ÖZEL EĞİTİM

ÖZEL EĞİTİM NEDİR?

Özel eğitim, çoğunluktan farklı ve özel gereksinimli çocuklara sunulan, üstün özellikleri olanları yetenekleri doğrultusunda kapasitelerinin en üst düzeye çıkmasını sağlayan, yetersizliği engele dönüştürmeyi önleyen, engelli bireyi kendine yeterli hale getirerek topluma kaynaşmasını ve bağımsız, üretici bireyler olmasını destekleyecek becerilerle donatan eğitimdir.

ÖZEL EĞİTİMDE TEMEL KAVRAMLAR NELERDİR?

Zedelenme: Bireyin psikolojik, sosyolojik, fizyolojik, anatomik yapısında geçici ya da kalıcı türden bir kayıp, yapı veya işleyiş bozukluğu sonucunda organların işlevlerini ve görevlerini yerine getirmede zorlanmasıdır (işitme engeli, zekâ geriliği, felçli olma durumu, bedensel engel vb.).

Yetersizlik: Zedelenme ya da sapmalar sonucu bir insanın normal durumlarda yapması gereken bir etkinliği yerine getirememesi, sınırlanması durumudur (bacaklarındaki sakatlıktan dolayı yürüyememe, koşamama, işitme kaybından dolayı duyamama, iletişim kuramama, zihinsel engelden dolayı algılayamama vb.). Yetersizlik geçici, kalıcı, giderilebilir- giderilemez, etkisi durumdan duruma değişebilen bireysel özellikler göstermektedir.

Engel: Bireyin yaşamı boyunca yaşına, cinsiyetine, sosyal ve kültürel faktörlere bağlı olarak oynaması gereken bazı roller bulunmaktadır. Yetersizliği yüzünden bu rolleri gereği gibi yerine getirememesi durumu yani birey yapması gerekenleri engelinden dolayı yapamazsa yetersizlik durumu ortaya çıkar, engele dönüşmüş olur (işitemeyen çocuk anlayamaz, çevresiyle iletişim kurup konuşamaz, sözlü iletişime dayalı rolleri yerine getiremez. Dil dolayı bayramda çıkıp şiir okuyamaz, bacağındaki yetersizlikten dolayı koşup oynayamaz).

ÖZEL GEREKSİNİMLİ BİREY KİMDİR?

MEB Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde özel gereksinimli birey; “çeşitli nedenlerle bireysel özellikleri ve eğitim yeterlilikleri açısından akranlarına göre beklenilen düzeyden anlamlı farklılık gösteren birey” şeklinde tanımlanmaktadır.

MEB Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde Özel Gereksinimli Olan Çocukların Sınıflandırılması

  • Zihinsel Yetersizlik (hafif, orta, ağır, çok ağır)
  • İşitme Yetersizliği
  • Görme Yetersizliği
  • Ortopedik Yetersizlik
  • Sinir Sisteminin Zedelenmesi ile Ortaya Çıkan Yetersizlik
  • Dil ve Konuşma Güçlüğü
  • Özel Öğrenme Güçlüğü
  • Birden Fazla Alanda Yetersizlik
  • Duygusal Uyum Güçlüğü
  • Süreğen Hastalık
  • Otizm
  • Sosyal Uyum Güçlüğü
  • Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu
  • Özel Yetenek

ÖZEL EĞİTİM KİMLERİ KAPSAR?

Özel gereksinimi nedeniyle, normal gelişim gösteren çocuklar için hazırlanmış öğretim programlarından faydalanamayan çocukları kapsar.

ÖZEL EĞİTİM NEYİ ÖĞRETİR?

Özel eğitim, genel eğitimden içerik yönünden yani nelerin öğretileceği yönünden farklılaşmaktadır. Genel eğitimde içerik ortalama çevresindeki çocuklar için merkezi programlarla belirlenirken, özel eğitimde programın içeriğini çocuğun ihtiyaçları belirler. Genel eğitimle özel eğitim bu anlamda farklılaşmaktadır.

Genel eğitimde içerikte giyinme, yemek yeme, taklit etme vb. beceriler yer almaz. Normal gelişim gösteren çocuklar bu becerileri kendileri yetişkinleri taklit ederek kazanabilirler. Ancak özel eğitim gerektiren birey için durum farklılaşmaktadır. Bu becerilerin öğretilmesi gerekebilir.

ÖZEL EĞİTİM NASIL ÖĞRETİR?

Özel eğitim ve genel eğitim bazı konularda birbirinden farklılaşmaktadır. Kullanılan materyaller, programların çocukların ihtiyacına göre uyarlanması, her çocuk için hazırlanmış tekniklerin kullanımı kısımlarında farklılıklar vardır. Ancak kimi uzmanlara göre özel eğitim ve genel eğitim arasında farklılıklardan çok benzerliklerin bulunduğu, her iyi öğretmenin özel eğitimde kullanılan yöntem ve tekniklere benzer yöntem ve teknikleri normal gelişim gösteren çocuklar için de kullanıldığı yönündedir.

ÖZEL EĞİTİM NEREDE UYGULANIR?

Özel eğitim yapıldığı ya da uygulandığı yere göre de tanımlanmaktadır. Gelişmiş ülkelerdeki özel gereksinimli çocukların büyük kısmı olağan okullarda akranları ile birlikte en az kısıtlayıcı kaynaştırma ortamlarında öğretim görmektedir. Özel gereksinimli çocukların yetersizliklerine göre eğitim ortamlarının düzenlenişinde farklılıklar bulunmaktadır. Bu ortamlar, olağan çocuklarla birlikte eğitim aldıkları en az kısıtlayıcı ortamlardan başlayarak yatılı ayrı özel eğitim kurumlarına kadar gitmektedir.

Kaynaştırma/Bütünleştirme Yoluyla Eğitim Uygulamaları: Özel eğitim ihtiyacı olan bireylerin her tür ve kademede diğer bireylerle karşılıklı etkileşim içinde bulunmalarını ve eğitim amaçlarını en üst düzeyde gerçekleştirmelerini sağlamak amacıyla bu bireylere destek eğitim hizmetleri de sunularak akranlarıyla birlikte tam zamanlı ya da özel eğitim sınıflarında yarı zamanlı olarak verilen eğitimdir.

Destek eğitim odası: Tam zamanlı kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitimlerine devam eden öğrenciler ile özel yetenekli öğrencilere ihtiyaç duydukları alanlarda destek eğitim hizmetleri verilmesi için düzenlenmiş ortamı belirtmektedir.

Erken çocukluk birimleri:0-36 aylık özel eğitim ihtiyacı olan çocuklar için erken çocukluk dönemi hizmetleri, ailenin bilgilendirilmesini ve desteklenmesini de içerecek şekilde yürütülür.

Özel Eğitim Sınıfları: Okul ve kurumlarda, durumları ayrı bir sınıfta eğitim görmeyi gerektiren özel eğitim ihtiyacı olan öğrenciler için yetersizlik türü, eğitim performansları ve özellikleri göz önünde bulundurularak, özel araç-gereçler ile eğitim materyalleri sağlanarak oluşturulmuş sınıflardır.

Özel Eğitim Okulları: Farklı tür ve kademelerde benzer yetersizliğe sahip özel gereksinimi olan çocukların eğitim gördüğü ortamlardır.

Yatılı Özel Eğitim Okulları: İşitme, görme veya bedensel yetersizliği olan bireyler için gündüzlü ya da yatılı özel eğitim ilkokulları ile özel eğitim ortaokulları açılır. İlköğretim programlarını tamamlayan işitme veya bedensel yetersizliği olan bireyler için gündüzlü veya yatılı özel eğitim meslek liseleri açılır.

Evde Eğitim: Zorunlu öğrenim çağındaki özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilerden sağlık problemi nedeniyle örgün eğitim kurumundan faydalanamayacak çocuklar için sunulan hizmeti ifade etmektedir.

Hastanede Eğitim: Zorunlu öğrenim çağındaki özel eğitim ihtiyacı olan öğrencilerden sağlık problemi nedeniyle sağlık kuruluşlarında yatarak tedavi gören öğrencilerin eğitimlerini sürdürmeleri için hastaneler bünyesinde açılmış olan hastane sınıflarında eğitimlerine devam etmelerini ifade etmektedir.

BİLSEM: Örgün eğitim kurumlarına devam eden ve genel zihinsel, görsel sanatlar veya müzik yetenek alanlarından özel yetenekli olarak tanılanan öğrencilere, yeteneklerini geliştirerek kapasitelerini en üst düzeyde kullanmalarını sağlamak amacıyla destek eğitim vermek üzere açılmış olan kurumları ifade etmektedir.

ÖZEL GEREKSİNİMLİ BİREYLERİN ÖZEL EĞİTİME İHTİYAÇ DUYMASINA YOL AÇAN NEDENLER NELERDİR?

Öncelikle çocuk, kadın ve erkeğin ortak bir ürünüdür. Döllenmede anneden ve babadan gelen 23 kromozomun birleşmesi ile oluşan bir üründür. Ancak tıbbi ifadenin dışında çocuk aileler için farklı anlamlar ifade etmektedir.

Çocuk anne ve babanın sağlıklı olduğunun bir göstergesidir. Annenin ve babanın çocuğunun olması topluma, geniş aileye, arkadaş çevresine verilen ben sağlıklı ve üretebilen bir bireyim mesajı taşımaktadır. Çocuk neslin devamı olarak da aile de önemlidir. Aileler mutlaka soyun devamı için özellikle bir erkek çocuk sahibi olmak isterler. Anne babalar ve bazı bireyler için çocuk yaşlılıkta anne babaya destek olacak bireyler olarak görülür. Çocuk aileyi birbirine bağlayan bir bağdır. Çocuğun doğması ile beraber artık kadın anne, erkek ise babadır. Yakın akrabalar ise dede, nine, hala, dayı teyze vb. unvanlara sahip olurlar. Ayrıca çocuk anne babalar için bir projedir. Kendi yaşayamadıkları her şeyi onda yaşama hevesi vardır. Çocuk anne karnına düştüğü andan itibaren tüm aileyi bir sevinç kaplar. Çocuk için projeler üretilir. Kime benzemeli, hangi alanlarda başarılı olmalı, ilerde hangi mesleği yapmalı vb gibi bir sürü hayal kurulur. Toplumumuzda var olan çocuk adına çeker inanışı gereği çocuklara özenle isim seçilir. Seçilen isme sahip kişinin özelliklerini taşıması beklenir. Çocuk aile ve toplum için bu açılardan ne kadar önemli olursa olsun anne babalar her şeye rağmen kız veya erkek çocuk fark etmez sağlıklı olsun yeter diye olumlu ifadeler kullanmaktadır. Ancak bazı durumlarda işler her zaman ailenin istediği gitmeyebilir. Bazı sebepler çocukların özel gereksinimli bireyler olmasına neden olabilmektedir.

Özel gereksinimli bireylerin oluşmasına neden olan etmenler genelde üç ana bölümden oluşmaktadır.

  • Doğum öncesinde oluşan nedenler,
  • Doğum anında oluşan nedenler,
  • Doğum sonrasında oluşan nedenler.

Doğum Öncesinde Oluşan Nedenler:

Annenin doğum öncesinde geçirmiş olduğu hastalıklar( özellikle hamileliğin ilk üç ayında geçirilen kızamıkçık, frengi, toksoplazma gibi), annenin yaşı, beslenmesi, hamilelikte kullanılan ilaçlar, annenin sigara, alkol, uyuşturucu, maddeleri kullanması, annenin radyasyona maruz kalması, annenin yaşadığı psikolojik sorunlar, akraba evlilikleri, annenin geçirdiği kazalar, travmalar, anne-çocuk arasındaki kan uyuşmazlığı, kalıtsal olarak aileden geçen özellikler, doğum öncesi nedenler arasında yer almaktadır.

Bu sebeplerden dolayı çocuk düşünen anne babaların yukarıda sıralı bazı durumlara dikkat etmesi bir planlama yapması gerekmektedir. Gebelik öncesinde doktor kontrollerini ihmal etmemeli, beslenmesine dikkat etmeli, çok ileri yaşlarda veya erken yaşlarda yumurtaları henüz olgunlaşmadan veya yumurtaları bayatlamadan gebe kalmaya dikkat etmelidir.

Doğum Sırasında Oluşan Nedenler:

Erken, geç ve zor doğumlar ve doğum sırasında oluşan enfeksiyonlar zekâ geriliğine yol açabilmektedir. Doğumun ehliyetsiz kişilerce gerçekleştirilmesi, doktor kontrolünde olmaması, doğum sırasında forseps, vakum gibi yöntemlerin kullanılması bebeğin oksijensiz kalmasına (anoxia) yol açmakta ve zekâ geriliği ortaya çıkmaktadır. Önlem olarak doğumun doktor kontrolünde ve gerekli sterilizasyonun sağlandığı ortamlarda gerçekleştirilmesi söylenebilir.

Doğum Sonrasında Oluşan Nedenler:

Doğum öncesinde ve doğum sırasında hiçbir sıkıntı yaşamada dünyaya gelen çocuk doğum sonrasında yaşadığı bazı sebeplerden dolayı özel eğitime gereksinim duyabilmektedir. Kazalar ( düşme, yanma, trafik kazaları vb) , travmalar, zehirlenmeler, hastalıklar, hastalıklara yapılan yanlış ve geç müdahale, menenjit enfeksiyon kaynaklı hastalıklar, ihmal ve istismar, yetersiz beslenme, yetersiz bir çevrede büyüme, bulaşıcı hastalıklar doğum sonrası özel eğitime muhtaç olma sebepleri arasındadır.

ÖZEL EĞİTİMDE ÖNLEME NASIL OLUR?

Engelin önlenmesi birey, aile ve toplum açısından çok önemlidir. Engelli bir bireyin durumu etkileşim içinde olduğu tüm toplumu ilgilendirir ve etkiler. Birey sıkıntılarını biyolojik, fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik olarak bir bütünlük içinde yaşar. Fakat bu yaşadıkları, bireyde sınırlı kalmaz; ailesini derinden etkiler, her yönde olumsuz etkiler ve sıkıntılar yaratır. Okulda öğretmenleri, öğrencileri, toplumda iletişim kurduğu\ kuracağı insanları, işvereni ya da vermek istemeyeni etkiler. Böylece engel, toplumu ilgilendiren bir sorun olarak karşımıza çıkar. O halde bunu önlemeye ne zaman başlayalım, nasıl başlayalım, engelden nasıl korunalım gibi birçok soru aklımıza gelebilir. Bu işi önlemeye evlenmek için karar verme aşamasında başlarsak erken sayılmaz.

Engeli önlemek için şunlara dikkat etmekte yarar vardır:

  • Evlenecek çiftler yakın akraba evliliğini tercih etmemelidir.
  • Her ikisinin de soyundan genetik olarak süregelen kalıtsal bir hastalığın olup olmadığı araştırılmalıdır.
  • Eşler arasında kan uyuşmazlığı (Rh) faktörü olup olmadığı araştırılmalıdır.
  • Bulaşıcı bir hastalığın olup olmadığı araştırılmalıdır.
  • Evlendikten sonra çocuk yapmak için istekli ve hazır oluşları araştırılmalıdır.
  • O an ki sağlık durumlarının uygun olup olmadığı araştırılmalıdır.
  • Gebeliğin başlangıcından doğuma kadar olan dönemde düzenli doktor kontrolleri mutlaka yaptırılmalıdır.
  • Anne, gebelik döneminde dikkat etmesi gereken kurallara uymalıdır.
  • Beslenme ve sağlığına dikkat etmelidir.
  • Doğum sonrası bebeğin bakımına, sağlığına dikkat etmeli ve olabilecek kazalara karşı gereken önlemleri almalıdır.
  • Herhangi bir nedenle meydana gelen zedelenmenin artmaması için önlem almalıdır.
  • Zedelenme özelliği dışında kalan diğer özelliklerinin etkin gelişimini sağlamak için çaba sarf edilmelidir.
  • Zedelenme anına kadar kazanmış olduğu diğer becerileri kaybettirilmemelidir.
  • Sağlık kuruluşlarında doğum gerçekleştirilmelidir.

Bütün bu önlemler alındığı halde bir engel durumu varsa gerekli kuruluşlara başvuru yaparak engellinin eğitimi ve gelişimi için gereken önlemler alınmalıdır.

TÜRKİYE’DE ÖZEL EĞİTİMİN TARİHÇESİ NEDİR?

 Osmanlı döneminde özel gereksinimli bireylerin eğitimine yönelik çalışmalar planlı olarak yürütülmemiş olmasına rağmen özel gereksinimi bireylerin yaşlılar evinde korunmaya alındıkları ya da bazılarının yetenekleri ölçüsünde uygun işlerde çalıştırıldıkları görülmüştür.

 Osmanlı döneminde, dünyada özel yetenekliler için sistematik bir şekilde eğitim veren ilk kurum açılmıştır. Enderun mekteplerinde özel yetenekli bireylere eğitim verilmiştir.

 Özel eğitim gerektiren çocukların eğitimine 1889 yılında İstanbul Ticaret Mektebi bünyesinde işitme engelli çocuklara eğitim veren bir okulun açılması ile başlamıştır.

 Daha sonra bu okula görme engellilerle ilgili bir bölüm eklenmiş, okul 30 yıl eğitim verdikten sonra kapatılmıştır.

1921 yılında Özel İzmir Sağırlar-Körler Okulu açılmış ve bu okul 1924 yılından 1950 yılına kadar Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na bağlı olarak özel eğitim hizmetlerini sürdürdükten sonra aynı yıl Millî Eğitim Bakanlığı’na devredilmiştir.

1950 yılından 1980 yılına kadar Özel Eğitim Hizmetleri, İlköğretim Genel Müdürlüğü bünyesinde bir şube müdürlüğü tarafından yürütülmüştür.

 

Bu yıllardaki müfredat programlarında; bireyler arası farklılıklardan, eğitim ve programların bu farklılıklara göre uyarlanması gereğinden bahsedilmeye başlanmıştır.

Marshall Planı çerçevesinde ülkemize gelen Amerikalı uzmanların eğitimimizdeki çeşitli geliştirme ve yenileştirme faaliyetleri sırasında, eğitimde ve özellikle rehberlikte kullanılacak ölçme araçlarını geliştirmek üzere Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na bağlı bir Test-Araştırma Bürosu 1955 yılında kurulmuştur.

 Bu büro rehberlikte bazı ölçme araçları üzerinde çeşitli çalışmalar yapmış, ancak sonraki yıllarda çeşitli örgütsel düzenlemeler sırasında kapatılmıştır.

06.08.1980 tarihinde 2429 sayılı onayla Özel Eğitim Genel Müdürlüğü kurulmuş, 13.12.1983 gün ve 179 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi Başkanlığına dönüştürülmüştür.

 1983’de çıkarılan 2916 sayılı “Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunu”nda, özel eğitime muhtaç çocukların yetiştirilmelerine dair esaslar belirlenmiştir.

 Ülke genelinde özel eğitim ve rehberlik alanında ihtiyaçların artması sonucu, hizmeti daha etkin ve yaygın olarak yürütebilmek amacıyla 30.04.1992 gün ve 3797 sayılı Kanunla Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

1997’de 573 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile engellilere ilişkin özel eğitim esasları belirlenmiştir.

ÖZEL EĞİTİMİN İLKELERİ NELERDİR?

  • Türk Millî Eğitiminin genel amaçları doğrultusunda özel eğitimin temel ilkeleri şunlardır:
  • 573 sayılı Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) belirtilmiştir.
  1. a) Özel eğitim gerektiren tüm bireyler, ilgi, istek, yeterlilik ve yetenekleri doğrultusunda ve ölçüsünde özel eğitim hizmetlerinden yararlandırılır.
  2. b) Özel eğitime erken başlamak esastır.
  3. c) Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireyleri sosyal ve fiziksel çevrelerinden mümkün olduğu kadar ayırmadan planlanır ve yürütülür.
  4. d) Özel eğitim gerektiren bireylerin, eğitsel performansları dikkate alınarak, amaç, muhteva ve öğretim süreçlerinde uyarlamalar yapılarak diğer bireylerle birlikte eğitilmelerine öncelik verilir.
  5. e) Özel eğitim gerektiren bireylerin her tür ve kademedeki eğitimlerinin kesintisiz sürdürülebilmesi için her türlü rehabilitasyonlarını sağlayacak kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılır.
  6. f) Özel eğitim gerektiren bireyler için bireyselleştirilmiş eğitim planı geliştirilmesi ve eğitim programlarının bireyselleştirilerek uygulanması esastır.
  7. g) Ailelerin, özel eğitim sürecinin her boyutuna aktif katılmalarının sağlanması esastır.
  8. h) Özel eğitim politikalarının geliştirilmesinde, özel eğitim gerektiren bireylerin örgütlerinin görüşlerine önem verilir.
  9. i) Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireylerin toplumla etkileşim ve karşılıklı uyum sağlama sürecini kapsayacak şekilde planlanır.

ÖZEL EĞİTİMİN AMAÇLARI NELERDİR?

Özel Eğitim Kurumlarının Temel Amaçları Şöyledir:

  1. Toplum içindeki rollerini gerçekleştiren, başkaları ile iyi ilişkiler kuran, iş birliği içinde çalışabilen, çevresine uyum sağlayabilen, üretici ve mutlu bir vatandaş olarak yetişmelerini,
  2. Kendi kendilerine yeterli bir duruma gelmeleri için temel yaşam becerilerini geliştirmelerini
  3. Uygun eğitim programları ile özel yöntem, personel ve araç-gereç kullanarak; ilgileri, ihtiyaçları, yetenekleri ve yeterlilikleri doğrultusunda üst öğrenime, iş ve meslek alanlarına ve hayata hazırlanmalarını amaçlar.

 

KAYNAKÇA

  • Ataman, Ayşegül(2005), Özel Gereksinimli Çocuklar Ve Özel Eğitime Giriş, Syf. 9-70
  • Aral, Neriman; Figen Gürsoy (2009), Özel Eğitim Gerektiren Çocuklar Ve Özel Eğitime Giriş, Syf. 19-44
  • Eripek, Süleyman(2005), Özel Eğitim, Syf. 1-14
  • MEB(2014), Çocuk Gelişimi ve Eğitimi-Özel Eğitim, Syf. 1-10
  • Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği(2018)
  • Özel Eğitim Sınıfları Kılavuzu (2015)
  • 573 sayılı KHK, 1997
  • Özel Eğitim Uygulamaları Farkındalık Kursu Notları
  • Özel Yetenekliler Destek Eğitim Odası Farkındalık Kursu Eğitici Uygulama El Kitabı (2017)

Abdulkerim Başol

Yeni yıl etkinliğimiz kapsamında okulumuzu süsledik. Emeği geçen bütün öğrenci ve öğretmenlere teşekkür ederiz ?? Hayat Özel Eğitim Ve Rehabilitasyon Merkezi ailesi olarak mutlu ve sağlıklı yıllar dileriz. ??

Bursa`da Rehabilitasyon merkezimizde de

genel de olduğu gibi,  zihinsel engele sahip çocuklar 3 grupta ele alınmaktadır;

A-İleri Derecede zihinsel Engelliler:Bu çocuklar; klinik bakıma muhtaç, zeka bölümü sürekli olarak0-25 arasında olup da hayata kesinlikle uyum sağlayamayan ve sağlık kurumlarında devamlı klinik bakıma ihtiyacı olan engellilerdir.

 Aileye öneriler

 1)     İleri derecede zihinsel engelli çocuklarda yaralayıcı davranışlar; saçını çekme. Kafasını vurma v.b. davranışlar ortaya çıkmaktadır. Bazı uzmanlara göre bunun nedeni çocuğun çevresel ve sosyal uyaranlardan aşırı derecede soyutlanmasıdır. Bu durumda çocuk gereksinim duyduğu ancak çevresinden alamadığı uyaranları kendisi yaratmaktadır. Çocuğun kendine zarar verici bu davranışlarını azaltmak için çocuğa uyarıcı zenginliği sağlayınız.

 2)    İleri derecede zihinsel engelli çocukların düşük düzeydeki işlevleri nedeniyle eğitim programlarında öz bakım (tuvalet alışkanlığı, yemek yeme v.b.) dil ve hareket becerilerine daha fazla önem verilmelidir.

 3)    İleri derecede zihinsel engelli çocuğun basma kalıp ve  kendini  yaralayıcı davranışlarını iyileştirmede yaygın olarak davranış değiştirme yöntemi uygulanmaktadır. Davranış değiştirme yönteminde istenilen davranışı arttırmak istenilmeyen davranışları azaltmak yada ortadan kaldırmak için tutarlı olarak pekiştireç yada cezalandırma yöntemleri uygulanmaktadır. Pekiştirme zaman geçirilmeden ve açık bir biçimde yapılmalıdır. Örnek (çocuğa ilgi gösterilmesi gibi sosyal nitelikte bir pekiştireç olabilir.)

 4)    İleri derecede geri zekalı çocuklar bir defa da pek çok kavramı öğrenemezler. Bu nedenle kavramlar çocuğa tek tek öğretilmelidir. Bir’ kavram iyice öğrenilmeden diğerine geçilmemelidir.

 5)    Kısa, basit ve somut komutlara çocuk alıştırılmalıdır. Olumsuzdan daha çok olumlu ifadeler kullanılmalıdır.

 6)   Acele ve telaşlı emirler yerine sakin ifadeler kullanılmalıdır.

 7)   Güven sarsıcı durumlardan (sözlerle, isteklerden) kaçınılmalıdır. Çocuğu başkalarıyla kıyaslamayın, davranışlarından ötürü eleştirmeyin, şiddete (dayak ) baş vurmayın.

B-Öğretilebilir Düzeyde Zihinsel Engelliler

 Zeka bölümü çeşitli ölçeklerde 25-44 arasında olup da sağlık kurumlarıyla işbirliği içerisinde gerçekleştirilebilecek özel eğitim ve rehabilitasyona muhtaç olan engelli çocuklardır

 Aileye Öneriler

  1)  Var olan yeteneklerini en iyi kullanılabilir duruma getiriniz.

 2)  Öğretilebilir düzeydeki çocuklar görmek ve işitmekten çok yaparak öğrenirler. Öğrenmede işitme ve görmede önemli olmakla birlikte yaparak öğrenmede daha yararlı sürekli sonuçlar sağlar. Çocuğun evdeki faaliyetlere katkıda bulunmasını sağlayın.( Örneğin, yattığı yatağı düzeltmesi, masaya bardak ve tabak yerleştirmesi v.b.)

 3)    Öğretilebilir düzeydeki çocuklar başkalarının istediklerini değil, ilgi duydukları şeyleri öğrenirler.

 4)    Pratik hayatta kendine yetecek kadar temel beceri ve alışkanlıkları kazandırmak gerekir. (örneğin, yemek yeme, tuvalet alışkanlığı v.b. kazandırma)

 5)    Aşırı koruyucu ve kollayıcı tavırlarla bağımsızlıklarının engellenmesini, kötüye kullanılmasını, İstismar edilmesini önleyici tedbirler almak gerekir.

 6)    Boş zamanlarını yaralı bir şekilde değerlendirmesini sağlayıcı faaliyetlerde bulunmasını sağlayın ( Örneğin, televizyon seyretmek, arkadaşlarıyla oyun oynaması v.b.)

 7)    Her yaşantı her çocuk için ayrı bir anlam taşır Çocukların toplumla etkileşmesine ve değişik yaşantılarda bulunmasını sağlayın.

 8)    Güven sarsıcı durumlardan ( sözlerle, isteklerden ) kaçınılmalıdır. Çocuğu başkalarıyla kıyaslamayın, davranışlarından ötürü eleştirmeyin.

 9)    Öğrencinin başarılı çalışmaları mutlaka görülmeli, değer verilmeli ve gerekirse ödüllendirilmeli

  C-Eğitilebilir Düzeyde Zihinsel Engelliler

Zeka bölümleri çeşitli ölçeklerle sürekli olarak (45-75) arasında olan engelli çocuklardır. Gerilik derecesine göre (8-12 ) yaş seviyesinde bir zekaya sahip olabilirler.

Aileye Öneriler

1)    Eğitilebilir zihinsel engelli Çocuğu bu özrü ile kabullenin,

 2)    Eğitilebilir zihinsel  engelli çocuklar zeka, akademik başarı, sosyal uyum yönünden yaşıtlarından geri olduğu için dışlamayınız, küçümsemeyiniz, eleştirmeyiniz, kıyaslamayınız.

 3)    Eğitilebilir zihinsel engelli çocuktan yapabileceğinden fazla başarı beklemeyiniz.

 4)    Eğitilebilir zihinsel engelli çocuğun eğitiminde sabır ve hoşgörü göstermezseniz, çocuğa destek olmazsanız çocuğun var olan ilgi, yetenek ve İsteğini köreltmiş olursunuz. Çocuğun sorularına basit ve kısa kelimelerle (anlayacağı) şekilde cevap vermeye çalışınız.

 5)    Çocuğun sosyal ilişkilerini geliştirmesi için arkadaşlarıyla oynamasına. yeni arkadaşlıklar edinmesine müsaade edin. Evde kapalı kalması Çocuğun sosyal yönünü geriletecektir.

 6)    Çocuğun temel eğitimi sonrasında, aile çevresinin de kolayca takip edilebileceği bir iş yerinde meslek edinmesi sağlanabilir.

 7)    Öğretmenle sıkı diyalog kurulmalı, sınıftaki çalışmaların devamının evde de sağlanması mümkün olmalı.

 8)    Çocuğun basit komutlara alışması için evde egzersizler yapılmalıdır.( bardağı getir’ koltuğa otur / git- gel v.b.)

  II-AĞIR ÖĞRENENLER   Çok geç ve güç öğrenirler, genelleme yapamazlar, dikkati dağınık ve dikkat süresi kısadır. soyut şeyleri çok zorlukla öğrenirler, öğrendiklerini çok çabuk unuturlar, kolayca yorulur ve sebatsızdırlar, kendilerine olan güvenleri azdır, oyun ve toplum kurallarına uymakta zorluk çekerler, bazen hiç uymazlar.

 Aileye Öneriler

 1)   Çocuğunuzda herhangi bir problem ( geç, güç öğrenme, unutkanlık v.b.) farkettiğinizde öğretmeniyle hemen diyaloğa girin ve bir rehberlik uzmana ulaşarak problemin kaynağını araştırın.

2)    Çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin, çevreden gizlemeyin. Kıyaslayıp-eleştirmeyin.

3)    Aşırı derecede koruyucu olmayın. Bu, çocukta kendine güveni azaltır.

4)     Çocuğa yapabileceği işleri yaptırın. Başardığı işlerde teşvik edin, ödüllendirin

5)  Basit sözcükler ve kısa cümleler kullanınız.

6)  Çocuğunuzdan zihinsel olarak ne yapmasını istiyorsanız, tam ve açıkça söylemelisiniz. Yani genel ifadelerden çok  özel  ifadeler kullanmalısınız.  Eşyalarını ortadan kaldır ifadesi yerine “oyuncağı yerine koy” ifadesi kullanılmalıdır

7)     İsteklerinizde ve koyacağınız kurallarda tutarlı olun Ne zaman nasıl davranış bekleniyorsa çocuğunuza bunu anlatın ve bu beklentinizi bir daha değiştirmeyin. Böylece çocukta karalı davranışlar gelişecektir. Kararsız olursanız, çocuk paniğe kapılabilir.

8)  Çocuğunuza acele komutlar yerine yavaş ve basit komutlar veriniz. Tehdit etmekten sakının. Tehdit, çocuklar üzerinde bir çok olumsuz etkiler yapar;çok yapıldığında çocuklar hiç aldırmaz ve davranış bozukluğu düşmanlık duygularını teşvik eder.

9)     Bu çocukların kasları tam gelişmemiştir. Bunu sağlamak amacıyla el temrinlerine vebecerilerine yer verilmeli ( kaba boyama, çamur- hamur gibi maddelerleoynama, makasla kağıt kesme, boncuk dizme)

10) Çocuğa öz bakım becerileri öğretilmelidir. ( Giyinme, kendi kendine yemek yeme, yıkanma v.b)

11) Öğretmenin okulda vermiş olduğu derslerin evde de devam edebilmesi için çocuğunuzun ödevlerini takip edin, sık tekrar yaptırın. Çocuğunuz çabuk sıkılacağından (ağır öğrenen çocukların temel özelliğidir), sıkıldığında etkinliği bırakın, sevdiği bir şeyi yapmasına izin verin (tv. seyretme, oyun oynama vb) sonra tekrar etkinliği çalışın. Bu şekilde dikkat dağınıklığını da engelleme olanağına sahip olursunuz.

Kaynak

Kardeş ilişkileri en küçük kardeşin doğumundan yaşamın sonuna kadar devam eden, diğer ilişkilerden daha uzun süren bir ilişki olarak tanımlanmaktadır. Bu tip bir ilişkiyi olumlu bir şekilde sürdürebilmek, diğer bir kişinin istek ve duygularını anlamada iç görüyü, davranışlarının ve yetersizliklerinin nedenleri konusunda anlayışı gerektirmektedir. Bu tür sosyal biliş yetenekleri, kişiler arası davranışın niteliğini zenginleştirebilmektedir. Özel gereksinimi olan bir çocuğun aileye katılımı engelin doğası nedeniyle aile içi ilişkileri etkilediği gibi kardeş ilişkilerini de etkilemekte, ailenin dengesini değiştirmekte ve tekrar bu dengeyi kurmak için aile üyelerini zorlamaktadır. Bazı aileler çocuklarından engelli kardeşini kabul etmelerini bekleyebilirler. Bu durum normal gelişim gösteren kardeşlerin kaygı ve kıskançlık gibi içsel duygular yaşamalarına neden olabilir. Ebeveynler çocuklarının mutsuzluğunu fark edebilir ve problem durumunu reddedebilirler. Kardeşler, bir vekil ebeveyn olarak kendi ebeveynlerinin sağladığı yardım ve destek ile bir ailenin her zamankinden daha çok sorumluluğunu üstlenirler. Engelli kardeşlerin bakımı konusunda aldıkları sorumluluktan baskı hissedebilirler. Engelli olmayan çocuklar engelli kardeşinden ailenin ev işlerine yardımcı olmaları beklenmemesinden dolayı kıskançlık duyabilirler. Engelli kardeşlerine duydukları kıskançlık, düşmanlık, kızgınlık duygularından dolayı normal gelişim gösteren çocuklar suçluluk duyabilirler. Kendini diğer çocuklardan, ailesini diğer ailelerden farklı görebilir. Engelli kardeşlerini kendi akran gruplarına dahil etme konusunda arkadaşlarına gücenebilir ve engelli bir kardeşe sahip olmaları nedeniyle akran tepkilerini yaşayabilirler. Engelli kardeşin fiziksel özellikleri veya uygun olmayan davranışları nedeniyle utanma hissedebilirler.

  1. Kıskançlık;Kızgınlıktan daha kolay olarak gelişebilen bir duygusal tepkidir. Özellikle engelli kardeş nedeniyle ebeveynleri açısından önemlerini yitirdikleri kaygısıyla kıskançlık hissedebilmektedirler. Engelli kardeş ebeveynin ilgisi ve sevgisi için bazen bir rakip veya yarışmacı olur. Sıklıkla bu normal gelişim gösteren kardeşin ebeveynlerin dikkatini çekebilmek için okulda ve evde davranış problemleri sergileyebilirler. Örneğin, okulda akademik ve davranışsal problemler çıkarmaları, yalan söylemeleri veya beklenmeyen garip davranışlarda bulunmaları, kıskançlık sonucu ortaya çıkan davranış değişikliklerindendir.
  2. Düşmanlık;Kıskançlık duygularının yol açtı doğal bir tepkidir. Çocuklar yetişkinlere göre olaylara daha kişisel bir açıdan bakarlar. Engelli kardeşinin engel durumunu tüm sorunlarının kaynağı olarak görüp, zihinsel engelli kardeşine karşı düşmanlık hissedebilirler. Bu duygular fiziksel saldırganlık, sözel taciz ve alay etme şeklinde kendini gösterir. Bazı örneklerde düşmanlık, itaatsizlik ve terbiyesizlik gibi tepkilerle ebeveyne yönelir.
  3. Suçluluk;Normal gelişim gösteren kardeşler sıklıkla suçluluk duyarlar. Fakat bu tepkiler ebeveynlerin gösterdiği suçluk duygularından farklıdır. Kardeşlerin suçluluk duyguları engelli kardeşleri hakkında olumsuz duygulardan kaynaklanabilir ya da engelli kardeşine kötü davranmanın bir sonucu olabilir.
  4. Keder;Çocuklar zihinsel engelli kardeşleri için keder duyarlar. Onların bu kederleri sıklıkla ebeveynlerinin üzüntüsünü yansıtır.
  5. Korku;Normal gelişim gösteren çocuklar aynı zamanda korkuyla karşılaşırlar. Onlar gelecekte kendilerinin ya da çocuklarının zihinsel engelli olabileceğinden korkarlar. Ayrıca ileride engelli kardeşinin tüm bakım sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalabilecekleri endişesini duyarlar.
  6. Utanma ve Sıkıntı;Engelli kardeşi olan normal gelişim gösteren çocukların sıklıkla yaşadıkları duygusal durumlardır. Çocuk engelli kardeşinden utanabilir, onunla birlikte gezmekten ve görünmekten sıkılabilir. Araştırmacılar sıkıntının derecesinin engelin derecesi, engelli çocuk ve kardeşinin yaşıyla ilişkili olduğunu ileri sürmektedirler.

Reddetme; Normal gelişim gösteren çocuklar engelli kardeşlerini reddedebilirler. Genellikle reddetme, kardeşin durumundan dolayı sevgi ve ilgi göstermeme şeklinde görülebilir.

Yaşanan tüm bu duygusal ve davranışsal tepkiler, kardeşten kardeşe değişiklik göstermektedir. Bu konuda yapılan araştırmalar kardeşlerin tepkilerinin olumludan olumsuza doğru geniş bir alana yayıldığını göstermektedir. Engelli kardeşin duygusal etkisi mutlaka zarar verici değildir. Aslında birçok ailede herhangi bir engeli olmayan çocuklar bile birbirlerine karşı olumsuz duygular hissedebilirler. Lawenius, engelli kardeşi olan çocukların aile dinamikleri ile ilişkili yoğun baskılara maruz kalmaları nedeniyle bir dizi davranışlar gösterdiklerini ve bu karşı davranışların, çocukların engelli kardeşlerini anlamaya, onun engeli ile başa çıkmaya veya engelli çocuğun yaşamını daha iyi hale getirmek için ebeveynlerinin kendilerinden beklediklerini yapmaya çalıştıklarında meydana geldiğini belirtmektedir.

Çocuğun engelli bir kardeşi olmasından kaynaklanan bazı olumlu özelliklere de sahip olabileceği konusunda da birçok çalışma bulunmaktadır. Engelli bir kardeşle büyümek, normal gelişim gösteren çocuklarda bireysel farklılıklara ilişkin anlayış, duyarlılık, sorumluluk, yeterlik duygularıyla engelli kardeşin büyüme ve gelişimine katkıda bulunmaktan dolayı gurur duyma ve kendinden memnuniyet duygularının gelişimine katkıda bulunabilmektedir. Engelli bir kardeşle birlikte yaşamanın normal gelişim gösteren çocuklarda daha ilgili ve empatik olmayı ve de bireysel farklılıklara karşı daha hoşgörülü olmayı sağladığı vurgulanmaktadır. Engelli bir kardeşin bakım sorumluluğunu üstlenme normal gelişim gösteren kardeşin ebeveyn rollerini öğrenmesinde önemli bir sosyalleşme olanağı sağlamaktadır.

BURSA HAYAT ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ 

İSRAFİL İBRAHİMOĞLU

ZİHİNSEL ENGELLİLER SINIF ÖĞRETMENİ

     Yaygın gelişimsel bozukluk, son yıllarda karşımıza fazlaca çıkmaktadır. Sebep olarak farklı kaynaklar, çeşitli nedenler öne sürmektedir. Peki nedir bu Yaygın Gelişimsel Bozukluk ?

Yaygın gelişimsel bozukluklar (YGB), sosyalleşme ve iletişim gibi çoklu temel fonksiyonların gelişmesinde gecikmeler içeren beş bozukluğu içeren bir tanı grubudur. En çok bilinen YGB otizmdir, diğer YGB’ler Rett sendromu, çocukluğun dezintegratif bozukluğu, Asperger sendromu, ve başka türlü adlandırılamayan yaygın gelişimsel bozukluktur .Ebeveynler YGB belirtilerini bebeklikten itibaren farkedebilir ve bozuklukların ortaya çıkışı genellikle üç yaş civarındadır.

Otistik spektrum hastalıkları’ hangi alanlarda zorluğa neden olur

1-Sosyal beceriler: Bu çocukların karşılıklı sosyal becerilerinde belirgin sorunları vardır:

  • Başkaları ile yaşından beklenen düzeyde çoğunluğun kurduğu ilişkiyi sağlayamazlar.
  • Yalnız kalmaya eğilimlidirler,
  • İnsanlar ile göz teması, yüz ifadesi, vücut duruşu ve hareketlerini kullanarak ilişki kurmayabilirler.
  • Başkalarının dikkatini çekmek, ilgiyi paylaşmaya yönelik davranışları olmayabilir (oyuncağı parmakla işaret etmek ya da bulup getirmek gibi)
  • Başkaları kendileri ile konuşmak isteyince aldırmaz görünebilirler.
  • Sosyal ya da duygusal karşılıklılık yoktur. Başkalarının duygularını anlamakta ve kendi duygularını ifade etmede zorlanabilirler.
  • Bir başkası tarafından tutulmak ya sarılmayı istemezler. Sadece kendileri isteyince sarılabilirler.
  • Bazen başkaları ile ilgilenmeye istekli olabilirler; ama nasıl konuşulacağını, nasıl oynanacağını, kısacası başkaları ile nasıl ilişki kurulacağını bilmeyebilirler.

2-Konuşma, dil ve iletişim becerileri:yaygın_gelisimsel_bozukluk_downsendromu

  • Otistik spektrumdaki çocukların yaklaşık %40’ı tam olarak konuşamaz. Diğerlerinde kendisine söyleneni tekrarlama vardır. Bu esnada mimik ya da jestler ile yardımcı bir ifade biçimi de yoktur.

Konuşabilenlerde ise;

  • Bir konuda çok laf edebilirler ancak karşılıklı diyalogda zorlanabilirler. Çünkü başkalarını dinlemekte ve anlamakta güçlükleri vardır.
  • Mimik ve jestleri anlamlandırmada zorlukları olabilir.
  • Sözcük kapasiteleri kısıtlı ve basmakalıp olabilir
  • Zamir kullanımında hatalar olabilir; yani ‘ben’ yerine ‘sen’ derler veya tersi olur.
  • Sesleri düz ve monoton olabilir. Seslerini tonlamaları yani alçaltıp yükseltme, yumuşatıp sertleştirmeyi yapamayabilirler.
  • Konuşurken insanlara çok yaklaşabilirler. Bir konuya yapışıp uzun süre sıkıcı konuşmalar yapabilirler.

3-Sınırlı tekrarlanan basmakalıp davranışlar: 

  • Bazı özel alanlara yönelik aşırı ve yoğun ilgileri olabilir
  • İşlevsel olamaya bazı rutinlere ya da ritüellere çok sıkı bağlanabilirler.
  • Bazı hareketleri defalarca tekrarlayabilirler (elleri biribirine vurmak, kendi etrafında dönmek, ileri geri sallanmak gibi).
  • Koydukları eşyanın aynı yerde kalmasını isteyebilirler. Zihinsel esneklikleri farklı olduğu için günlük işlerin beyinlerinde bir sıralaması vardır ve bu sıra bozulursa çok huzursuz olabilirler.
  • Oyuncakların ya da başka cisimlerin bazı parçacıkları ile –özellikle ışıklı ve sesli- aşırı ilgilenebilirler

4-Taklit oyun becerileri:

Hayal gücüne dayalı ya da çevredeki insanlara yönelik taklit oyun kurmaları olmayabilir ya da çok kısıtlı kalabilir.

Başka Alanlarda Sorunları Var mıdır?

Evet. Yüksek oranda zeka geriliği (%75), epilepsi (%25), psikiyatrik (depresyon, kaygı bozukluğu gibi) ve davranış sorunları (yıkıcı davranışlar, dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu gibi) gibi vardır. Ayrıca bu çocukların %50’sinde, özellikle düşük zeka düzeyindekilerde, EEG anomalisi vardır.

Otizm başka nörolojik hastalıklarla beraber midir?

Evet. Az sayıda olguda otizm, epilepsi, zeka geriliği ve başka nörolojik bulguları olan hastalıklarla beraberdir. Tuberoskleroz, Angelman sendromu, Frajil X sendromu, bazı kromozom bozuklukları ve nadir metabolik hastalıklar gibi…

Otizimli olguların çoğunda ise alta yatan bir neden bulunamaz.

Nörolojik gelişimleri nasıl olur?

Diğer çocuklar motor, dil, sosyal ve bilişsel beceriler açısından oldukça benzer bir sıra düzeni içinde gelişmekle beraber, otistik çocuklarda gelişimin bu farklı alanları farklı hızlarda olur. Yürümeyi diğer çocuklarla aynı zamanda yaparken dil ve iletişim becerileri, taklit oyunları sağlıklı yaşıtlarından oldukça geri olabilir. Zor bir beceriyi kazanırken kolay olanı öğrenemeyebilirler. Bir yazıyı akıcı okur ama bir harfin tek başına sesini veremeyebilirler.  Bir beceriyi öğrenip sonra unutabilirler. Önce pek çok kelime söyleyip sonra tamamen konuşmayı bırakabilirler.

Sıklığı nedir?

Nadir olmayıp her 1000 kişiden 2-6’sı bu bozukluk kapsamında değerlendirilir. Erkeklerde daha sıktır. Tüm ülkelerde ve kültürlerde görülür.yaygin-gelisimsel-bozukluk-otizm

Otizm neden olur? Ailevi yatkınlık var mıdır?   

Hangi neden ya da nedenlerin otizmden sorumlu olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Çevresel ve genetik etkenlerin neden olduğu düşünülmektedir.

Kalıtımsal etkenler, diğer psikiyatrik hastalıklarla kıyaslandığında otizm oluşumunda daha önemlidir. Otizme kalıtsal eğilimin kuşaktan kuşağa nakledildiğini düşündürten pek çok bulgu vardır:

1- Otistik çocuğun 1. derece akrabalarında (anne-baba ve kardeşler) otizm görülme olasılığı 50-100 kat artar: Kardeşinde otizm varsa diğer çocukta otizm olma oranı %2, otizm dışında başka bir YGB oranı ise %3.6 ve toplam risk (herhangi bir YGB tablosu için) %5’dir.

2-Tek yumurta ikizlerinde kardeşte otizm varsa eşinde oran %36 olarak bildirilmiştir. 2. ve 3. derece akrabalarda ise risk % 0.1’e iner.

Bu bulgular otistik kişilerin akrabalarına genel topluma göre artmış bir eğilim olduğunu ve kalıtımında çok sayıda genin etkileştiğini düşündürtmektedir.

Ayrıca bu ailelerde sosyal iletişim güçlüğü, bilişsel, iletişim, dil, öğrenme ve yürütücü işlevlerde güçlüğü, kaygı, duygu durum bozuklukları olan birey sayısı genel toplumdan daha fazladır.

Çevresel (sonradan oluşan) etkenlerin yeri kesinleşmemiştir. Geçmişte inanıldığı gibi anne ve bana tutumunun bir neden olduğu görüşü ise artık kabul edilmemektedir.  Gebelik, doğum ile ilgili etkenler belki de kalıtımsal eğilimi olan ailelerde hastalığın görülmesini kolaylaştırmaktadır. Otistik fetusların doğum ile ilgili sorunlara daha çok maruz kalabildiği düşünülmektedir.

Ne zaman hekime başvuralım?

  • 12 aylık bebekte heceleme, parmak ile gösterme ya da hiçbir mimik ifadesi (baş-baş yapma gibi) yoksa
  • 16 aylık bebek hedefe yönelik anlamlı tek bir kelime söylemiyorsa
  • 24 aylık bebek kendiliğinden (tekrar şeklinde olmadan) 2 kelimelik cümle söylemiyorsa
  • Hangi yaşta olursa olsun kazanılmış dil ya da sosyal becerilerde kayıp varsa;

gelişimde bir sorun olduğu düşünülmelidir.

Tanı en erken ne zaman konur?

‘Yaygın gelişimsel bozukluk’ tanısı koyduracak bir laboratuar testi ya da radyolojik inceleme yoktur. Tanı tamamen çocuğun davranışları izlenerek konur. Ortalama 18 aydan itibaren göz teması, taklit oyunları, sözel ve sözel olmayan iletişi becerilerinde gerilik saptanabilir. Bazı anneler ilk bulguları 1 yaş civarında fark edebilmektedir.

ABD’de 1300 aileyi içeren bir çalışmada anne-babalar bir sorun olduğunu ortalama 18 ayda fark etmelerine ve 24 ayda hekime başvurmalarına karşın, ancak %10’unda ilk görüşmede tanı konulduğu gösterilmiştir. Ortalama tanı yaşı bu çalışmada 6 yaş olarak bildirilmiştir.

Zeka ve dil sorunları olmayan hafif olgularda (yüksek işlevli otizm ve Asperger sendromu gibi) ise tanı ergenlik hatta genç erişkinliğe dek konulamayabilir.

Bursa Özel Hayat Eğitim ve Özel Rehabilitasyon Merkezi 

Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmeni

 Melek DEMİRKOL

Her insanın doğuştan getirdiği doğal hakları vardır. Bu haklar yasalarla güvence altına alınmıştır. Bu haklar tüm insanları kapsarken, çeşitli engelleri olan bireylere de ayrıca sosyal haklar tanınmıştır. Böylece sosyal hayatta daha rahat, özgürce yaşayabilmektedirler. Bu hakların neler olduğuna şöyle bir bakalım :

Kaynak, Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı.

Devamı İçin Tıklayınız

Bursa Özel Hayat Egitim ve  Rehabilitasyon Merkezi

Okul Öncesi Öğretmeni

Nevriye KESKİN

ÖZÜRLÜ ÇOCUK VE AİLESİ

  • Tüm ailelerde çocuklarının nasıl olmasını istediklerine ilişkin bir beklenti vardır. Çocuğun doğumu aile üyelerine yeni roller yükler. Aile beklentiler sonucu toplumun yarattığı ‘ideal çocuk’ algısından etkilenir. Beklentiler giderek çocuğun ilerideki başarılarını içeren düşlere dönüşür.
  • Engelli veya süreğen hastalığa sahip bir çocuğun varlığı, aile üyelerinin yaşamlarını, duygu ve düşüncelerini olumsuz yönde etkileyebilen ek bir stres kaynağı oluşturmaktadır. Ailelerin cinsiyeti dikkate almadan çocukların temel becerileri kazanma yönünde kaygı ve endişeleri vardır.
  • Ailelerin özürlü çocuğa karşı olumlu tutumu, çocuğun sağlıklı gelişiminde önemlidir. Anne baba çocuğunu kabul ettiği sürece onun gelişimine katkıda bulunur. Özürlü çocuğa sahip aileler uyum süreci içinde 3 aşamadan geçerler:

I.aşama II.aşama III. Aşama

Şok karışık duygular anlaşma

İnkarsuçlulukuyma ve yeniden düzenlenme

Keder ve kızgınlık/ kabul ve

çöküntü utanmauyum

  • I. aşama : Aile ilk aşamada özürlü çocuğu kabul etmemektedir. Aile çocuğunun normal olduğuna ilişkin kanıtlar aramaktadır. Anne baba kendini ifade etmekte zorlanır, doğru teşhis için uzmandan uzmana başvurur.
  • II. aşama : Aile kızgınlık duygularını normal çocuğa sahip ailelere, Allah ‘ a ve kendilerine de yansıtabilmekte ve aileler özürlü çocuğa sahip olmalarını kendi davranışları için bir ceza olarak algılamaktadırlar. Bunlar aynı zamanda suçluluk ve çaresizlik duygularının birer yansımasıdır.
  • III. aşama : Bu aşamaya ulaşabilen anne babalar çocuklarını olduğu gibi kabul etmeye, çocuğu ailenin bir ferdi olarak kabul etmeye hazırdır.
  • Terapi ve eğitimin çocuk için doğal ortam olan ev ortamında, anne babanın katkısıyla yürütülmesinin önemi fark edilmeye başlanmıştır. Özürlü çocuğu olan anne babalara uzmanlar tarafından destek vermek amacıyla farklı çalışmalar yapılmaktadır. Psikolojik danışma çalışmaları, anne baba eğitim programları, aile terapileri, erken eğitim çalışmalarıyla anne babaların ve özürlü çocukların gereksinimlerini karşılamaya yöneliktir. Özürlü çocuktaki gelişme büyük ölçüde ev ortamına bağlıdır.
  • Çocuğun özürlü oluşunun öğrenilmesinin yarattığı ilk psikolojik etkiler geçtikten sonra, anne babalarda çocuğa yönelik bazı genelleştirilmiş tutumlar oluşur. Bu tutumlar değişik biçimlerde görülmektedir:

1 ) Fazla koruyucu tutum ( Çocuk aileye fazla bağımlı hale getirilir. )

2 ) Ayrıcalıklı tutum ( çocuk özürlü olduğu için farklı muamele görür. )

3 ) Her şey özürlü için tutumu ( Aile normal yaşantısını kaybeder. )

4 ) Özürlü çocuğu reddeden tutum

5 ) Özrü reddeden tutum ( Bazı ailelere göre çocukları normaldir. )

6 ) Özürlüden yararlanma tutumu

7 ) Normal tutum

Özürlü çocuğun eğitiminde en önemli ve etkili ortam sürekli içerisinde bulunduğu aile çevresidir. Çocuğun okulda kazandığı becerilerin, ev ortamında aileyle işbirliği yapılarak pekiştirilmesi eğitimin sürekliliği açısından gereklidir. Aile rehberliği de özürlü çocuğun yaşama hazırlanmasında son derece önemlidir.

Cerebral Palsy ve Rehabilitasyonu

CELEBRAL PALSY VE REHABİLİTASYONU

  • CP: Dogum öncesi, dogum sırası veya dogum sonrası, beyindeki bir lezyon sonucu ortaya çıkan nöromüsküler bozukluktur.
  • GÖRÜLEN BAŞLICA MOTOR BOZUKLUKLAR:
  • -Spastiste • – kuvvetsizlik
  • – inkoordinasyon
  • -tremor
  • – rijidite
  • Cp’nin esas özelligi olan baş, gövde, kol ve bacaklardaki hareket yeteneksizliklerinin yanı sıra; Epilepsi, Görme, İşitme, Konuşma, Algılama, Davranış Bozuklukları ve Zeka problemleri görülebilir. CP PROGRESİF BİR HASTALIK DEĞİLDİR. Ancak çocuk MSS bir lezyon ile gelişmek zorunda olduğu için belirtiler yaşantısıyla birlikte değişiklik gösterir. Bu nedenle erken tanı, deformiteler oluşmadan tedaviye başlanması açısından büyük önem taşır.

CP NİN NEDENLERİ • PRENATAL NEDENLER

  • -Anne – baba arasındaki akrabalık
  • – Kan uyuşmazlığı • -İlaç kullanımı
  • -Travma
  • – Kanamalar
  • -Annenin hamileliği sırasında (ilk 3ay) geçireceği enfeksiyöz • hastalıklar (kızamık) • – Plesental yetmezlik • – Radyasyon
  • NATAL NEDENLER
  • – Prematüre doğum • -Zor doğum • – Düşük doğum ağırlığı
  • -Anoksi
  • -Asfiksi
  • -Anneye verilen uyuşturucu maddeler • – Hatalı forceps kullanımı
  • -Sezeryan • -Çoğul gebelik
  • POSTNATAL NEDENLER
  • – Neonatal hiperbilüribinemi • – Neonatal enfeksiyonlar • – Konvülsiyonlar • – MSS enfeksiyonları
  • -Zehirlenmeler
  • – Kafa travması ve diğer travmalar
  • -Tümörler
  • ANATOMİK SINIFLAMA: • Cortexdeki lezyonlarda SPASTİSTE
  • Bazal ganglion lezyonlarında ATETOZ /DİSTON
  • Cerebellum lezyonlarında ATAKSİ/HİPOTONİ

KLİNİK  SINIFLAMA

  • SPASTİK TİP : Baş, gövde ve bacak kaslarında görülen, aşırı ve istek dışı kasılmaların mevcudiyetidir. Tonus artışı ve ek olarak diğer üst motor nöron sendromu bulguları: Hiperflexi, klonus, extansör plantar yanıt ve ilkel reflexler gözlenir.
  • Tutulum Tipleri : •
  • Spastik Quadripleji: 4 extremite ve gövde tutulumu olan çocuklardır. MR, strabismus, epilepsi, salya akıtma, dizatri ve disfaji görülür. Alt extremitede: adduksiyon ve internal rotasyon, Üst extremitede : omuz abd ve flexda, dirsek ve  el bileği flexiyonda, ön kol pronasyondadır.    • Spastik   Dipleji : Üst extremitede hafif, alt extremitede belirgin tutulumu olan çocuklardır. MR ve strabismus görülebilir. Nöbet daha nadirdir.
  • Spastik Hemipleji : Gövdenin bir yarısının tutulduğu çocuklardır. En dirençli nöbetlerin görüldüğü cp tipidir. Etkilenen extremitede büyüme geriliği,  asterognozi, eklem pozisyon hissi kaybı gibi duyu bozuklukları  gözlenir.                                           •
  1. DİSKİNETİK TİP :

Genelde hipotoni ile başlar. Daha sonra tonus değişkenlik gösterirken karateristik istemsiz hareketler belirir. Bu hareketler çocuk heyecanlandığında yada korktuğunda artar. Dizatri, disfaji, salya akıtma görülür. Mental durum genellikle normaldir. Ancak iletişim bozukluğu vardır. Bazal ganglion hasarına bağlı olarak ortaya çıkar.

  • Atetoz : İstemdışı, yavaş, solucanvari kıvrılma hareketleridir. Hem agonist hemde antagonaist kaslar eş zamanlı kasılır. Extremite distalinde daha belirgindir. Atetoid çocuklar çabuk yorulurlar ve belirli bir duruş şeklini uzun süre koruyamazlar. Baş kontrolü yoktur. • Distoni : Kas tonusu çok artmıştır. İstemli hareketle artan, yavaş torsiyonel kasılmalar ve anormal postür gözlenir. Gövde ve extremite proksimalinde daha belirgindir. • Kore : Küçük, istemsiz kas hareketleridir. •
  • 3- ATAKTİK TİP : Özellikle yürürken belirginleşen koordinasyon bozukluğudur. Cerebellum lezyonlarında görülür. Başlangıçta çocuk çoğu kez hipotoniktir. 2- 3 yaşından itibaren tonus düzelirken ataksi belirginleşir. Geniş tabanlı ataksik yürüyüş gözlenir. El becerileri ve ince motor becerileri zayıftır.

CP’DE   TEDAVİ cerebnal_palsy_2

  • BOBATH KONSEPTİ
  • Bir gelişim konseptidir. Bu konseptte kullanılan teknikler:

-fasilitasyon -stimülasyon – iletişim

  • Fasilitasyon: – hareketi düzenlemek için kullanılır

-vücudun tek bir şekilde organize olmasını sağlar

-çocuğun vücudunun pozisyonunu fark etmesini sağlar

-terapistle çocuk arasındaki iletişimi geliştirir

  • Stimülasyon: – hareketi açığa çıkartmak

-tonusu düzenlemek

-stabilizasyon sağlamak için yapılır

-dokunma, vibrasyon, proprioseptif uyarı ve sesle sağlanır • İletişim: Tedavide oldukça önemlidir. Çocukla mutlaka göz teması kurulmalıdır. Ayrıca oyuncak seçimi de dikkat edilmesi gereken diğer bir husustur. Çocuğun durumuna göre oyuncak seçilmelidir. Örneğin atetoid bir çocuk için hareket eden ve kaçan bir top tercih edilmemelidir.

Bobath konseptinde kullanılan anahtar noktalar vardır. Zorlayıcı hareketlerle anormal postürü düzeltmek yerine, normal hareket paternleri aktivite içinde anahtar noktalar kullanılarak fasilite edilir.

*Terapi esnasında; • – hedefler kesin ve net olarak belirlenmeli ( yakın ve uzak hedefler ) • -çocuk terapide bağımsız bırakılmalı • – klasik egzersizler yerine çocuğun yaşına ve o andaki durumuna uygun aktiviteler oyun tarzında çalıştırılmalı • – herhangi bir yardımcı alete ihtiyacı olup olmadığı belirlenmeli

*Tedaviye başlamadan önce çocuk mutlaka değerlendirilmelidir: • – postür değ. • -denge • -yürüme analizi • – üst ekstremite ve el fonksiyonlarının değ. • – kullandığı ortezler, mobilizasyon araçları

*Ayrıca çocuk emosyonel durumu, bağımsızlık derecesi, ailesiyle ilişkisi, çevresiyle iletişimi, dikkati açısından gözlenmelidir. *Aynı şekilde ailenin de çocuğu nasıl taşıdığı, nasıl giydirip soyduğu, nasıl beslediği, sosyo- kültürel ve ekonomik durumu, hastalık hakkındaki bilgisi açısından gözlenmelidir. *Aile mutlaka çocuğun beslenmesi, giyinmesi, tuvalet ve banyo aktiviteleri, oturma, uyuma ve taşıma pozisyonları hakkında bilgilendirilmelidir

CP’Lİ ÇOCUĞU TUTMADA DOĞRU YOLLAR

  • Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta: çocuğun simetrik duruşa sahip olmasıdır. Özellikle baş orta pozisyonda taşınmalıdır. • Vücuda yayılan anormal kas cevapları, baş- boyun veya columna vertebralisin pozisyonuna bağlı olarak meydana geldiği için, bu anormal cevapların yine aynı noktalardan kontrol edileceği yargısına varılmış ve bu noktalara “anahtar noktalar” denmiştir.
  • Çocuk şekilde gösterilen tarzda tutulduğunda, başının fleksiyonu, kolların fleksiyonuna, kalça ve dizlerinin ekstansiyonuna sebep olur. Bu cevap çocuk otururken de gözlenebilir.
  • Oldukça iyi baş kontrolü ve orta derecede spastistesi olan çocuk, otururken başını öne doğru uzatır ve kalçaları ile dizlerinin yeterli fleksiyon yapamamasından doğan oturma güçlüğünü yenmeye çalışır
  • Bazı cp’li çocuklar, başlarını ekstansiyona iterken omuzlarını da protraksiyona getirmeye çalışırlar. Başın bu pozisyonunu düzeltmek için asla başın arkasından uyarı verilmemelidir. Bu çocuğun kendini daha fazla arkaya doğru itmesine sebep olur.
  • Bu pozisyona engel olmak için fzt. ellerini çocuğun başının her iki tarafına yerleştirir ve yukarı doğru (çocuğun boynunu uzatırmış gibi) iter. Aynı zamanda önkolları ile çocuğun omuzlarını  retraksiyona  doğru iter
  • Eğer çocuk kucağa alındığında baş, omuzlar ve kollarını arkaya doğru fırlatıyorsa, şekilde görüldüğü gibi öne itilmeye çalışılmamalıdır. Bu pozisyonu engellemek için fzt önkolunu çocuğun arkasından omuzlarına koyar. Eli ile de omuzları kontrol edilir.
  • Özellikle hipotonik çocuklar başlarını orta hatta tutamazlar. Böyle bir çocukta fzt çocuğun omuzlarından baş parmakları ile sıkıca tutar ve omuzlarını öne doğru çekerek bir miktar sabitlik sağlar. Bu hareket çocuğun başını orta hatta tutmasına yardımcı olur.
  • Aşağıdaki şekillerde hipertonik bir çocuğun kol pozisyonları ve bu pozisyonların nasıl düzeltilebileceği gösterilmiştir: • Bu çocuklarda omuzlar internal rotasyon, dirsek, el bileği ve parmaklar fleksiyondadır. Çocuğun bu pozisyonunu düzeltmek için: fzt çocuğun dirsekleri üzerinden kavrar ve tek bir hareketle çocuğun kollarını kaldırıp, eksternal rotasyona getirirken, çocuğu da öne doğru çeker. Böylece başını kaldırması, c. Vertabralisini düzeltmesine yardımcı olur
  • Atetoid çocukta, omuzlar eksternal rotasyonda, kolların her ikisi ya fleksiyonda ya ekstansiyonda yada biri fleksiyonda diğeri ekstansiyonda olabilir Kalçalar fleksiyondadır. Fzt çocuğun dirseklerinin dış yüzünden tutar ve kollarını öne çekerek düzeltirken omuzlarını da internal rotasyona getirir.
  • Aşağıdaki şekilde hipertonik bir çocuğun kolunu göstermektedir. Başta bu tarafa doğru eğilir. Dirsek, bilek ve parmaklar fleksiyonda, baş parmak avuç içindedir. Kolun abdüksiyon, eksternal rotasyon ve dirseğin ekstansiyonu ile el bileğinde ekstansiyon parmaklarla baş parmakta açılma sağlar.
  • Çocuğun fleksiyonda duran dirseğini, hiçbir zaman için eklemin altından ve üstünden gererek düzeltmeye çalışmayın. Dirseklerin ekstansiyona getirilmesi şekilde görüldüğü gibi eklem üzerinden kavramak suretiyle ve tek bir hareketle yapılır.
  • Aşağıdaki şekillerde hipertonik bir çocuğun tipik duruş örnekleri gösterilmektedir. Bu pozisyondayken çocuğun dorsi fleksiyon yapması imkansızdır.
  • Kalçalarının fleksiyon ve bacaklarının eksternal rotasyonda olduğu pozisyon ayağın dorsi fleksiyonunu kolaylaştırır.
  • Eğer çocuğun bacakları aşağıda gösterilen şekilde ise ayak bileklerinden kavrayarak bacakları açmaya çalışmak hatalıdır, spastisiteyi artırır.
  • Bacakları dizler üzerinden kavrayarak birbirinden ayırıp eksternal rotasyona getirmek daha uygundur.
  • Çocuğun ayağı şekilde gösterilen pozisyonda duruyorsa sadece parmakları düzeltmeye çalışmak hatalı olacaktır
  • Doğru olan önce bacağın eksternal rotasyonda olduğundan emin olmak, daha sonra ayağı dorsi fleksiyona getirip en son parmakları düzeltmektir.
  • Aşağıdaki şekilde hipertonik çocuğun tipik el duruşu gösterilmiştir. El bileği ve parmaklar fleksiyonda baş parmak avuç içine yerleşmiş pozisyondadır.
  • Şekildeki gibi parmağı ucundan çekerek düzeltmeye çalışmak hatalıdır, spastisiteyi artırır.
  • Dirsek üzerinden tutarak kolu ekstansiyona getirip baş parmağı avuç içerisinden çıkartarak bütün parmakları birden açmalıdır.
  • Spastisitenin şiddetli olduğu vakalarda çocuk şekilde görüldüğü gibi yüz üstü pozisyonda yatar. Bu durum da yapılmaması gereken şeyler :
  • Çocuğu sadece başından tutarak kaldırmak, omuzlarının protraksiyonuna, kol ve kalçaların fleksiyonuna neden olur.
  • Çocuğu kalçalarından iterek bacaklarını düzeltmeye çalışmayın. Bu tüm vücudun fleksiyonuna sebep olacaktır.
  • Bir taraftan çocuğun başını kontrol ederken, diğer taraftan kollarını göğsünün altından çıkarmaya çalışın.
  • Hipotonik çocuk otururken gövdesini ve başını dik tutamaz
  • Böyle bir çocukta fzt ellerini alt sırt bölgesine yerleştirip, aşağı doğru bir itme yaparak baş ve sırtın dikleşmesine yardımcı olur. • Aynı hareket çocuk kucakta otururken de yapılabilir.
  • Atetoid çocuk tipik olarak kalçaları fleksiyonda, omuz ve baş arkaya fırlatılmış olarak oturur. Bu pozisyonda kollarını kendisini desteklemek için yada oyun oynamak için kullanamaz.
  • Çocuk bacakları bitişik olarak otururken omuzlarından kavranır ve öne içe doğru kesiksiz basınç verilir. Bu hareket çocuğun kollarını yanda desteklemesine yardımcı olur.
  • Çocuğu şekildeki gibi oturma pozisyonuna getirirken fzt önce kendine doğru çeker, böylece gövdenin önde tutulması kalça ve dizin fleksiyonunu kolaylaştırır. Hiçbir zaman önce yere oturtup, sonra kalçalarını fleksiyona getirmeye çalışılmamalıdır.
  • Çocuk kendi başına oturmayı öğrenince sadece bacakların düzeltilmesine yardımcı olmak yeterlidir.
  • Hipertonik çocuğun ayakta duruş şekli aşağıda gösterilmiştir. Bacaklardaki makaslama destek yüzeyini azaltmaktadır.
  • Bu çocuğa yürümede yardımcı olmak için: • – kollarını düzeltip eksternal rotasyona almak
  • – el ile dirsekten destekleyerek omuzları yuları öne itmek gerekir. Bu hareket, bacakların bir miktar düzelmesine ve açılmasına, baş, columna vertebralis ve kalçaların düzleşmesine yardımcı olacaktır.

CP’Lİ ÇOCUĞUN TAŞINMASIimages (1)

  • Cp’li çocuğun taşınmasında uyulması gereken ilk kural; çocuğu kaldırmadan önce simetrik olarak oturtmaktır. Gerekli yerlerden destek verilmeli, ancak aşırı yardım ederek çocuğun olaydan tamamen uzak kalmasına da yol açılmamalıdır.
  • Birçok hipertonik çocuğun, yatarken kalçaları gergin bir pozisyondadır. Bu durumda kalçaları zorla fleksiyona getirmeye çalışmaktan ziyade, önce baş ve omuzlar öne getirilmelidir. Eller koltuk altlarından tutulup, dirsekler çocuğun dizleri arasına geçirilerek bacaklarını ayrılması kolaylaştırılabilir.
  • Atetoid çocuklar sırtüstü yatarken; kalça ve dizleri fleksiyonda olabilir. Fakat baş ve omuzları geriye doğru itilmiştir. Bu durumda fzt. çocuğun baş ucuna geçip, kollarını kollarının altına geçirir, elleriyle karnı üzerinden baskı yaparken, ön kolları ile çocuğu öne doğru iterek oturma pozisyonuna getirir.
  • Fzt. çocuğu bu şekilde kaldırılıp bacaklarını abdüksiyona getirerek beline dayar. Bu şekil bir taşıma çocuğun dengesinin gelişmesini sağlar.

Hipertonik bir çocuğun evde basit bir şekilde taşınmasını gösterir:

Atetoid yada hipertonik bir çocuğun aşağıda gösterilen pozisyonda taşınması uygundur.

BANYO YAPILMASI

  • Cp’li çocuğun banyosu birçok nedenden dolayı güçtür. Çocuk küçükken ortaya çıkan bazı problemler yaşı ilerledikçe daha da belirlenecektir. Bu problemlerin en önemlileri: oturma güçlüğü ve denge kaybıdır. Buna ek olarak
  • Kol ve ellerin kullanılmasındaki güçlük bu aktiviteyi daha da zorlaştırmaktadır. İlk eğitim için, önce banyo dışında bir taburede otururken, örneğin bir el feneri çocuğun vücudunun çeşitli yerlerine tutulur ve ışıklı yere dokunması istenir. Daha sonra bu kısımlara eliyle ovma yada silme hareketleri yaptırılır.Amaç çocuğun aynı işlemleri banyoda tekrarlayabilecek hale gelebilmesidir.
  • Bazı çocuklarda “şaşırma reaksiyonu” denen bir cevapla karşılaşılabilir. Bu cevapta, herhangi bir uyarı yada hareket ettirmeye karşılık, çocuğun normalde fleksiyonda olan kolları yanlara doğru itilerek, parmakları ve başı ekstansiyona gider. Bu cevap açığa çıktığında çocuğun kendisini desteklemesi yada dengesini koruması imkansızdır. Bu cevabı olan çocukların banyoya konarken uygun tutuş şekilleri aşağıda gösterilmiştir.

Çok küçük çocuklar bu şekilde tutulabilir

  • Çocuğu uygun tarzda tutarak dik olarak suya sokmak, yarı yatar pozisyondan daha çok tercih edilir. Banyoya konan çeşitli ilaveler üzerine çocuk simetrik olarak oturtulmalıdır. Başı orta pozisyonda, kollarının ikisi de önde ağırlığı her iki kalçaya eşit olarak dağıtılmış olmalıdır. Genellikle hipotonik çocukların oturma güçlüğü hipertonik çocuklara oranla daha azdır.
  • Banyo sırasında oyun oynamak, çocuğun olaydan daha fazla haz almasını sağlar. Böylece hem güveni artar hem de denge kurması kolaylaşır. Eğer yaşı çok küçük olduğu için kendi kendini yıkayamıyorsa, anne yumuşak bir süngerle, fazla uyarmadan , çocuğu yıkar. Daha büyük yaştaki çocuklara ise ne yapacağı anlatılır. Sıcak – soğuk, ıslak- kuru kavramları çocuğa öğretilir. • Çok şiddetli cp olgularında , çocuk sırtüstü, banyo içine yatırılarak yıkanır. Baş yastıklarla desteklenmelidir. Bir diğer yolda süngerle silmedir. Çocuk sert bir zemin üzerine yatırılır. Altına su geçirmez bir örtü serilir. Üzeri pamuklu bir örtü ile örtülür. Önce yüzü silinir, kurulanır. Sonra tüm vücut kısımları bu şekilde temizlenir.

TUVALET EĞİTİMİ

  • CP’li çocuklarda tuvalet eğitimine geçişin geç başlaması normaldir. Bu eğitimde çocuğa neyin nasıl yapılacağı iyi anlatılmalıdır. Dereceli bir eğitim sistemi takip edilmeli, çocuk saatte bir oturağa oturtulmalıdır. Arada kaçırmalar olsa dahi, sistemli olarak tekrara devam edilmelidir. Normal çocuk oturağa oturtulduğunda bazen eline oyuncak verilebilir. Ancak cp’li çocukta bundan kesinlikle kaçınmak gerekir. Bu tip aktiviteler çocuğun dikkatini dağıtır. Bir diğer güçlükle de, oturamayan ve gevşeyemeyen çocuklarda karşılaşılır. Oturduğunda kendisini emin ve dengeli hissetmediği zaman, dikkatini boşaltım işlemine vermemesi normaldir. Bu çocukların oturma problemini çözmek için; oturağın şekli değiştirilebilir yada bazı ilaveler yapılabilir.
  • Bazı çocuklarda barsaklarını boşaltmak için aşağı doğru basınç yapmayı bilmezler. Bu durumda dıştan, bağırsaklar üzerinden elle baskı yapılabilir.

UYUMA

  • Cp’li çocuğun yatağının pozisyonu ve yatış şekli çok önemlidir. Bu çocuklar sırtüstü yatarken başlarını orta pozisyonda tutmakta güçlük çekerler ve başlarını hep bir tarafta tutma eğilimi gösterirler. Bu durum çocuğun kalça ve gövdesinde kalıcı deformitelerin oluşmasına neden olur.
  • Çoğu cp’li çocukta başın sağa doğru dönmesi ile karşılaşılır. Bu pozisyonda sol kalça ve bacak genellikle internal rotasyondadır. Böyle bir çocuk, sol tarafı duvara gelecek şekilde yatırılırsa tüm uyarılar sağdan gelecek ve çocuktaki hakim bozukluk büsbütün şiddetlenecektir.
  • Halbuki bu çocuk, sağ tarafı duvara gelecek şekilde yatırılırsa (bu duvar da resim, süs eşyası olmamalıdır) uyarılara cevap vermek için başını aksi tarafa çevirmek zorunda kalacak, böylece yapamadığı bir hareketi geliştirme imkanı bulacaktır.
  • Sırtüstü yatarak uyuyan çocuklarda, baş yastığa doğru basınç yaparak, omuz ve kolların arkaya çekilmesine sebep olur. Bu şekilde yatmayı alışkanlık haline getiren çocukta, vücudun arka yüzeyindeki kasların spastistesi artış gösterir. Böyle çocukların omuz ve kolları, bir örtü ile, aşağıda görüldüğü gibi öne ve içe doğru, önkolları serbest olacak şekilde sarılmalıdır. Ancak bu gibi dış yardımları devamlı kullanmaktan kaçınmalı, çocuk kendi kendini kontrol edebilme yeteneğini gösterdiği anda örtü çıkartılmalıdır.
  • Hipertonik çocukların spastistesi fazla olup, az hareket ettiklerinden, az enerji harcarlar ve gece uykuları rahat değildir. Uyku sırasında sık sık döner ve hareket etmek isterler. Bu nedenle yatakları çok yumuşak olursa dönme ve hareket etmeleri güçleşir. Yataklarının altına bir tahta koyarak bu soru çözülebilir. • Yatarken hareket etmekten korkmamaları için çocukların yatakları alçak olmalıdır.

GİYİNME

  • Cp’li çocuk giyinme işlemi sırasında hipertonikse spastiste, atetoidse istemsiz hareketler nedeniyle çeşitli zorluklarla karşılaşırlar. • Kendi kendine giyinip soyunabilmek için, çocuğun başarabilmesi gereken 2 önemli hareket vardır: • kollarını avuçları yüzüne bakacak şekilde gövdesinin önüne doğru getirebilmek • bir elle kavrayıp itme, kavrayıp çekme hareketlerini yapabilmek • Bu hareketlerin eğitimi, küçük şişirilmiş simitler kullanılarak yapılabilir:
  • çocuk, sırtüstü yatırılıp ta tamamen pasif bırakılarak giydirilmemelidir. genellikle sırtüstü yatış pozisyonu cp’li çocukların giyinme ve soyunmaları için sakıncalıdır. Yan yatma ve oturma pozisyonları tercih edilmelidir. Çünkü çocuk bu pozisyonda ne yapıldığını ve kendi kendisini kolaylıkla görebilir. Yan yatma pozisyonunun faydaları şu şekilde sıralanabilir:
  • a)Yan yatarken kalça ve dizlerin fleksiyonu kolaylaşır. Böylece çorap, pantolon giymesi rahat olur.
  • b)Baş ve omuzlar kolayca öne getirilebilir; çocuğun arkasında durulursa, gövdesini şiddetle geriye itmesine de engel olunur.
  • c)Omuzlar öne getirildiği için, kolunda öne gelmesi ve dirseğin ekstansiyonu, böylelikle ceket vs. nin kolunun giydirilmesi kolaylaştırılır.
  • d)Baş ve göz kontrolü gelişir. Görme ve takip etme olasılığı daha fazladır.
  • Çocuğun durumu çok şiddetli ve sırtüstü giydirip, soymak kaçınılmaz ise, başının altına bir yastık konmalıdır. Başın yükseltilmesi kolun, kalça ve bacağın fleksiyonunu kolaylaştırır.
  • Giyinmeye aktif katılma yeteneği olan çocuk, eğer henüz oturma dengesi tam değilse, aşağıda gösterilen pozisyonda giydirilebilir. Bu pozisyonda bacakların abduksiyonu ve fleksiyonu daha kolaydır. Ayrıca bu pozisyonda çocuk rahatça desteklenebilir. Yapacağı hareketler ve dengesini geliştirmesine fırsat verilmiş olur. Şiddetli vakalarda giyinme- soyunma işleminin ayna karşısında yapılması yararlıdır.
  • a) Atetoid çocuk, herhangi bir çaba sarfettiği zaman ayakları yerden kalkabilir. Bacakları tespit etmek için dizler üzerinden basınç verilebilir.
  • b) Hipertonik çocuk kolunu kolunu kaldırdığında kalçası ve dizi ekstansiyona gelir ve arkaya düşebilir. Şekilde görüldüğü gibi anne , ellerini çocuğun beline koyup, öne doğru basınç verirse bunu önleyebilir
  • c) Hipertonik çocuk bir elini kullandığı yada giysisini bir tarafa doğru çektiğinde, bir bacağı yana doğru açılarak dengesi bozulabilir. Bunu önlemek için, açılan dizin dış-yan tarafına, anne sıkıca eline dayamalıdır. •
  • d) Çorap giyme sırasında, bacağını ekstansiyona getirilirken gövde arkaya doğru itiliyorsa, şekildeki gibi beli hizasından tespit ederek, yada ayağını kavramada güçlük çekiyorsa, bacağını kontrol ederek yardımcı olunabilir.
  • e) Hemiplejik çocukların, sağlam elle çorap, ayakkabı giyerken, hasta taraf kol ve başında meydana gelebilecek otomatik hareketler nedeniyle dengelerini kaybetmemelerine dikkat edilmelidir.
  • GİYİNMEDE GENEL TAVSİYELER 1. Önce hasta taraf kol ve bacağın giydirilmesi tavsiye edilir.
  1. Eğer çocuk başını bir tarafa doğru çevrilmiş olarak tutuyorsa, aynı taraftaki kol ve bacağın fleksiyonu, aksi taraftaki kol ve bacağın ise ekstansiyonu zordur. Bu durumda her şeyden önce çocuk simetrik olarak oturtulmalıdır.
  2. Eğer çocuk otururken öne doğru eğiliyor ve başını kaldıramıyorsa, anne ellerini çocuğun belinin alt kısmı hizasından, başparmakları sacroiliac eklem üzerine gelecek şekilde yerleştirerek aşağı doğru basınç uygular. Bu çocuğa destek noktası sağlar ve başıyla sırtını ekstansiyona getirmesi kolaylaşır.

4-)Eğer çocuğun oturma dengesi az ise ve her iki elini kullanmak istediğinde arkaya doğru düşüyorsa, aşağıda görüldüğü gibi oda köşesine yerleştirilebilir, yanına destek için bir tabure konabilir.

5 – ) Aşağıdaki şekillerde çocuğun kendisini destekleyeceği yollar gösterilmiştir:

6 – ) Baş kontrolü, kolları ve elleri iyi, ancak oturma dengesi az olan çocuk, yan yatma pozisyonunda, şekildeki gibi giyinebilir:

BESLENME

  • Cp’li çocuğun diğer problemlerinin yanı sıra yemek yeme alışkanlıklarının da düzeltilmesi gerekir. Bu, çok uzun zaman alıcı bir işlemdir, adım adım ilerlenmeli ve anne- baba büyük bir sabır göstermelidir. Uygulanacak eğitim, esas yemek saatleri dışında yapılmalı ve yetenekler geliştikçe uygulamaya geçilmelidir.
  • Çocuğun kendi başına yemek yiyebilmesi için, çatalı kaşığı ağzına götürebilmesi dışında, baş ve gövde kontrolü, oturma dengesi ve el hareketlerinin düzgünlüğü yeteneklerini kazanması şarttır. Ayrıca vücut kısımları hakkında da bilgi sahibi olmalıdır.
  • Çocuk ilk defa kendi kendine yemek yemeye başladığında, bir de dengesini koruma problemi ile karşılaşmamalı, kendisi için en güvenli ve rahat bir pozisyonda yerleştirilmelidir. Yanlış verilen pozisyonlar hipertonik çocuğun spastisitesini, atetoid çocuğun istemsiz hareketlerini artırır. Bu çocuğun emmesini ve dudaklarını kullanmasını güçleştirir. Örneğin çocuğun başını desteklemek için anne elini çocuğun başının arkasına yerleştirirse başın daha fazla geriye itilmesine sebep olur. Böyle bir çocuğu tutmanın doğru yolu şekilde gösterilmiştir:
  • Baş kontrolü ve dengesi az olan küçük bir çocuk, yan yada ata biner tarzda annesinin kucağına oturabilir. Ne şekilde oturursa otursun, kalçaların tam fleksiyonda ve omuzların simetrik bir şekilde öne getirilmiş olmasına dikkat edilmelidir. Böylece vücudun şiddetle geri itilmesine yardımcı olunabilir. Kucakta beslenen çocuğun gövde ve baş kontrolü gelişir gelişmez, beslenme sandalyesine oturtulmalıdır. Anne, çocukla aynı seviyede yada çok az üstünde oturmalıdır, çünkü fazla yüksekte olursa, çocuk anneye bakmak için başını yukarı kaldıracak, bu da gövdenin geri itilmesine yol açacaktır.
  • Gerekirse çocuk sandalyeye bağlanabilir, yukarıdan uzatılan kuşaklarla gövde desteklenebilir. Bunlar göğsü arkadan bağlayan kayışlardan daha iyidir, zira gövdeyi tamamen sabit tutmaz. Oturduğu yere bağlanan çocuğun ellerinin serbest bırakılmasına dikkat edilmelidir.
  • Anne, yemesine yardım etmek gayesiyle çocuğun yanına oturacağı zaman, çocuğun devamlı olarak başını döndürdüğü yönün aksi tarafına oturmayı tercih etmelidir. Kolunu, destek vermek için çocuğun boynunun arkasından geçirmeli, fakat başın arkasına fazla basınç vermemeye dikkat etmelidir. Bu kolun parmakları ile çocuğun çenesini alttan destekleyebilir, böylece baş öne düşmez. Eğer çocuk başını hep aynı tarafa çeviriyorsa, bu elin beş parmağı ile de yanağından basınç uygulayarak başın dönmesini önlenebilir. Gerektiğinde diğer parmaklarını çocuğun ağzını kapatmak için kullanabilir.
  • Sol elle yiyen bir çocuğa yardım ediliyorsa, sağ arka tarafında durup çocuğun bükülen sol dirseği sağ elle desteklenir; sol elle de çocuğun bileği kontrol edilebilir. Böylece örneğin kaşığı tutarken el bileğinin kalkması,bırakılırken de inmesi sağlanabilir.
  • Eğer kaşıkla, yardımla bile yiyebilecek kadar yeteneği yoksa, neyi nasıl yediğini hissetmesini ve görmesine fırsat verilmelidir. Bazı çocuklar, ağızlarına mutlaka bir besin konacağından emin oldukları için ağızlarını açık tutar ve kendileri hiçbir çaba sarf etmezler. Çocuk her seferinde uyarılmalı ve dikkatini bu konuda toplamasına yardımcı olunmalıdır. Çocuk yemek yeme işlemine aktif olarak katılamazsa, takip edici lokma için hazır olamaz. Bu lokmayı reddederken, başı ve gövdesi geri itilir. Süratli yemeye çalıştırmak, kötü alışkanlıklar doğurur. Ayrıca dikkatsizlik olasılığı da artar.
  • Eğer kaşıkla, yardımla bile yiyebilecek kadar yeteneği yoksa, neyi nasıl yediğini hissetmesini ve görmesine fırsat verilmelidir. Bazı çocuklar, ağızlarına mutlaka bir besin konacağından emin oldukları için ağızlarını açık tutar ve kendileri hiçbir çaba sarf etmezler. Çocuk her seferinde uyarılmalı ve dikkatini bu konuda toplamasına yardımcı olunmalıdır. Çocuk yemek yeme işlemine aktif olarak katılamazsa, takip edici lokma için hazır olamaz. Bu lokmayı reddederken, başı ve gövdesi geri itilir. Süratli yemeye çalıştırmak, kötü alışkanlıklar doğurur. Ayrıca dikkatsizlik olasılığı da artar.
  • Çocuğa yemek verilirken, kaşığa çok yemek konmamalıdır. Kaşığın bütünüyle ağzına girip de çocuğu rahatsız etmemesi için, yemek kaşığın ucuna yerleştirilmelidir. Kaşık, ağza yandan değil, sivri tarafından götürülmeli, beslenme hızı çocuğu göre ayarlanmalıdır
  • Çocuk yemeği ağzına aldığı zaman eğer dudaklarını kapatamıyor ve dili fazla miktarda dışarı çıkıyorsa, anne kaşıkla dilin ön kısmına basınç yaparken, çocuğun dudaklarını da kaşık ağzında iken kapatır. Üst dudak, yemeğin bütünüyle ağza alınması için biraz daha sert bastırılır. Eğer sadece alt dudak zayıfsa anne eliyle destekleyebilir. Dudaklar bu şekilde kontrol edilemeyecek kadar zayıfsa yemek, dişlerinin arka tarafını önce bir, sonra öbür tarafına yerleştirilir.
  • Eğer yemek katı değilse, sulu maddenin dışarı çakmaması için ağzın kapalı tutulması önemlidir. Gıdanın ağızdan düşmemesi için başı geriye eğmek yanlıştır. Çünkü omuzlar geriye gider, gövde yay gibi olur ve dil dışarı çıkabilir. Bu durumda yutma güç ve ağrılı olacaktır. Kaşığı çocuğun ağız seviyesinden aşağıda yada yukarıda tutmamak gerekir. Eğer çocuk ağzı kapalı iken lokmanın düşmeyeceğini öğrenirse, bu iş için kendisi de çaba sarf edecektir.

YUTMA

  • Hiç yutamayan çocuğa pek rastlanmaz, fakat yutma güçlüğü çeken çocuk sayısı fazladır. • Eğer çocuğa yutma çok zor geliyorsa, boğazdan aşağı yönde bir ovma yapılır. Bu sırada çocuğun başı dik durmalıdır. Boğazın yukarı doğru hareketi çocuğun gıdayı yuttuğunu gösterir. Yutma tam gelişmemişse, gıdanın dışarı çıkmasını önlemek için, ovma sırasında dudaklar kapalı durmalıdır.
  • Baş ve dudak kontrolü geliştikçe, çocuk yutma yeteneğini geliştirici hareketleri gün boyunca pratik etmeli, özellikle salyasını yutması üzerinde durulmalıdır.

ÇİĞNEME

• Eğer ısırma ve çiğneme hiç yoksa, öğretilmesi ilk başlarda güçtür. Çocuğa yemek, hep küçük parçalara ayrılmış olarak hazır verilirse hiç ısırmasını öğrenemeyecektir. Bu nedenle sevdiği bir gıda bütün olarak verilip, ısırtılabilir. • Çiğnemeyi öğretirken, anne bisküviyi alır, ısırır ve abartılmış olarak, ağzı açık bir biçimde çiğner. Sonra bir parça bisküvi de çocuğun arka dişleri arasına konur ve çenesi yardımla aşağı yukarı oynatılarak bisküviyi parçalaması sağlanır. Öğrenmeye başladığı zaman, çocuğun çene hareketlerini kendi kendine yapabildiği görülür. • Eğer çiğneme güçlüğü, çeneden ziyade dil hareketlerinin eksikliğine bağlıysa, esas öğünler dışında dil egzersizleri yapılır. Çocuk dilini öne uzatmayı ve yanlara hareket ettirmeyi öğrenmelidir. Dilini nereye koyacağını göstermek için, belirli bölgelerde dişlerinin arka tarafına bir miktar çikolata sürülebilir ve çocuktan bunu yalaması istenebilir.

İÇME

  • Eğer çocuk yardımla bardaktan içebiliyorsa, yardımcı arkada durur, çocuğun alt çene ve dudağını avucu ile destekler. Bardağı çocuğun dudakları arasına yerleştirip, diğer eliyle bardağı yukarı kaldırır. Bardağın içindeki suyu hiç dinlenmeden içmemesine dikkat edilmelidir.
  • Eğer çocuk bardakla içemiyor veya dili dışarı çıkıp, bardağın dışında kalıyorsa plastik bir kamış kullanılabilir. Bu kamış dil ve damak hareketlerini de artırmaya yardımcıdır. İlk başlarda daha büyük delikli kamışlar kullanılmalı ve çocuğun bütün enerjisini sarf etmemesi için kamışın boyu mümkün olduğu kadar kısa olmalıdır.
  • HİPOTONUSU OLAN CP’Lİ BİR ÇOCUĞUN TEDAVİSİ • İnfant Dönem: Uzak Hedefimiz: En az 5 adım ilerlemesi
  • Yakın Hedefimiz: Dönme aktivitelerinin bağımsız olarak yapılabilmesi • -ortama ve terapiste alışma (pozisyonlama) • -dönme aktiviteleri çalıştırma • – baş kontrolü kazandırma • -oturma dengesi • -ayağa kaldırma ve yürüme
  • Todder Seviyesi: Uzak Hedefimiz: bağımsız yürüyebilme • Yakın Hedefimiz: diz üstü pozisyonda durabilme, bu pozisyonda ayağa kalkma, en az üç basamak tırmanma
  • -emekleme pozisyonunda aproksimasyon ve denge aktiviteleri
  • -diz üstü pozisyonda denge eğitimi ve yarım diz üstü pozisyonuna geçiş • -ayağa kalkma ve iki eli destekli yürüme •
  • Okul Öncesi Dönem: Uzak Hedefimiz: kompleks hareketlerin yapılabilmesi • Yakın Hedefimiz: en az üç saniye tek ayak üzerinde durulması ve zıplayabilmesi • -önceleri yardımlı trambolin üzerinde zıplama ( zamanla yardım azaltılır ) • -ayakta topa vurma çalışmaları • -ayak parmakları üzerinde yükselme

Okul Dönemi: Uzak Hedefimiz: okul içi eğitime katılma

Yakın Hedefimiz: topu kavrayabilmesi ve en az altı adımlık mesafeye atabilmesi

– bir yerde oturup ayağının altındaki topu hareket

ettirebilmesi

– küçük bir pota ile basketbol oynama (fzt çocuğu arkadan destekler)

-arkadasları ile ilişki kurması

Adölesan Dönem: Uzak Hedefimiz: yardımsız sınıf içi mobilitenin sağlanması

Yakın Hedefimiz: en az 500m ilerlemesi

– bu dönemde çocuğun tedavi ünitesinde değil dışarıdaki aktivetelere katılması teşvik edilir (özürlüler için düzenlenen basketbol turnuvalarına katılma)

  • HEMİPLEJİK CP’Lİ BİR ÇOCUĞUN TEDAVİSİ • İnfant Dönem: Uzak Hedefimiz: iki eliyle oyuncağı alması
  • Yakın Hedefimiz: destekli otururken yada sü yatış pozisyonunda oyuncağa uzanma • – üst ekstremite aktiviteleri çalıştırılır • Todder Seviyesi: Uzak Hedefimiz: bir eli destekli merdiven çıkma • Yakın Hedefimiz: emekleme pozisyonunda yada sürünerek merdiven çıkma ve odada bağımsız yürüme • -değişik zeminlerde yürüme eğitimi • -engelli yürüme eğitimi • – parelel bar eğitimi • -ayna karşısında denge tahtası ile eğitim
  • Okul Dönemi: Uzak Hedefimiz: üç tekerlekli bisiklete bağımsız binebilme • Yakın Hedefimiz: yardımlı bisiklete binip, pedal çevirmesini sağlama • -emekleme pozisyonuna getirip, kalça ve dizden aproksimasyon uygulanması • -diz üstü pozisyona gelme ve bu pozisyonda denge aktiviteleri çalıştırma • -ayna karşısında oturma dengesi çalıştırma • -ayağa kalkma ve ayakta durma •
  • DİPLEJİK CP’Lİ BİR ÇOCUĞUN TEDAVİSİ • İnfant Dönem: üst ekstremiteye yönelik egzersizler • Todder Seviyesi: Uzak Hedefimiz: walkerla bağımsız yürüme
  • Yakın Hedefimiz: iki elle destekli yürüme • -oturma pozisyonunda aproksimasyon uygulanması • -ayakta; öne-arkaya adım alma, aproksimasyon, denge eğitimi ve ağırlık aktarma çalıştırılır • – parelel barda yürüme
  • Okul Öncesi Dönem: Yakın Hedefimiz: bağımsız zıplaması • -önceleri yardımlı trambolinde zıplama (zamanla yardım azaltılır) • – üst ekstremiteye ağırlık aktarma • -oturur pozisyonda topa vurma • -engelli yürüme eğitimi • -değişik zeminlerde yürüme eğitimi • Okul Dönemi: Uzak Hedefimiz: düzenli bir eğitim sınıfına katılması
  • Yakın Hedefimiz: 45 dk oturması ve sınıf içinde bağımsız yürümesi •
  • -oturma dengesinin geliştirilmesi • -yüzme aktiviteleri
  • Adölesan Dönem: Uzak Hedefimiz: bahçede bağımsız yürüme
  • Yakın Hedefimiz: scooter kullanma
  • -denge aktivitelerinin çalıştırılması • -scooterı kullanmayı öğretme
  • QUADRİPLEJİK CP’Lİ BİR ÇOCUĞUN TEDAVİSİ • İnfant Dönemi: Uzak Hedefimiz: çevresini fark etmesi, ilişki içinde olması • Yakın Hedefimiz: çocuğun çeşitli adaptasyonlarla oturup, göz teması kurması ve 30 sn başını dik tutması
  • -tam destekli oturma pozisyonunda baş kontrolünü kazandırılması
  • Todder Seviyesi: Uzak Hedefimiz: çocuğun yaşına uygun bir oyuncakla oynayabilmesi • Yakın Hedefimiz: oyuncağı iki eliyle tutup göz seviyesine getirme
  • Okul Öncesi Dönemi: Uzak Hedefimiz: bağımsız yürüme
  • Yakın Hedefimiz: on adım yürüme • -sü yastıklarla destekli pozisyonda topa vurma aktivitesi çalıştırılır • -oturma dengesi çalıştırılır • -splintle yürüme eğitimi • Okul Dönemi: Uzak Hedefimiz: çeşitli adaptasyonlarla bilgisayar kullanma (klavyeye uzanma ve tuşlara basabilme) • Adölesan Dönem: Hedefimiz: çocuğun çevresiyle ilişki kurması ve sosyal aktivitelere katılabilmesi
  • ATETOİD CP’Lİ BİR ÇOCUĞUN TEDAVİSİ • İnfant Dönem: Uzak Hedefimiz: postüral stabilizasyon
  • Yakın Hedefimiz: oyuncaklarla ilgilenmek
  • – üst ekstremite aktiviteleri çalıştırma
  • Todder Seviyesi: Uzak Hedefimiz: bağımsız olarak dönme ve walker kullanma
  • Yakın Hedefimiz: yerde bağımsız hareketleri yapabilme
  • Dönme aktiviteleri çalıştırılır
  • Oturma dengesi çalıştırılır • Okul Öncesi Dönem: Uzak Hedefimiz: bağımsız yürüme
  • Yakın hedefimiz: walkerla destekli yürüme yada TS aktiviteleri

Hazırlayan: Fzt. ALİ ÇELİK

    Hastaneye eşimin ailesi ve benim ailem, hepbirlikte gitmiştik. O mutlu anı paylaşacaktık birbirimizle. Dokuz ay boyunca iki taraf da sabırsızlıkla beklemişti o günü. Herkes sabırsızdı ve biraz da kaygılı; ya bi aksilik olursa diye. Ama edilen dualar, iyi dilekler hemen götürüyordu aklımızdaki bu kötü düşünceleri…

    Ve beklenen an gelmişti işte. Doğuma gidiyordum, annemin ve kayınvalidemin gözleri dolu doluydu ,eşimse elimi tutmuş bana gülen gözlerle bakıyordu. En büyük gücü o veriyordu bana. Ve işte ameliyathanedeyim…

    Kendime geldiğimde hastahane odasındaydım. Gözümü ilk açtığımda koltukta eşimi, kafasını iki elinin arasına almış dalgın dururken gördüm. Seslendim: oğlum nerde, nasıl ?

    Eşim hemen yanıma geldi, yüzünde beni gönderirken ki heyecan , mutluluk yoktu. Ama yine de başımı okşayarak, merhametle cevap verdi: “Oğlumuz kontrol amaçlı küvezde, şimdi getirirler”, dedi ve o an kapı açıldı. İçeri bir hemşire ve doğum yaptıran doktor girdi. Daha tam çocuğumun yüzünü göremeden doktorun o çirkin sesini duydum: “Oğlunuz Down Sendromlu”…

    O gün sadece bunu duydum. Oğlunuz Down Sendromlu, oğlunuz Down Sendromlu, oğlunuz Down Sendromlu…Başka her şeye sağırdım. Doktor bunu söyledikten sonra başka şeyler de sölemiş olsa da kalbimin sesinden hiçbirini duyamamıştım. Önce doktor çıktı, sonra hemşire bebeği doğru emzirme şekli konusunda bana biraz destek olduktan sonra o da çıktı. Eşim, ben ve bebeğim başbaşa kalmıştık.. İkimiz de konuşmuyorduk. Çocuğu inceliyorduk. Yüzünde ve ellerindeki farklılıklar doktorun anlattığı gibiydi.

   zihinsel_engelli_cocuklar_bursa_ozel_hayatİlk bir yılım karanlık içinde geçti. Bebeğimden desteğimi eksik etmedim. Ona karşı görevlerimi yaptım her zaman. Ama, aklımdan o sorular hiç gitmedi: Benim bir günahım mı vardı, kullandığım ,yediğim , içtiğim bir şeyden dolayı mı oldu, büyük mü konuştum, ah mı aldım, bu benim bir imtihanım mı?   Bu çocuğa dışarıda nasıl bakacaklar, yürüyebilecek mi, konuşabilecek mi, okuyabilecek mi, çok hasta olacak mı? gibi sorular beni depresyona sokmuştu. Hiçbir şeyden tat almıyordum..Taa ki oğlum Emre ‘nin gözlerimin içine bakarak, ağzını kocaman açarak gülümsemesine kadar…

    O bana bakmadı sadece, o beni gördü, ben de onu gördüm. Belki de ilk kez o gün gördüm..O kadar karanlıklardaydım ki, bebeğimi hiç görmediğimi anladım. Ona bakmadığımı anladım..Bencillik yaptığımı anladım. O bana güldü…o beni seviyor, o bana muhtaç, o çok güzel, o benim canım, o benim parçam, o benim neşe kaynağım…Duygularım dönüşüyordu…Karanlıklardan sıyrılıyordum sanki. O hala bana gülümsüyordu…Kalbime dokuna dokuna gülümsüyordu..Gözlerimde yaşlar, onu ilk kez öptüğümü anlıyordum..Onu ilk kez öpüyordum…

    Zamanla ne büyük bir hata yaptığımı anladım. Olumsuz düşüncelerle hem oğluma, hem eşime hem de kendime haksızlık yapmıştım. Eşim, hiçbir zaman benden desteğini eksik etmedi, beni suçlamadı, bana haksızlık yapmadı. Ama olumsuz düşüncelerle onu ihmal ettim. Kendimi de çok kısıtladım. Hiçbir yere gitmedim. Dışarı çıktığımda insanların bana ve çocuğuma acır gözlerle bakmalarını istemediğim için hem çocuğumu hem kendimi dört tarafı duvarlarla çevrili eve hapsettim…Bu dünyada var oluş amacımı unuttum…Ve bir karar aldım. Down Sendromu’nun ne olduğunu öğrenmek, bu tür engel grubuna dahil olan bireylerin ne yapabileceklerini araştırmak, anne – baba olarak nasıl bir yol izlememiz gerektiğini bilmek için ilk işim internetten, rehabilitasyon merkezlerinden, hastanelerden ve daha pek çok yerden bilgi toplamak olacaktı…

    Ve şimdi oğlum 15 yaşında. O dünyanın en güzel gözleriyle bakan çocuklarından biri…Sadece bana değil, çevremdeki bütün tanıdıklarımın neşe kaynağı. Kendine uygun bir okula gidiyor. Kendinden 3 yaş küçük kız kardeşine abilik yapıyor. Resim yeteneği var. Bu alanda kurslara yönlendirdik, resimleri sergileniyor zaman zaman. Evde bana, babasına, kardeşine elinden gelen ne varsa yardımcı oluyor. Çok duygusal bi çocuk. Öğrendim Down Sendromlu çocuklarda duygusal yön ağır basarmış…Artık insanların Emre’ye ve bana küçümser, acımsar , korkuyla karışık bakışlarına da takılmıyorum. Böyle bakanları gördüğüm zaman içimden; siz tanımıyorsunuz Emre’yi, bilmiyorsunuz. Bir bilseniz ne tatlı bir çocuk olduğunu böyle bakmazsınız. Bunu düşününce etraftaki insanlara da kızamıyorum. Öyle ki Emre kendi gibi diğer arkadaşları için de bana güzel şeyler için vesile oluyor. Ben aştım, fakat aşamayan pek çok engel grubundan engelli insanlar ve aileleri var. Onların sesi olmaya çalışıyorum. Destek olmaya çalışıyorum…

    Emre sayesinde çok şey öğrendim. Yeniden nefes almayı öğrendim, yılmamayı öğrendim, araştırıp bilgi edinmeyi öğrendim, kendi yaşadığım zorlukları aşabildiğim zaman başkalarına da destek olabildiğimi öğrendim. Sanırım yaşamanın anlamını öğrendim. Bu dünyaya bir kere geldiğimizi ve mutlaka bir sorumluluğumuz olduğunu öğrendim. En önemlisi de, sevmenin en büyük engelleri bile ortadan kaldırdığını öğrendim. Canım oğlum…İyi ki sen varsın, iyi ki sen bende varsın…Seni bana verene binlerce şükürler olsun…

    Seni çok ama çok seviyorum …

  Bursa Rehabilitasyon Merkezleri –  Özel Hayat Eğitim / Rehberlik servisi

    İŞİTME ENGELİ NEDİR ?

    İşitme Kaybı: Bireyin işitme duyarlılığının onun gelişim, uyum özellikle de iletişimdeki görevlerini yeterince yerine getirememe halidir.

    İşitme Engeli: İşitme engeli; işitme kaybının getirmiş olduğu iletişim sorunlarının oluşturduğu bir engel durumudur. İşitmesinin tamamını ya da bir kısmını kaybetmiş  kişileri işitme kayıplı olarak tanımlayabiliriz. Doğuştan ya da sonradan olması, sözel dili öğrenmeden önce veya öğrendikten sonra olması gibi etmenler işitme kayıplı bireyin sözel dili kazanımında önemli bir etken olmuştur.

    İşitme testi sonucunda belli bir bireyin aldığı sonuçlar kabul edilen normal işitme eşiklerinden belirli derecede farklı olup, bu kaybın derecesi bireyin dil edinmesine ve eğitimine engelleyici derecede ise işitme engelinin varlığından söz edilir.

    İşitme Engelliler: İşitme engelinden dolayı özel eğitimi gerektiren kişilerdir.

    İşitme Engelinin Nedenleri

       İşitme engeli vakalarının %95’inin doğum öncesinde, doğumda veya çocuk dili kazanmadan önce, %5’inin ise çocuk dili kazandıktan sonra oluştuğu bilinmektedir.

İşitme engelinin nedenlerini doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası olarak sınıflandırabiliriz.

     isitme_engelli_cocuklar_bursa

İşitme Kaybının Nedenlerini Bilmenin Yararları

    *Özrün oluş zamanı hakkında bilgi verir.

    * Başka özürler getirip getirmediği hakkında ipucu verir.

    * Nedenin doğru olarak değerlendirilmesi sorunun medikal ve eğitsel alanlarda ortaklaşa olarak gerekli olan işlemlerin yapılmasına temel oluşturur.

    Çocuklarda İşitmezlik Oluşturan Risk Faktörleri

    *Çocuğun ailesinde işitme engelli olması.

    *Annenin hamilelikte kızamıkçık olması.

    *Annenin hamilelikte ya da doğum sırasında geçirdiği enfeksiyonlar.

    *Hamilelikte zehirlenme ya da toksit ilaç kullanımı.

    *KBB’ de formasyon bozukluğu, kulak kepçesi ya da kulak kanalına ilişkin anormallikler.

   *Bebeğin 1500 gr.’dan az doğmuş olması.

    *Yüksek düzeyde bilirubin seviyesinin olması.

    *Doğum sonrası sarılık nedeniyle kan değişimi.

    *Menenjit hastalığı geçirmesi.

    *Yeni doğanda toksit ilaç kullanımı.

    *Doğum sırasında ya da sonrasında ciddi solunum güçlüğü ya da solunum kaybı geçirmesi.

    Not: Bu kategorideki çocukların odyolojik değerlendirmeye alınması, doğumdan itibaren 2 ay içerisinde ve bazı durumlarda doğuştan olmayıp sonradan ortaya çıkabileceği düşünülerek periyodik aralıklarla çocuk izlenmelidir.

       İşitme Engelinin Türleri

       Birincil duyular olarak bilinen işitme ve görme kayıplarının kişinin iletişimi ve uyumu da birincil düzeyde etkileyeceği kesindir.

       İşitme engelli olmak işitme sürecinde herhangi bir aşamada işitme algısının gerçekleşmemesi durumudur. İnsanın işitme sınırları(16-20.000 titreşim arası )içindeki sesler aşağıdaki çeşitli işitme kayıplarından dolayı duyulmamaktadır.

    Sağırlık; Gerekli tedavi ve düzeltmeler yapıldıktan sonra işitmenin anadilini konuşmayı olağan yollardan öğrenmeyi etkileyecek kadar fazla olması durumudur. Sağırlık doğum öncesi, doğum anı ve doğum sonrası nedenlerden oluşabilir. Bu durumdaki kişide bu yüzden özel eğitimi gerektiren sağırdır.(Özsoy Y;Özel eğitime giriş)

    Ağır İşitme; Gerekli düzeltmeler yapıldıktan sora iyi işiten kulağındaki işitme kayıpları olağan yollardan anadilini öğrenmesini ağırlaştıracak derecede olma durumudur.(Özsoy Y;Özel eğitime giriş)

    İletimsel İşitme Özürü; Sesin iletilmesi sırasında iletim kanallarından birinde engellenmesi durumudur. Örneğin; kulak zarının, kulak içi organların hastalanmadan veya anatomik bozuklukları işitmeyi engelleyebilir.

    Duyusal-Sinirsel İşitme Özürü; iç kulakta daha çok sinir sisteminin beyne ulaşması engellendiği için ortaya çıkan işitme özürüdür.

    Merkezi İşitme Özürü; Bütün organ ve sistemler normal çalışır ancak beyinde işitme algısı oluşmuyorsa buna merkezi işitme özürü adı verilmektedir.

    Psikojenik İşitme Özürü; Bazı nörotik rahatsızlıklarda görülen eskiden histeri olarak adlandırılan rahatsızlıktır. Geri dönüşümü vardır fakat bazen uzun süreli olabilir.

    Fonksiyonel İşitme Özürü; Sesle ilgili bir problemin olmamasına karşın sesin beyinde yorumlanamaması ile oluşan işitme özürüdür.

    İşitme engelliler nasıl iletişim kurabilirler?

    Dudak Okuma yöntemi:

    İşitme engelliler dudak okuma yöntemiyle konuşabilen insanlarla iletişim kurabilirler. Dudağınızın hareketini izleyerek dediklerinizi anlayabilirler.

    Sesler  %40  oranında görsel olarak algılanabilir. Dolayısıyla dudak okuma tahmine dayalı bir iletişim yöntemidir. Konuştuklarınızdan anlaşılan kelimeler yardımıyla ne demek istediklerinizi anlamaya çalışmak her zaman sağlıklı bir iletişim yöntemi olmadığından mümkünse kolayca anlaşılır bir dille konuşmanızda fayda vardır.

    Dudak okuyan bireylerle iletişime geçerken dikkat etmek gereken unsurlarda bazıları:

   Konuşmaya başlamadan önce işitme engelli bireyi tanımaya çalışın, konuşmalarını rahatlıkla anlayıp anlayamadığını test ediniz. Konuşurken de işitme  bireyin size baktığından emin olun

    İşitme engelliler işitme dereceleri ne olursa olsun sizi seslendiğinizde duymayabilir. O yüzden, elinizle omzuna hafifçe dokunmak gibi yöntemleri kullanabilirsiniz.  .Cihaz kullanan bir işitme kayıplının, cihazı taktığında işitmesinin normal duyan birisi gibi tam olmayacağını lütfen unutmayın. Hiçbir işitme cihazı norma duyan bir kulak yerine geçemez

 .Konuşmaya başladığınız anda yüzünüzün özellikle dudağınızın işitme engelli bireyin görebileceği bir konumda olmasına dikkat ediniz.Ağır işiten bireyler için mümkünse gürültüsüz ortamlarda konuşmayı deneyin. Çünkü bazı bireyler sadece dudak okuyarak değil aynı zamanda da sizi duymaya  çalışarak anlayabilirler.

    Konuştuğunuzda ortamın aydınlık olduğuna dikkat ediniz.

    Konuşmanızı ve dudağınızın görünmesini engelleyen durumlardan kaçınınız. Yemek yerken konuştuğunuzda dudağınızın hareketi değiştiğinden sizi anlamakta zorlanabilirler. Sakal Bıyık ya da dudağınızı kapatan unsurları mümkünse ortadan kaldırınız.

    İşitemiyor diye yüksek sesle konuşmayı denemeyiniz. Kesinlikle bağırmayınız. Kısık sesle de konuşmayınız. Normal tonda normal konuşma seviyesinden biraz yavaş konuşmayı deneyiniz. Ama hiçbir zaman heceleyerek konuşmayınız.

    Dudak okumanın kolay bir iletişim yöntemi olmadığını unutmayınız. Çünkü bazı harfler dudaktan görülmez. İşitme engelli bir bireyin dudaktan okuyarak anlayamadığı bir kelime ya da cümleyi anlamanı değiştirmeden başka bir kelime ya da cümle kullanarak anlatmayı deneyiniz.Mümkünse yüz ifadelerinizi etkili kullanın. Çünkü mimikler ve yüz ifadeleri dudak okumayı kolaylaştırır.

    Her şeyden önce sabırlı ve anlayışlı olunuz. İletişiminizin çok iyi olması için birbirinize alışmanız gerekmektedir.

    İşaret Dili:

    El hareketleriyle ve yüz ifadeleriyle oluşturulmuş kendisine özgü bir dil bilgisi olan bir dildir. Her ulusun kendine ait bir işaret dili vardır. Jestlerden farklı olarak kendine özgü kalıplaşmış işaretler içermektedir. Bazı işaretler simgesel (ikonik) olmakla beraber bazı işaretler kesinlikle simgesel değildir.

    İşitme engeli bireylerle iletişim kurarken dikkat edilecek hususlar:

    İşitme engeli görünmez bir engel olduğu için işitme engelli bireyler için engel iletişimde başlamaktadır. Bir bireyin işitme engelli olduğunu konuştuğunuzda fark edebilirsiniz.

    İşitme engelli bir bireyin konuşmalarını anlamıyorsanız,  tekrar sorabilirsiniz. Anlayamama durumunun devamı halinde işitme engelli bireyden dediklerini yazmasını rica edebilirsiniz. (Unutulmaması gereken bir hatırlatma, konuşmakta zorlanan ve genelde işaret dili kullanan bireylerin ana dili işaret dili olduğunu göz önüne alırsak, Türkçe dil bilgisinden haberdar olmama ihtimali vardır ve dolayısıyla yazıyla iletişim kurduğunuzda basit cümlelerle kendinizi ifade ermeye çalışın.) Kesinlikle beni anlamıyor ya da dediklerinden bir şey anlamıyorum diye onunla iletişiminizi hemen kesmeyin. İşitme engelli bireylerin duygularını incitmiş olursunuz.

    Türk İşaret Dili öğreten kurslara gitmenizde fayda vardır. Türk İşaret Dilinin alfabesini kullanarak kendinizi ifade etmeye çalışabilirsiniz ancak parmakla işaretleme işitme engellilerin kullandıkları Türk İşaret Dilinin yerini hiçbir zaman tutamaz.

    Dudak okuyabilen ve konuşmaları anlaşılır olan işitme engelli bireyler için durum işitmeyen bireylerden farklıdır. Bu tip engelliler hem işaret dili hem de Türkçe kullanıyor ya da işaret dili bilmiyor olabilir.

    ►►  ANA BABALAR UNUTMAYIN Çocukların dil gelişimi 2 ile 5 yaş arasında olmaktadır. Dolayısıyla işitme engelli çocuğunuz  varsa kesinlikle gereğinden fazla ilgi göstererek çocuğunuzun tercih ettiği dilde konuşmalısınız.

Kaynaklar:

www.tiu.org.tr/turkce/content/view/44/81/

 mebk12.meb.gov.tr/meb_iys…/43/…/isitme-engeli-nedir_109823.html

Düzenleyen:

Rehber Öğretmen

Filiz AKDEMİR

Özel Hayat Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi