empatik olmayı ve de bireysel farklılıklara karşı daha hoşgörülü olmayı sağladığı vurgulanmaktadır. Engelli bir kardeşin bakım sorumluluğunu üstlenme normal gelişim gösteren kardeşin ebeveyn rollerini öğrenmesinde önemli bir sosyalleşme olanağı sağlamaktadır.

BURSA HAYAT ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ 

İSRAFİL İBRAHİMOĞLU

ZİHİNSEL ENGELLİLER SINIF ÖĞRETMENİ

Okul korkusu, ’’Okul çağı içindeki çocuğun okula gitmeme yönünde direnmesi, arkadaşlarını kabul etmemesi ve ağlamak gibi tepkiler geliştirmesi’’ olarak tanımlanıyor. Okul korkusunun, çocuğun eğitim alacağı ortama uyum sağlamasını engeller. Çocuk ailesinin kendisini oraya bıraktığını, almayacağını bile düşünür. O yüzden bazı çocuklarda okul korkusu gelişebiliyor.

Okul korkusunun birçok nedeni vardır. Bunların en önemlisi, ebeveyn ile çocuk arasındaki ilişkidir. Aşırı korumacı ailelerin çocuklarında çok fazla görülür. Çocuk anneden ya da babadan okul nedeniyle ayrıldığı zaman kendisini savunmasız ve zayıf hisseder, bu nedenle onu koruyacak kişiler yanında bulunmadığı için okula karşı bir korku beslemeye başlar. Bunun yanında çocuk kendisini terk edilmiş hissedebilir, terk edilmiş hissine kapılan çocuk yine doğal olarak okula karşı öfke ve korku yaşayacaktır.

Bu çocuklarda görülebilinecek problemler;

  • Baş ağrıları,
  • Karın ağrıları, bulantı
  • İştahsızlık, keyifsizlik,
  • Okul sorumluluklarının yerine getirilmesinde aksamalar,
  • Ortada bir neden yokken gözyaşlarına boğulma,
  • Alıngan ve sinirli ola .

Çocuğun ev içerisinde yaşadıkları bu durumu tetikleyen en temel nedendir. Çocuklara bu dönemde aşırı baskı yapmamak, onlara şiddet ve benzeri davranışlar göstermemek gerekir. Okul korkusu yaşayan çocukla açık ve net bir şekilde konuşulmalı, okula gitmesinin gereklilikleri anlatılmalı ve onu rahatlatacak, ona güven verecek sözler söylenmelidir. Çocuğun okulu istememesinin  nedeni  olan sorunu bulup bunu çözmek için çaba gösterilmelidir. Öğretmen ve aile sürekli iletişim halinde olup en kısa şekilde durumun nasıl çözüleceğine dair fikir alışverişi yapmalıdır. Farkında olmadan ya da bilmeden, çözüm gibi görünen ancak çocuğa zarar verebilecek davranış ve konuşmaların çok fazla olabileceği bu hassas dönemin, çocuğun bütün yaşam kalitesine mal olabileceğini de düşünmek gereklidir. Bunun için bazı durumlarda profesyonel destek almak en doğrusudur.

OKULA YENİ BAŞLAYACAK ÇOCUKLARIN AİLELERİNE TAVSİYELER 

  • Çocuğunuz ilk defa okula gideceğinden bu durum sizi de kaygılandırabilir. Ancak bu noktada çocuğunuzu okula gidip takip etme isteğinize yenilmemeli, kendinizi kontrol altına almalısınız.
  • Çocuğunuza okula geliş gidiş saatleri hakkında bilgi vermelisiniz, bu durum onu biraz olsun rahatlatacaktır.
  • Çocuğunuzun öğretmeniyle olan ilişkisi de çok önemlidir.Öğretmeni hakkında olumlu konuşulmalıdır.
  • Çocuğunuz okuldan eve geldiğinde mutlaka onunla ilgilenmeli ve nasıl bir gün geçirdiğine yönelik sohbetler etmelisiniz.
  • Çocuğunuzun sabahları evden mutlu ve huzurlu bir şekilde ayrılmasını, sağlayınız onu güven verici konuşmalarla okula göndermelisiniz.
  • Ailesinin okula gelmesini ısrar  eden çocuğa, yumuşak ve yapıcı bir dille herkesin sorumlulukları olduğundan, örneğin, annenin evde kalıp yemek yapması gerektiğinden, babanın işe gidip para kazanması gerektiğinden bahsetmelisiniz.
  • Çeşitli aktiviteler, faaliyetler ve oyunlara katılımı konusunda onu teşvik edip desteklemelisiniz.

Okul korkusu olan çocukların  aileleri  tavır, davranış ve ilişkilerini düzeltmelidir, böylelikle çocuklarına sağlıklı, mutlu ve başarılı bir yaşam sunabilirler.

BURSA REHABİLİTASYON MERKEZİ – HAYAT ÖZEL EĞİTİM 

OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENİ

CEMİLE ERDİL

GELİŞİM

Çoğu kez birbiriyle karıştırılan “büyüme” ile “gelişme” sözcükleri, gerçekte birbirinden farklı kavramlardır; biri diğerinin yerini alamaz. Yapısal artışı dile getiren “büyüme”, bedende gerçekleşen sayısal değişiklikleri içerir. (Kilo, boy artışı gibi). Buna karşılık “gelişme” kavramı; düzenli, uyumlu ve sürekli bir ilerlemeyi dile getirmektedir. Gelişim, anne karnından başlayıp ölünceye kadar devam eden bir süreçtir. Her çocuğun gelişiminin farklı olduğunu unutmamalıdır. Bu nedenle çocuklarımızı bedensel, zihinsel, sosyal, duygusal yönden karşılaştırmamız gerekir.

GELİŞİM ALANLARI

  1. Fiziksel Gelişim

Döllenmeden itibaren beyinde, duyu organlarında ve bedenin diğer bölümlerinde meydana gelen tüm yapısal gelişmeler fiziksel gelişmedir.

  1. Psiko-motor Gelişim

Hareket gelişimidir.İnce ve kaba motor gelişimlerdir. İnce motor gelişim parmak kasları, el-göz koordinasyonu ile ilgili gelişmeyi  kaba motor gelişim ise emekleme, oturma, yürüme, zıplama, tek ayak üzerinde durma, topa vurma, merdiven çıkma…gibi diğer tüm hareketleri kapsar.

  1. Zihinsel Gelişim

Öğrenmeyi ve anlamayı içeren algılama, soyut düşünme, uzun süreli ve kısa süreli hafıza,  lisan, problem çözme, yargılama, dikkat…gibi tüm zihinsel işlevleri kapsar.

  1. Sosyal Gelişim

İnsan yavrusunun toplumun bir üyesi haline sosyalleşmesidir. Çocuk çevresinden etkilenen aynı zamanda çevresini de etkileyen bir varlıktır. Sosyal gelişim, bireyin öncelikle aile ve yakın akraba çevresine katılımıyla başlayan ve yaşının ilerlemesiyle diğer sosyal gruplarla (akran grupları, ana okulu, oyun grupları, ilköğretim, spor aktiviteleri…) devam eden ilişkilerinin gelişimsel özelliklerinin takip edilmesidir.

  1.  Duygusal Gelişim

Bireyin kendi duygularının farkında olması, duygularını uygun yollarla yani uygun jest, mimik gibi yüz ifadeleri kullanarak sözle de  ifade etmesi; diğer taraftan başkalarının duygularını da empati yoluyla anlayarak karşısındakine yansıtma yetisini içeren gelişim sürecidir.

  1.  Cinsel Gelişim

Cinsiyet organlarının büyüyüp gelişmesi sürecinde yaşadığı davranış değişiklikleriyle beraber, bu gelişim sürecinde doğan sorunlarla ilgili davranış değişikliklerini kapsar. Çocuğun anlayabileceği şekilde çocuklara bu değişiklikleri anlatılmalıdır.

  1.  Ahlak Gelişimi

Bu gelişim süreci, bireyin özünde yer alan ahlaki doğruların ve erdemlerin sosyal alandaki tezahürünü içerir. Buna göre birey, toplum değerlerini de içerisine katarak, kendine göre mukayeseli (doğru-yanlış, iyi-kötü…) bir ahlaki düşünce sistemi geliştirir.

  1.  Öz bakım Becerileri

Bireyin dışarıdan yardım almadan yaşamını sürdürebilmesi için gerekli temel becerileri (beslenme, tuvalet ve temizlik alışkanlıkları, giyinme-soyunma….) kazanmasına ilişkin konuları ele alan gelişim sürecidir. Çocuklarımıza öz bakım becerilerini gerçekleştirmeleri için fırsat tanınmalı ve kısıtlanmamalıdır. Çünkü çocuğun giyinme, beslenme, tuvalet alışkanlıkları anne-baba ve diğer kişiler üstlenip çocuğun üstünü giydirme, tuvaletten sonra altını temizleme, çocuğu bebek gibi besleme yapılırsa çocuk kendi kendine yetemez ve her zaman büyüklerine muhtaç olur. Bu şekilde de öz güven kazanılamaz.

 ÇOCUK GELİŞİM DÖNEMİNİN ÖZELLİKLERİ

 0-1 YAŞ ÇOCUKLARIN GELİŞİMİ  

 0-1 yaş döneminde bebek bütünüyle annesine ve çevresine bağımlıdır. Onun içinde temel gereksinmesi ´güven ve sevgidir. Bunu alamazsa ona ´güvensizlik´ egemen olacaktır. Çocuğun acıkması ´güvensizliktir, doyurulması´güvendir. Çocuğunun altının kirlenmesi ´güvensizliktir, temizlenmesi güvendir. Annenin uzaklaşması güvensizliktir, gelmesi güvendir. 0-1 yaş döneminde kazanılan güven duygusu hayatı boyunca sürecektir. Eğer güven duygusu gelişmezse çocuk kendine güvenmeyen birey olarak yetişecek ve hayatı boyunca güven ve güvensizlik ikilemi yaşayacaktır.

Bebeğin temel gereksinmeleriyle ilgili görünen güven ve güvensizlik ikilemi hayat boyunca sevgiyle ilgili olarak, başarı ile ilgili olarak, toplumsal korkularla ilgili olarak sürüp gidecektir.

1-3 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİMİ

 Tuvalet eğitiminin kazanıldığı bu dönem 2. ve 3. yaşları kapsar. Yürümeye ve konuşmaya başlamıştır. Kazanılan bu iki önemli yetenek sayesinde bağımsız hareket etmek ister. Sürekli oradan oraya koşuşturur, her yere uzanmak, her şeyi tutmak ister. Çevresini araştırmaya keşfetmeye çalışır. Aileler bu keşfetme zamanlarında çocuğa karşı çıkmamalı çocuğun kendi kendine bir şeyler öğrenmesine fırsat vermelidir ve onu bu yolda desteklemelidir. Su ile oynar, yemekleri döküp saçmaya başlar, isteklerini karşı çıkılmasına dayanamaz, ağlar, başına buyruk, ele avuca sığmaz, öfkeli bir çocuk olup çıkmıştır.

           Bu çağda çocukların inatçı olumsuz, hareketli karıştırıcı tutturucu olduklarını ve davranışlarında çelişkilerle dolu olduğunu unutmamak gerekir. Ayrıca bu olumsuzlukların geçici olduğunu 3 yaşında ortaya çıktığını bilmek yararlıdır. Ortadan kesici, batıcı, yarayıcı nesneler kaldırılmalıdır. Çocuğun rahat hareket edebileceği ortamlar hazırlanmalıdır. Değerli eşyalar çocuğun uzanamayacağı yerlere konmalıdır. Ama bunu yaparken her şeyi ortadan kaldırmak yanlış olur. Çocuk oynanmayacak bir şeylerle oynuyorsa yavaşça elinden alınmalı onun yerine ilgisini çekecek bir eşya veya oyuncak verilmelidir.

          Bu yaşlarda çocukların dikkatlerinin başka yöne kolaylıkla çekilebileceğini bilmek iyi olur. Böylece çocukla gereksiz yere kısır çekişmelere girilmemiş olur. Çocuk her an bir şey kıracak kendine veya eşyalara zarar verecek korkusuyla davranmak doğru bir hareket tarzı değildir. Çocuk bazı titiz annelerin yaptığı gibi belli bir alanda tutulmamalı, ev içinde oynama serbestisi tanınmalıdır. Sürekli olarak dur, otur, yapma ,elleme demekten kaçınmak yerinde olacaktır. Bu yaşlarda korkutmalara, sert cezalara ve dayağa başvurmak çok zararlıdır. Ancak çocuk ağlamasın diye her istediğini yerine getirmekten de kaçınılmalıdır. Çocuğun döküp saçmasına katlanarak kendi kendisini besleme kendi başına yemek yeme isteği desteklenmelidir. Üç yaşında çocuk kendi başına yemek yer duruma gelmelidir. Çocuk döküp her tarafı batıracak diye çocuk anne tarafından yedirilmemeli, çocuğun kendi kendine yemesi için desteklenmelidir.

3-6 YAŞ ARASI ÇOCUKLARININ GELİŞİMİ

Bu dönemde çocuk konuşkan, cıvıl cıvıl ve hayat doludur. Sürekli sorular sorar: “Anne bu ne?, Baba bunun adı ne?, Neden?, Niçin?,” soruları bitmek bilmez. Çocuğun soruları geçiştirilmemeli, çocuğun anlayabileceği şekilde anlatılmalıdır. Çocuğa yanliş bilgi verilmemelidir.Bir önceki dönemin inatçılığı gitmiş onun yerini uyumluluk ve söz dinlerlik almıştır. Bu dönemin en belirgin özelliği olan kendi işini kendi görmeye bayılır. Çok canlı bir hayal gücü vardır. Duyduklarını abartır, gördüklerini çarpıtarak anlatır. Olmamış şeyleri olmuş gibi anlatır. Çizikler, sıyrıklar ve küçük yaralanmalardan çok etkilenirler. Bir damla kan görse bağırır, ağlar. Kız veya erkek olduğunu ayırt eder. Anne babaya benzeme çabası içine girerler. Kız çocuğu anneye hayrandır, anneyle bir arada bulunmaktan, onunla mutfakta iş yapmaktan çok hoşlanır. Annenin hoşuna gidecek işleri yapmaya özen gösterir. “Bak anne ben ne yaptım” diyerek ondan övgü bekler. Anneyi giyinirken, soyunurken, süslenirken izlemeyi çok sever, dudaklarını boyamaya annesinin topuklu ayakkabılarını giymeye bayılır. Erkek çocuklar da babaya hayrandır. Onun gözünde babadan daha becerikli, daha akıllı ve daha güçlü kimse yoktur. Arkadaşlarına “Benim babam senin babanı döver” diye tartışmaya girişir.

          Kızın anneyi benimsemesi, erkek çocuğunun da babayı örnek alması kişiliğin gelişmesinde en önemli olaydır. Erkek çocuk erkek kimliğini babaya benzeyerek, kız çocuk ta kız kimliğini anneye benzeyerek kazanır.

Bu dönemde oyun çocuklar için ayrı bir özelliğe sahiptir. Biz yetişkinler gözüyle oyun, çocuğun eğlenmesine, oyalanmasına yarayan amaçsız bir uğraştır. Oysa çocuk oynadıkça duyuları keskinleşir, becerisi artar. Çünkü oyun, çocuğun en doğal öğrenme ortamıdır. Duydukları, gördüklerini sınayıp denediği, öğrendiklerini pekiştirdiği bir deney odasıdır. Oynayan çocuk kendi küçük dünyasındadır. O dünyaya kendisi hakimdir. Kuralları kendisi koyar, kendisi bozar. Yaşıtları dışındaki kimsenin bu dünyaya girmesini istemez. Evcilik oynayan küçük çocuklar büyükleri yanlarına yaklaştırmazlar.

6-11 YAŞ ÇOCUKLARININ GELİŞİMİ (İlkokul dönemi)

           Okula başlama çocuk yönünden belli bir zeka ve duygusal gelişimi tamamlamış olmayı gerektirir. 6 yaşını bitirdiği halde zekası yeterli olan bir çocuk ruhsal bakımdan evden ayrılabilme olgunluğunu göstermeyebilir. Özellikle oyun ve arkadaşlıktan uzak tutulmuş, dışarı çıkarılmamış çocuklar için evden ayrılış ürkütücüdür. Okulların açıldığı ilk günlerde, her sınıfta birkaç anneyi sıralarda çocukları ile birlikte otururken görürüz. Okula korku ile giden ve hep evi düşünen bir çocuğun kendini okuma ve öğrenmeye vermesi kolay olmaz. Ayrıca yaşıtları içine karışması, birlikte oynaması ve arkadaşlık kurması güç olur. Okula uyumu ve başarısı bir anlamda anne-babanın yetiştirmedeki başarısıdır. Çocuk dışarıya çıkartılıp arkadaşlarıyla birlikte vakit geçirdiyse anne-babaya bağımlı yetişmediyse çocuk okula daha kolay alışır ve derslerde başarısı yüksek olur.

İlkokul çocuklarının öğrenmek, üretmek için güdüsü çok fazladır. Anne babaya düşen, bu güdüyü en iyi biçimde değerlendirmeye çalışmaktır. İlgi çekici, renkli ve kolay izlenebilen materyallerle çocukların bu ilgileri desteklenebilir. Ürettiklerini beğenmek ve ödüllendirmek ise anne babanın asli görevidir!

İlkokul çocukları, konuşmaya, tekrarlamaya çok meraklıdır. Yazmaya ilgi ve merakları daha azdır. Bu yaş çocuklarını sınıfta öğretmenin, evde anne babanın sık sık sıraları geldiğinde konuşmaları ve sıralarını beklemeleri konusunda uyarması gerekir. Özellikle yoğun geçen bir iş gününün ardından çocuğunuzu dinlemek çok güç olabilir ama son bir çabayla ona zaman ayırmaya çalışmanızı öneririz. Aktif olarak ona ayıracağınız sadece yarım saat bile, onun bu gereksinimini karşılamaya yetebilir. Unutmayın birlikte geçirilen zamanın niteliği niceliğinden çok çok daha önemlidir!

Bu yaş çocukları,aynı zamanda şikayet etmeyi de çok severler. Bu onların moral (ahlaki)gelişimde kuralları katı bir biçimde algılamalarından ve davranışın ardındaki niyeti henüz dikkate alamamalarından kaynaklı olabilir. Ayrıca çok sevdikleri öğretmenlerinin, anne babalarının dikkatlerini çekmek ya da kıskançlık gibi nedenlerle de bu davranışı gösteriyor olabilirler. Ama gerçekten sıkıntıları olabileceğini de gözardı etmemek gerekir. Sonuçta sebep ne olursa olsun, sizden destek istediğinin bir göstergesidir bu şikayetler. Ancak bunları çok fazla ödüllendirmenin, şikayet etmeyi genel bir davranış kalıbı haline getirmesine yol açabileceği olasılığını da unutmayın!

Bu yaş çocukları somut düşünme döneminde oldukları için, çoğunlukla görerek ve yaparak öğrenirler. Bu nedenle söylediklerinizden çok davranışlarınızın önemli olduğunu unutmayın! Sözcükler ve dolayısıyla konuşma soyuttur. O sizin davranışlarınızı öğrenir.

ERGENLİK DÖNEMİ

Bu dönemde erkeler ve kızlar farklı gelişim özellikleri gösteririler. Kızlar erkeklerden önce ergenlik dönemine girerler ve bu döneme farklı cinsiyet hormonları salgılarlar. Erkeklerin salgıladığı hormona testosteron, kızların salgıladığı hormona östrojen adı verilir. Bu hormonlar vücudun diğer hormonlarını, metabolizmasını, kemik ve kas sistemimin gelişmesini etkiler. Kızlar önce ergenliğe girdiği için 11- 12 yaşlarında boy ve kile artışı içinde girerler. Hızlı fiziksel ve fizyolojik gelişme vücutta büyük değişime neden olur. Bedenin tüm organları büyür, ergen uyum sorunu yaşayabilir.

Bu dönemde bireyler soyut işlemler dönemindedir. Ergenlik dönemi ile birlikte çocuklar soyut ve analitik düşünmeye başlarlar. Soyut kavramını anlayabilir ve etkili olarak kullanabilirler. Problemlerini çözebilmek için farklı yollar seçip onları test edebilirler. Ayrıca ideal fikir, değer ve inançlar da gelişmeye başlar. Kritik düşünme, yaratıcı düşünme, analiz, sentez yapma, eleştirme gibi özellikler bu dönemde sağlanacak eğitimsel etkinliklerde gelişir.

YETİŞKİNLİK DÖNEMİ

Yetişkinlik dönemi kendi içinde yetişkinliğe geçiş, yetişkinlik, yaşlılık gibi aşamalara ayrılmaktadır. Bu dönemin güzel özellikleri şöyle sıralanabilir.

Birey fiziksel motor gelişimini tamamlamıştır. Yaşlılık döneminde fiziksel güç ve yetilerde azalma görülmektedir.

Bilişsel gelişim aşamasında birey en son noktaya gelmiştir ve değişme azdır. Fakat toplum, kültür, bireyin yaşantıları önemlidir.

Psikososyal gelişim açısından bu dönemde bireyler; yetişkinliğe geçiş döneminde evlenme, aile kurma ve daha sonra aile yaşamını devam ettirme, meslek sahibi olup bir meslekte başarılı olma ve emeklilik dönemi gibi süreçleri geçirmektedirler.

BURSA REHABİLİTASYON MERKEZİ – HAYAT ÖZEL EĞİTİM 

OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENİ

DİLBER IŞIKLI

    Aile, toplumun en küçük birimidir. Çekirdek aile; anne, baba ve çocuklardan oluşurken geniş aile; büyükanne, büyükbaba, anne, baba ve çocuklar ile ailenin diğer fertlerinden oluşmaktadır. İster geniş ailede olsun, ister çekirdek ailede olsun, çocuk , bir ailenin vazgeçilmez isteklerindendir. Ve verilen karar sonrası çocuk sahibi olunur.

    Her ailenin çocuk sahibi olmaya karar verdiği andan itibaren en çok istediği şey, sağlıklı bir evlatlarının olmasıdır. Fakat bu durum bazen gerçekleşmez. Ve doğan çocuğun farklı sebeplerle özel gereksinime ihtiyaç duyduğu anlaşılır. Bu saatten sonra en önemli şey, çocuğun durumunu iyi anlamak ve neye ihtiyacı olduğunu bir plan dahilinde belirleyip gerekli adımları atmak olacaktır. Ve ebeveyne düşen en önemli görev de bu özel ve güzel çocuğa en güzel şekilde destek olmaktır.

    Çoğu ebeveyn, çocuğunun bu dünyada yalnız kalmasını istemez. Ve ona yoldaş olarak,  bir kardeş daha düşünür. Özel gereksinimi olan çocukların ebeveynlerinde ise artı bir düşünce daha ortaya çıkar. Kendilerine bir şey olduğu takdirde, özel gereksinimi olan çocuğa, ona, yakın birisinin bakabileceği düşüncesidir. Bu da anne- babaya göre kardeştir. Hem, sağlıklı bir çocuklarının olması isteği, hem de özel gereksinimi olan diğer çocukları için destek birine duyulan ihtiyaç neticesinde ikinci çocuk da doğar. İşte asıl hikaye de burada başlar.

    En baştaki ebeveynin düşüncesindeki ‘ kardeşinin bakımına destek olsun’ diye dünyaya getirilen çocuğun hayatı yavaş yavaş özel gereksinimli kardeşi olur. Çocuk küçük yaştan itibaren, abisinin ya da ablasının ihtiyacını gidermekle meşgul olur. Çoğu zamanını ona ayırmak zorunda kalır. Burada dikkat edilmesi gereken bir konu, zorunluluktur. Kardeşi elbetteki abisini / ablasını sevmektedir. Ancak onun bakımını üstlenme zorunluluğu, şartlı bir sevgiye dönüşebilmektedir. Kardeş, baktığı kardeşinin ona muhtaç olduğunu düşünür ve merhamet ederek bakımını üstlenir. Oysa koşulsuz sevgi bu değildir. Zaten duygusal anlamda karmaşa yaşayan bu kardeş için bir de yanlış ebeveyn tutumu eklenince işler bazen de çıkmaza girer.

    Yapılan bir araştırmada, intihar eden çocukların / gençlerin büyük oranda engelli bireylerin kardeşleri olduğu ortaya konulmuştur. Peki neden bunlar yaşanmaktadır ?

    Özel gereksinimli çocuğu olan ebeveyn, önce bu durumu kabullenmeyecek, kendini suçlayacak, tedavi yöntemleri araştıracak, sonuç itibariyle durumu kabullenerek yoluna devam edecektir. İkinci çocukları da doğan anne – baba, bu iki çocuğu büyütürken bazen, özel gereksinimi olan çocuğunun özel durumundan dolayı önceliği ona verebilmektedir. Örneğin; ikisinin de kazağa ihtiyacı varken öncelik, özel gereksinimli çocuğun olabilmektedir. Bu durumda diğer çocuk içten içten anne babasına kızacak, hatta hayatını kendisine adadığı kardeşine de gizliden kin duyabilecektir. Bu durum uzun yıllar devam ettiği için de, çıkar yol bulamayan ve anne babasından bir manevi doyum alamayan çocuk kendi hayatına son vermeyi düşünebilmektedir.

    Bir örnek verelim. Zihinsel engeli bulunan ve tuvalet ihtiyacını kendisi gideremeyen bir erkek çocuğu ve kendisini abisinin bakımına adayan kız kardeşi. Abi, 13, kızkardeş, 11 yaşında olsun. İkisi de ergenlik döneminde. Ve bu kız çocuğunun,  abisini tuvalete götürüp getirirken karşılaştığı manzarayı düşünelim. Dönemi itibariyle bu, onun için ağır bir sorumluluk olacaktır. Ergenlik dönemindeki bu kız çocuğu, henüz tanık olmaması gerektiği şeyleri görmekte bu da minik yüreğine ağır gelmektedir.Bu dönemde çocuklar için arkadaşlarıyla vakit geçirmek önemliyken, kız çocuğu abisinin bakımıyla ilgilenmektedir. Bundan mutluluk duymakta fakat, kendi hayatından da taviz vermektedir. Hem anne- baba sevgisi ve ilgisinden mahrum kalmakta, hem de sosyal hayattan kendini soyutlamaktadır.

    Son olarak, her çocuk özeldir ve her çocuğun anne babasının sevgisine ihtiyacı vardır. Bunu en iyi şekilde tüm çocukların yaşaması gerekmektedir. Baba güven veren, anne merhamet edendir. Bu duygulardan mahrum kalan çocuğun psikolojisi ise sağlıklı olmayacaktır. Daha çok diğer çocukla ilgilenildiği için kardeş, bu kez ilgiyi ve sevgiyi başka yerlerde ve yanlış kişilerde arayacaktır. Yanlış şeyler yapacaktır. Bir çocuğa fazla ilgi ve sevgi gösterirken, diğer çocuğu kaybetmek an meselesidir. Bu yüzden anne babaların, durumu kabullenip, her bir çocuğa aynı seviyede sevgi göstermesi gerekmektedir. Bunu her bir çocuğa hissettirmelidirler. Özel durumlarda  yapılacak işbölümü ise aile içindeki iletişimi güçlendirecek, zorunlu bir sevgi değil, kabullenilmiş doğal, samimi bir sevgi bağı oluşturacaktır.  Özel gereksinimi olmayan çocuğun başarısı takdir edilmeli, kardeşiyle zorunlu zaman değil, sevgi dolu zaman geçirmesi için şartlar oluşturulmalıdır. Aksi halde, sağlıklı olan çocuk kendini istenmeyen, sevilmeyen, sadece bakmak için dünyaya getirilmiş bir kişi olarak görecek ,öz güveni sarsılacak mutsuz olacaktır. Çocuğun dünyasını iyi anlamak ve onun kardeşi ve anne babası için büyük bir mutluluk kaynağı olduğunu hissettirmek ebeveynlere tavsiyemizdir.

Bursa Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi

Filiz Akdemir.

     Yaygın gelişimsel bozukluk, son yıllarda karşımıza fazlaca çıkmaktadır. Sebep olarak farklı kaynaklar, çeşitli nedenler öne sürmektedir. Peki nedir bu Yaygın Gelişimsel Bozukluk ?

Yaygın gelişimsel bozukluklar (YGB), sosyalleşme ve iletişim gibi çoklu temel fonksiyonların gelişmesinde gecikmeler içeren beş bozukluğu içeren bir tanı grubudur. En çok bilinen YGB otizmdir, diğer YGB’ler Rett sendromu, çocukluğun dezintegratif bozukluğu, Asperger sendromu, ve başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluktur .Ebeveynler YGB belirtilerini bebeklikten itibaren farkedebilir ve bozuklukların ortaya çıkışı genellikle üç yaş civarındadır.

Otistik spektrum hastalıkları’ hangi alanlarda zorluğa neden olur

1-Sosyal beceriler: Bu çocukların karşılıklı sosyal becerilerinde belirgin sorunları vardır:

  • Başkaları ile yaşından beklenen düzeyde çoğunluğun kurduğu ilişkiyi sağlayamazlar.
  • Yalnız kalmaya eğilimlidirler,
  • İnsanlar ile göz teması, yüz ifadesi, vücut duruşu ve hareketlerini kullanarak ilişki kurmayabilirler.
  • Başkalarının dikkatini çekmek, ilgiyi paylaşmaya yönelik davranışları olmayabilir (oyuncağı parmakla işaret etmek ya da bulup getirmek gibi)
  • Başkaları kendileri ile konuşmak isteyince aldırmaz görünebilirler.
  • Sosyal ya da duygusal karşılıklılık yoktur. Başkalarının duygularını anlamakta ve kendi duygularını ifade etmede zorlanabilirler.
  • Bir başkası tarafından tutulmak ya sarılmayı istemezler. Sadece kendileri isteyince sarılabilirler.
  • Bazen başkaları ile ilgilenmeye istekli olabilirler; ama nasıl konuşulacağını, nasıl oynanacağını, kısacası başkaları ile nasıl ilişki kurulacağını bilmeyebilirler.

2-Konuşma, dil ve iletişim becerileri:yaygın_gelisimsel_bozukluk_downsendromu

  • Otistik spektrumdaki çocukların yaklaşık %40’ı tam olarak konuşamaz. Diğerlerinde kendisine söyleneni tekrarlama vardır. Bu esnada mimik ya da jestler ile yardımcı bir ifade biçimi de yoktur.

Konuşabilenlerde ise;

  • Bir konuda çok laf edebilirler ancak karşılıklı diyalogda zorlanabilirler. Çünkü başkalarını dinlemekte ve anlamakta güçlükleri vardır.
  • Mimik ve jestleri anlamlandırmada zorlukları olabilir.
  • Sözcük kapasiteleri kısıtlı ve basmakalıp olabilir
  • Zamir kullanımında hatalar olabilir; yani ‘ben’ yerine ‘sen’ derler veya tersi olur.
  • Sesleri düz ve monoton olabilir. Seslerini tonlamaları yani alçaltıp yükseltme, yumuşatıp sertleştirmeyi yapamayabilirler.
  • Konuşurken insanlara çok yaklaşabilirler. Bir konuya yapışıp uzun süre sıkıcı konuşmalar yapabilirler.

3-Sınırlı tekrarlanan basmakalıp davranışlar: 

  • Bazı özel alanlara yönelik aşırı ve yoğun ilgileri olabilir
  • İşlevsel olamaya bazı rutinlere ya da ritüellere çok sıkı bağlanabilirler.
  • Bazı hareketleri defalarca tekrarlayabilirler (elleri biribirine vurmak, kendi etrafında dönmek, ileri geri sallanmak gibi).
  • Koydukları eşyanın aynı yerde kalmasını isteyebilirler. Zihinsel esneklikleri farklı olduğu için günlük işlerin beyinlerinde bir sıralaması vardır ve bu sıra bozulursa çok huzursuz olabilirler.
  • Oyuncakların ya da başka cisimlerin bazı parçacıkları ile –özellikle ışıklı ve sesli- aşırı ilgilenebilirler

4-Taklit oyun becerileri:

Hayal gücüne dayalı ya da çevredeki insanlara yönelik taklit oyun kurmaları olmayabilir ya da çok kısıtlı kalabilir.

Başka Alanlarda Sorunları Var mıdır?

Evet. Yüksek oranda zeka geriliği (%75), epilepsi (%25), psikiyatrik (depresyon, kaygı bozukluğu gibi) ve davranış sorunları (yıkıcı davranışlar, dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu gibi) gibi vardır. Ayrıca bu çocukların %50’sinde, özellikle düşük zeka düzeyindekilerde, EEG anomalisi vardır.

Otizm başka nörolojik hastalıklarla beraber midir?

Evet. Az sayıda olguda otizm, epilepsi, zeka geriliği ve başka nörolojik bulguları olan hastalıklarla beraberdir. Tuberoskleroz, Angelman sendromu, Frajil X sendromu, bazı kromozom bozuklukları ve nadir metabolik hastalıklar gibi…

Otizimli olguların çoğunda ise alta yatan bir neden bulunamaz.

Nörolojik gelişimleri nasıl olur?

Diğer çocuklar motor, dil, sosyal ve bilişsel beceriler açısından oldukça benzer bir sıra düzeni içinde gelişmekle beraber, otistik çocuklarda gelişimin bu farklı alanları farklı hızlarda olur. Yürümeyi diğer çocuklarla aynı zamanda yaparken dil ve iletişim becerileri, taklit oyunları sağlıklı yaşıtlarından oldukça geri olabilir. Zor bir beceriyi kazanırken kolay olanı öğrenemeyebilirler. Bir yazıyı akıcı okur ama bir harfin tek başına sesini veremeyebilirler.  Bir beceriyi öğrenip sonra unutabilirler. Önce pek çok kelime söyleyip sonra tamamen konuşmayı bırakabilirler.

Sıklığı nedir?

Nadir olmayıp her 1000 kişiden 2-6’sı bu bozukluk kapsamında değerlendirilir. Erkeklerde daha sıktır. Tüm ülkelerde ve kültürlerde görülür.yaygin-gelisimsel-bozukluk-otizm

Otizm neden olur? Ailevi yatkınlık var mıdır?   

Hangi neden ya da nedenlerin otizmden sorumlu olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Çevresel ve genetik etkenlerin neden olduğu düşünülmektedir.

Kalıtımsal etkenler, diğer psikiyatrik hastalıklarla kıyaslandığında otizm oluşumunda daha önemlidir. Otizme kalıtsal eğilimin kuşaktan kuşağa nakledildiğini düşündürten pek çok bulgu vardır:

1- Otistik çocuğun 1. derece akrabalarında (anne-baba ve kardeşler) otizm görülme olasılığı 50-100 kat artar: Kardeşinde otizm varsa diğer çocukta otizm olma oranı %2, otizm dışında başka bir YGB oranı ise %3.6 ve toplam risk (herhangi bir YGB tablosu için) %5’dir.

2-Tek yumurta ikizlerinde kardeşte otizm varsa eşinde oran %36 olarak bildirilmiştir. 2. ve 3. derece akrabalarda ise risk % 0.1’e iner.

Bu bulgular otistik kişilerin akrabalarına genel topluma göre artmış bir eğilim olduğunu ve kalıtımında çok sayıda genin etkileştiğini düşündürtmektedir.

Ayrıca bu ailelerde sosyal iletişim güçlüğü, bilişsel, iletişim, dil, öğrenme ve yürütücü işlevlerde güçlüğü, kaygı, duygu durum bozuklukları olan birey sayısı genel toplumdan daha fazladır.

Çevresel (sonradan oluşan) etkenlerin yeri kesinleşmemiştir. Geçmişte inanıldığı gibi anne ve bana tutumunun bir neden olduğu görüşü ise artık kabul edilmemektedir.  Gebelik, doğum ile ilgili etkenler belki de kalıtımsal eğilimi olan ailelerde hastalığın görülmesini kolaylaştırmaktadır. Otistik fetusların doğum ile ilgili sorunlara daha çok maruz kalabildiği düşünülmektedir.

Ne zaman hekime başvuralım?

  • 12 aylık bebekte heceleme, parmak ile gösterme ya da hiçbir mimik ifadesi (baş-baş yapma gibi) yoksa
  • 16 aylık bebek hedefe yönelik anlamlı tek bir kelime söylemiyorsa
  • 24 aylık bebek kendiliğinden (tekrar şeklinde olmadan) 2 kelimelik cümle söylemiyorsa
  • Hangi yaşta olursa olsun kazanılmış dil ya da sosyal becerilerde kayıp varsa;

gelişimde bir sorun olduğu düşünülmelidir.

Tanı en erken ne zaman konur?

‘Yaygın gelişimsel bozukluk’ tanısı koyduracak bir laboratuar testi ya da radyolojik inceleme yoktur. Tanı tamamen çocuğun davranışları izlenerek konur. Ortalama 18 aydan itibaren göz teması, taklit oyunları, sözel ve sözel olmayan iletişi becerilerinde gerilik saptanabilir. Bazı anneler ilk bulguları 1 yaş civarında fark edebilmektedir.

ABD’de 1300 aileyi içeren bir çalışmada anne-babalar bir sorun olduğunu ortalama 18 ayda fark etmelerine ve 24 ayda hekime başvurmalarına karşın, ancak %10’unda ilk görüşmede tanı konulduğu gösterilmiştir. Ortalama tanı yaşı bu çalışmada 6 yaş olarak bildirilmiştir.

Zeka ve dil sorunları olmayan hafif olgularda (yüksek işlevli otizm ve Asperger sendromu gibi) ise tanı ergenlik hatta genç erişkinliğe dek konulamayabilir.

Bursa Özel Hayat Eğitim ve Özel Rehabilitasyon Merkezi 

Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmeni

 Melek DEMİRKOL

Her insanın doğuştan getirdiği doğal hakları vardır. Bu haklar yasalarla güvence altına alınmıştır. Bu haklar tüm insanları kapsarken, çeşitli engelleri olan bireylere de ayrıca sosyal haklar tanınmıştır. Böylece sosyal hayatta daha rahat, özgürce yaşayabilmektedirler. Bu hakların neler olduğuna şöyle bir bakalım :

Kaynak, Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı.

Devamı İçin Tıklayınız

Bursa Özel Hayat Egitim ve  Rehabilitasyon Merkezi

Okul Öncesi Öğretmeni

Nevriye KESKİN