Yazılar

Her çocuk bir diğerinden farklıdır. Her çocuğun kendine özgü bedensel, bilişsel, sosyal ve duygusal bir yapısı vardır. Bazı çocuklar bilişsel davranışlarda, duyuşsal motor özelliklerde, iletişim becerilerinde ve motor işlevlerde yetersizlik göstermektedir. Bu gelişim alanlarındaki bir ya da birden fazla yetersizlik çocuğu olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Gelişim alanlarındaki yetersizliklerden dolayı olumsuz yönde etkilenen çocuklarda genel eğitim hizmetleri yetersiz kalmakta ve özel eğitim hizmetlerine gereksinim duyulmaktadır.

Özel Eğitim, ortalama öğrenci özelliklerinden önemli derece farklılaşan bireylere sağlanan bireysel olarak planlanmış ve bireyin bağımsız yaşama olasılığını en üst düzeye çıkarmayı hedefleyen eğitim hizmetlerinin bir bütünü olarak ifade edilmektedir.

Son yıllarda özel eğitime gereksinim duyan çocuklarımıza yönelik eğitim hizmetlerinin daha fazla yaygınlaşması sonucunda özellikle özel eğitime gereksinim duyan çocuklarımız söz konusu sadece zihinsel engelli ya da otizmli çocuklarımız olarak algılanmaktadır. Oysa özel eğitim hizmetleri sadece zihinsel engelli ya da otizmli çocuklara verilen hizmetler olarak düşünülmemelidir. Özel eğitim gerektiren, bir başka deyişle özel gereksinimli çocuklarımız, zihin engelliler, öğrenme güçlüğü olanlar, duygusal ve davranış bozukluğu olanlar, bedensel yetersizliği olanlar, konuşma ve dil sorunlular, işitme engelliler, üstün zekalılar ve üstün yeteneği olan ve otizmli çocuklar şeklinde gruplara ayrılabilmektedir.

Özel gereksinimli bir çocuğun varlığı özellikle ailede ciddi sorunlara yol açmakta ve özellikle ilk yıllarda çocuğu kabullenememe ve anne-babanın birbirlerini suçlaması ve daha ileri aşamalarda anne-baba ayrılıklarına yol açabilmektedir. Ayrıca çocuk herhangi bir tanı  aldıktan sonra yapılması gereken en önemli şey anne-baba olarak nedenler ve niçinler ile uğraşmak yerine durumu bir an önce kabullenebilmek ve “Çocuğum için ben ne yapabilirim ? ” , “ Çocuğumun ihtiyaçlarını en iyi şekilde nasıl karşılarım ? ” düşüncesi içinde hareket etmek olmalıdır.  Bunun dışında nedenler ve niçinler takılı kalma ve anne babayı  ya da baba anneyi suçlamak çocuk için en önemli olan zamanı boş yere harcamak olacak ve belki çocuk için telafisi mümkün olmayan bir sürece sürüklemiş olacaktır.

Özel gereksinimli  birey ona anne-babası destek verdiği sürece bağımsız bir birey olabilmektedir. Anne-babalar özel gereksinimli çocuklarından desteği çekmemeli ve onu bağımsız yaşama teşvik etmelidir . Ayrıca yine unutmamalıdır ki özel eğitim süreklilik isteyen bir süreçtir.

Özel gereksinimli çocuklarımız için şunu da unutmamamız gerekir ; Özel gereksinimli her çocuk öncelikle bir çocuktur. Özel gereksinimli her çocuk farklılıklarına ve sınırlılıklarına rağmen; her çocuk gibi oyun oynamalı, sosyalleşmeli ve yaşayarak öğrenmelidir. Eğitimlerde de bunlar göz ardı edilmemeli ve çocuğu pasif kılan, ezbere dayanan eğitimler yapılmamalıdır. Tam tersi çocuklar katılımcı, öğrenen, eğlenen ve öğrendiklerini gösteren bir birey olma yolunda desteklenmelidir.

Özel eğitim hizmetlerini değerlendirdiğimizde özel eğitimi masa başında birebir verilen bir eğitim hizmeti olarak düşünmemeliyiz. Özel eğitimde bireysellikten amaçlanan bireyin gereksinimleri doğru şekilde tespit edebilmek ve bu gereksinimlerine uygun olarak en etkili ve verimli şekilde ihtiyacı olan eğitimi sunabilmektir. Özel eğitimin temelinde de aile yer almalıdır. Aile özel eğitim sürecinde yer almalı ve eğitimin bir parçası olmalıdır.

Ailelerimiz çocuklarının eğitim sürecinde çok kısa sürelerde çok büyük hedefler koymamalıdır. Özel eğitim sürecinde özel eğitim veren eğitimcinin elinde sihirli bir değnek varmış gibi görmemelidir. Özel eğitim süreklilik isteyen  bir süreçtir ve hiçbir zaman pes edilmemesi gereken bir süreçtir.

Erdi Kanbaş

Özel Eğitim Uzmanı

 Kaynak

Toplumların geleceği olan çocuklar, günümüzün en yaygın ve etkin kitle iletişim aracı olan televizyondan etkilenmektedirler. Televizyondan etkilenme düzeyleri çocukların yaşlarına, gelişimlerine, ailesel ve çevresel faktörlerine, izledikleri programların içeriklerine bağlı olarak farklılıklar göstermektedir. Televizyonun çocuklar üzerindeki etkileri, olumlu olduğu kadar olumsuz da olabilmektedir. Çocuğun dış dünyayı tanıması ve anlamlandırmasında televizyonun olumlu etkileri vardır. Önemli olan televizyonun doğru ve bilinçli bir biçimde kullanılmasıdır. Ancak günümüzde çocuklar çoğu zaman eğitici-öğretici yayınlardan çok, ailelerinin tercih ettikleri programları izlemektedirler. Televizyondan gönderilen mesajlar karşısında korunmasız olan çocuğun, yaşamının belli dönemlerinde bu kaydedilen mesajlar açığa çıkmaktadır. Bazı televizyon programları çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimine olumlu etkilerde bulunurken bazıları ise son derece olumsuz etkilere yol açabilmektedir. En yaygın ve etkin toplumsallaştırma araçlarından biri olan televizyon yanlış kullanıldığında ise aile içi ve dışı toplumsal ilişkileri en alt düzeye indirmesi bakımından çocuğun toplumsallaşmasının baş düşmanı olabilmektedir.

Televizyonun etkileri olumlu ve olumsuz etkiler şeklinde ayrılabilmektedir. Televizyon izleyen çocuklarda öncelikli olarak ders çalışmaya karşı isteksizlik, okuma alışkanlığının yerleşmemesi, şiddete başvurma ve saldırganlığın artması, kendini doğru bir biçimde ifade edememe, kendini televizyondan izlediği kahramanın yerine koyarak gerçeklerden uzaklaşma, toplumsal ilişkilerde güçlüklerle karşılaşma ve uzun süre televizyon karşısında kalmanın yarattığı çeşitli sağlık sorunları televizyonun olumsuz etkilerinin birer sonucudur

Ebeveynler tarafından belki de çok fazla üzerinde durulmayan bu olumsuz etki çocuklarda algılama ve bir konuya odaklanamama gibi sorunlara neden olabilmektedir. Hatta küçük yaşlardan itibaren çok fazla televizyon karşısında zaman geçiren çocuklarda geç konuşma ya da cümle kuramama gibi sorunlarla da karşılaşılabilmektedir. Bu sorunlar daha ileriki yaşlarda, örneğin okul çağındaki çocuklarda da derslere ilgisizlik ve algılama güçlüğü şeklinde kendini göstermektedir.

televizyon_izlemeEğer televizyon doğru ve bilinçli bir biçimde kullanılırsa, eğitsel içerikli programlarla çocuğun dikkatini yoğunlaştırma süresini arttırabilmektedir.

Televizyonun çocukların gelişimi üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini inceleyecek olursak;

Televizyonun Çocuğun psikolojik-zihinsel-Duygusal ve Fiziksel Gelişimine Olan Etkileri incelendiğinde, Televizyonun çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimine olan etkilerinde, bazı televizyon programları çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimi için yararlı olabilirken, bazıları ise önemli sorunları beraberinde getirebilmektedir. Araştırmalar çocukların televizyon sayesinde birçok zihinsel beceriyi öğrendiklerini göstermektedir. Özellikle okul öncesi döneme yönelik hazırlanan programları izleyen çocukların daha fazla sıfat, eylem, isim bilgisine ve sözcük dağarcığına sahip oldukları, aşırı derecede televizyon izleyen çocukların ise diğer faaliyetlerinin engellendiği, hareketsiz kaldıkları ve diğer çocuklarla iletişim kurmakta güçlük çektikleri gözlemlenmektedir. Yine aşırı derecede televizyon izleyen çocuklarda olumsuz psikolojik gelişimler görülmektedir. Hırçınlık, huzursuzluk, korku, endişe gibi davranış değişiklikleri, çocukların başlıca sıkıntıları olarak ön plana çıkabilmektedir. Fiziksel gelişimine olan etkilerine bakıldığında, uzun süre televizyon karşısında oturan çocukların yatma saatlerinin geciktiği ve uyku probleminin ortaya çıktığı görülmektedir. Çocukların saatlerce televizyon karşısında oturmaları hareketsizliğe ve sonucunda şişmanlamalarına yol açmakta ve sürekli yorgunluk hissetmelerine neden olmaktadır. Yine uzun süre yere yüzü koyun yatıp, dirseklerini yere dayayarak kıpırdamadan televizyon izleyen çocuklar, eklem rahatsızlıkları çekebilmektedirler.

Televizyonun Çocuğun Toplumsallaşmasına Olan Etkileri İncelendiğinde, Toplumsallaşma, bireyin içinde bulunduğu veya bulunacağı sosyal hayatın asgari gereklerine hazır ve uygun hale gelmesini sağlayan öğrenme ve uyum süreçlerinin tamamına denir. Televizyon da olumlu ya da olumsuz program içerikleriyle birlikte en yaygın ve etkin toplumsallaşma aracıdır. Televizyonun çocuğun toplumsallaşmasına olan olumlu etkilerinde çocuk; izlediği herhangi bir eğiticibilgilendirici programdaki içeriği, programı izleyen diğer arkadaşlarıyla paylaşarak bir sosyal ortamın doğmasını sağlayabilir. Yine televizyonun sunduğu modelleri taklit eden çocuk, bunları başka bir ortamda yeniden sunar, dramatize eder ve sonuçta toplumsallaşır. Aile yaşamının bir parçası olan televizyonun yayınlarında aile fertleri bir araya gelmekte, program seçimleri beraber yapılmakta ve bunlar üzerinde farklı yorumlar paylaşılmaktadır.

Televizyonun çocuğun toplumsallaşmasına olan olumsuz etkilerine bakılacak olursa; öncelikle uzun süre televizyon karşısında kalmak çocuğun çevresine olan ilgisini azaltır. Böylece çocuk arkadaşlarıyla oyun oynamak, aile fertleriyle bir arada olmak, spor yapmak, resim yapmak, sinematiyatroya gitmek gibi toplumsal faaliyetlerden uzaklaşır. Televizyonda izlediği her şeyi ‘gerçekmiş’ gibi kabul edip, yanlış tutumlar sergileyebilir.Ayrıca uzun saatler televizyon karşısında kalan çocuk giderek düşünme ve yorum yapabilme yeteneklerini yitirir. Programların bir çoğunda kullanılan yanlış ifadeleri, argo sözcükleri benimser ve toplumsal hayatta kullanmaya başlar. En önemlisi de televizyon karşısında izlediği şiddet içerikli programlar sonucunda şiddeti günlük hayatın bir parçası kabul ederek şiddete yönelebilir. Bu da çocuğun toplumsallaşmasında son derece olumsuz etkilere yol açabilmektedir.

 Televizyonun Çocuğun Beslenme Alışkanlıklarına Olan Etkileri  İncelendiğinde,   Televizyonun çocuklar üzerindeki bir etkisi de beslenme alışkanlıklarına yöneliktir.   Medyanın toplumu yönlendirme ve ikna etme gücü, ailelerin özellikle çocukların beslenme alışkanlıkları ile besin ürünleri satın alma ve tüketme kararlarını pozitif veya negatif etkilemektedir< Özellikle televizyonda yayınlanan hazır gıda reklamları bu yaş grubu çocuklara yönelik mesajlar içermektedir. Bu etkisi ise onları reklamı yapılan gıda ürününe sahip olmaya yönlendirmektedir. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları yerini tek tip ve çe- şitli katkı maddeleri içeren fast-food veya benzeri beslenme şekline bırakmaktadır. Televizyon izleme süresinin artması beraberinde fiziksel aktivitenin azalmasını ve öğün dışı fazla hazır gıda tüketilmesinin artmasını getirmektedir. Bu durum ise çocuklarda obezite riskini arttırmaktadır. Yine herhangi bir besin maddesini sevmeyen bir çocuk, o besin maddesinin reklamlarını televizyonda izlediğinde, bir süre sonra reklamın etkisinde kalarak o besini yemeye başlayabilmektedir. Şeker bakı- mından zengin, protein bakımından fakir gıdaların, birçok katkı maddesini bünyesinde barındıran gıda ürünlerinin televizyondaki reklamları çocukları satın almaya yönlendirmektedir. Çocukların sağlıklı beslenme alışkanlığı edinmeleri, ancak ailelerin bilinçlendirilmeleri ve çevresel faktörlerin pozitif olmasıyla mümkün olacaktır.

Çocuğun televizyon programlarından olumsuz etkilenmemesi için ailelere önemli görevler düşmektedir.

  1. Televizyon izleme davranışını günde bir-iki saatle sınırlandırmak
  2. Televizyonda neyi seyrettiğinden haberdar olmak için içerikleri kontrol etmek
  3. Televizyonda gördüğü ve anlayamadığı şeyleri açıklamak
  4. Televizyon önünde yalnız kalmasını önlemek
  5. Televizyonu bir ödül ceza aracı olarak görmemesine zemin hazırlamamak
  6. Televizyondan bir çocuk bakıcısı olarak yararlanmasına fırsat vermemek
  7. Televizyon izleyerek bütün boş zamanını doldurmasına izin vermemek
  8. Televizyonda sadece reklam ve video kliplerle uyarılmasına izin vermemek
  9. Televizyon eşliğinde yemek yeme alışkanlığını kazandırmamak
  10. Televizyonda izlediği belirlenmiş programın bitiminde televizyonu kapamak.

  ZİH. ENG. SIN. ÖĞRTMN.

  İskender TÜRKÜM

ÖZEL EĞİTİM KONULU FİLMLER

  1. TAARE ZAMEEN PAR = Yerdeki Yıldızlar= (disleksi konulu)
  2. Benim Dünyam (sağır ve kör bir kızı yaşama bağlayan öğretmeni)
  3. BLACK = (sağır ve kör bir kızı yaşama bağlayan öğretmeni )
  4. YAĞMUR ADAM= (otizmli bir dahi )
  5. MİLYONER = (üstün yetenekli )
  6. 21= (zeki matematik tutkunu bir gencin kumar macerası )
  7. FORREST GUMP= (düşük IQ ya sahip Forrest Gump’ın yaşam öyküsü)
  8. UMUDUNU KAYBETME = (umutla gelen başarı )
  9. KALBİNİ DİNLE= (müzikal yeteneği olan küçük bir çocuk )
  10. CENNETİN RENGİ= (görme engelli Muhammedin öyküsü )
  11. BENİM ADIM SAM= (zeka yaşı 7 olan Sam’ ın yaşam öyküsü )
  12. ÖFKE = (dövüş sanatlarında yetenekli otizmli bir kız… )
  13. GÜN= (Down Sendromlu)
  14. MOZART VE BALİNA= (Asperger sendromlu iki gencin yaşam öyküsü)
  15. BEN X= (otistik olan BEN ve internet oyonu )
  16. BAŞKA DÜNYANIN ÇOCUKLARI= (işitme engelli )
  17. 21 GRAM= (suç, drama, psikolojik )
  18. MUSİC WİTHİN( ABD’Kİ engelli kişilerin, sosyal haklarnı alması için elde edilmş başarılarının öyküsü)
  19. BENDEN BU KADAR= (üç mutsuz insanın hayatlarını anlatır)
  20. ŞİFRE MERKÜR = (9 yaşında otistik bir çocuk)
  21. BENİM ADIM KAHN = (müslüman bir asparger sendromlu -otizmin bir türü)
  22. TEMPLE GRANDİN= (otistik bir kadının öyküsü)
  23. OCEAN HEAVEN-okyanus cenneti =(otizm)
  24. LORENZONUN YAĞI = (Lorenzonn tanılanamayan hastalığı ve ailesinin mücadelesi )
  25. MARATON= (otizim; kore yapımı)
  26. SOL AYAĞIM =(SP li bir cocuğun öyküsü)
  27. FİL ADAM = (genetik şekil bozukluğu)
  28. İÇİMDEKİ DENİZ=( felçli Romon un ötenazi hakkı)
  29. SESİZLİĞİN ÖTESİ =(Lara 8 yaşında ve ailesinde işitebilen ve konuşabilen tek kişidir.)
  30. YAZI-TURA= (ortapedik engelli iki gencin hikayesi.. ) (YERLİ )
  31. TANRININ UNUTTUĞU ÇOCUk=(2.dünya svşının yol açtığı insani felaketi… )
  32. ÖNCE ZARAR VERME=( epilepsi hastası küçük cocuk…)
  33. KELEBEK ÖZGÜRDÜR=(görme engelli bir gencin özgür yaşama isteği…)
  34. GENÇ ÖLMEK=( kan kanserine yakalanmış….)
  35. DOĞUM GÜNÜ 4 TEMMUZ=(,savaş psikolojisi…)
  36. 3 İDİOT=(Eğitim Sistemindeki çarpıklık)
  37. İLK GÖRÜŞTE AŞK= ( görme engelli )
  38. SEN NE DİLERSEN =( kanser hastası Eleni ve zeka özürlü kızı marika, yerli)
  39. BAŞKA DİLDE AŞK= (YERLİ, işitme engelli )
  40. CENNET = (düşük zeka seviyesi ile inanılmaz bir hayal dünyası olan genç, YERLİ )
  41. KELEBEK VE DALGIÇ=(beyin kanaması sonucu sol gözü hariç bütün bedensel yetisini kaybden..)
  42. Abim ( Orta Düzey Zihinsel Engelli)
  43. Barfi ( Konuşma Engelli ile Otizimli’ni aşkı)

ÖZEL EĞİTİM NASIL UYGULANMALIDIR ?

Yaşamımız boyunca muhakkak ki mahallemizde, okulumuzda veya diğer sosyal çevremizde yürüyemeyen, tekerlekli sandalye kullanan, gözleri görmeyen, işitemeyen, konuşamayan, vücut şekilleri farklı olan, bazı dersleri anlamakta güçlük çeken ya da 3 yaşında kendi kendine okuma yazma öğrenen çocuklarla karşılaşmışızdır. Kimine üzülüp acık belki, kimine ise özendik. Bu çocukları bizlerden ayıran; FARKLI ve ÖZEL oluşlarıydı şüphesiz.

Bizlerden farklı olan bu çocuklara şüphesiz ki herkese uygulanan standart bir eğitim uygulanmamalıdır. Bu çocuklarımıza özel eğitim uygulanması gerekir. Özel eğitim; çoğunluktan farklı ve özel gereksinimli çocuklara sunulan, üstün özellikleri olanları yetenekleri doğrultusunda kapasitelerinin en üst düzeye çıkmasını sağlayan, yetersizliği engele dönüştürmeyi önleyen, engelli bireyi kendine yeterli hale getirerek topluma kaynaşmasını ve bağımsız, üretici bireyler olmasını destekleyecek becerilerle donatan eğitimdir.

Özel eğitim, üniversiteler tarafından bu alanlarda özel olarak yetiştirilen uzmanlar tarafından yapılır. Bu uzmanlar kazandıkları bilgi ve becerileri uygun ortamlarda bireylere en faydalı olabilecek şekilde kullanmaya çalışır. Tabii bu eğitimi verirken de bireyin ilgileri yetenekleri ve kapasitesi göz önüne alınıp bu doğrultuda eğitim verilmeye çalışılır. Bu eğitim verilirken de bireylerin ilgileri yetenekleri kapasiteleri farklılık gösterdiğinden birine uygulanan eğitim yöntemi bir diğerine aynen uygulanamaz. Özel eğitimde her bireyin özel olduğuna inanıldığı için verilen eğitimin de bireye özel olması gerekmektedir.

Özel eğitim uygulanırken erken müdahalenin önemi çok büyüktür. Eğitime küçük yaşlarda başlamak oldukça başarılı sonuçları beraberinde getirir. Çocuklarımızın özelliklerine göre ( hafif düzeyde zihinsel engelli, down sendromlu, otizmli…) hepsine ayrı yöntem, teknikle ve materyalle eğitim uygulanmalıdır. Daha sonra çocuğun yetenekleri ve kapasitesi doğrultusunda onu eğitmek daha nitelikli ve bağımsız hale getirerek toplumla uyumlu bir birey haline gelmesi amacı doğrultusunda eğitime devam edilmelidir. Bursa`da çocuk gelişiminde uzman kadromuz ile gelişmiş olan en son özel eğitim metodlarını kurumumuzda uygulamaya devam ediyoruz.

Tüm bunları yaparken eğitim ortamının çocuğa göre ayarlanması, öğretilecek kazanımların basitten karmaşığa doğru verilmesi, uygun materyalin seçilmesi, eğitimcinin ses tonu, jest ve mimiklerin doğru kullanılması vb. unsurlar önem arz etmektedir. Uygulanan eğitimin amaca ulaştırmadığı durumlarda eğitimci duruma göre materyali, eğitim ortamını veya yöntemini değiştirmesi gerekir.

Şüphesiz ki özel eğitimde ailenin rolü çok çok önemlidir. Çocuklarımız en çok zamanı ailesiyle birlikte geçirir. Aileler ilk başta çocuklarının bu farklı durumunu kabullenmekte güçlük yaşarlar. Ancak yapılması gereken erkenden tanının konulması ve eğitime başlanmasıdır. Aileler uzmanlarla işbirliği içinde hareket etmeli ve eğitime evde de devam etmelidirler. Tüm sorumluluğu uzmanlara yıkıp mucizeler beklemek yanlıştır. Aile ve uzman işbirliği içerisinde eğitim alan çocuklarımız, büyük gelişmeler göstermektedir.

Bursa Özel Hayat Eğitim ve Özel Rehabilitasyon Merkezi

Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmeni

Güler ÖZTÜRK  

ÖZÜRLÜ ÇOCUK VE AİLESİ

  • Tüm ailelerde çocuklarının nasıl olmasını istediklerine ilişkin bir beklenti vardır. Çocuğun doğumu aile üyelerine yeni roller yükler. Aile beklentiler sonucu toplumun yarattığı ‘ideal çocuk’ algısından etkilenir. Beklentiler giderek çocuğun ilerideki başarılarını içeren düşlere dönüşür.
  • Engelli veya süreğen hastalığa sahip bir çocuğun varlığı, aile üyelerinin yaşamlarını, duygu ve düşüncelerini olumsuz yönde etkileyebilen ek bir stres kaynağı oluşturmaktadır. Ailelerin cinsiyeti dikkate almadan çocukların temel becerileri kazanma yönünde kaygı ve endişeleri vardır.
  • Ailelerin özürlü çocuğa karşı olumlu tutumu, çocuğun sağlıklı gelişiminde önemlidir. Anne baba çocuğunu kabul ettiği sürece onun gelişimine katkıda bulunur. Özürlü çocuğa sahip aileler uyum süreci içinde 3 aşamadan geçerler:

I.aşama II.aşama III. Aşama

Şok karışık duygular anlaşma

İnkarsuçlulukuyma ve yeniden düzenlenme

Keder ve kızgınlık/ kabul ve

çöküntü utanmauyum

  • I. aşama : Aile ilk aşamada özürlü çocuğu kabul etmemektedir. Aile çocuğunun normal olduğuna ilişkin kanıtlar aramaktadır. Anne baba kendini ifade etmekte zorlanır, doğru teşhis için uzmandan uzmana başvurur.
  • II. aşama : Aile kızgınlık duygularını normal çocuğa sahip ailelere, Allah ‘ a ve kendilerine de yansıtabilmekte ve aileler özürlü çocuğa sahip olmalarını kendi davranışları için bir ceza olarak algılamaktadırlar. Bunlar aynı zamanda suçluluk ve çaresizlik duygularının birer yansımasıdır.
  • III. aşama : Bu aşamaya ulaşabilen anne babalar çocuklarını olduğu gibi kabul etmeye, çocuğu ailenin bir ferdi olarak kabul etmeye hazırdır.
  • Terapi ve eğitimin çocuk için doğal ortam olan ev ortamında, anne babanın katkısıyla yürütülmesinin önemi fark edilmeye başlanmıştır. Özürlü çocuğu olan anne babalara uzmanlar tarafından destek vermek amacıyla farklı çalışmalar yapılmaktadır. Psikolojik danışma çalışmaları, anne baba eğitim programları, aile terapileri, erken eğitim çalışmalarıyla anne babaların ve özürlü çocukların gereksinimlerini karşılamaya yöneliktir. Özürlü çocuktaki gelişme büyük ölçüde ev ortamına bağlıdır.
  • Çocuğun özürlü oluşunun öğrenilmesinin yarattığı ilk psikolojik etkiler geçtikten sonra, anne babalarda çocuğa yönelik bazı genelleştirilmiş tutumlar oluşur. Bu tutumlar değişik biçimlerde görülmektedir:

1 ) Fazla koruyucu tutum ( Çocuk aileye fazla bağımlı hale getirilir. )

2 ) Ayrıcalıklı tutum ( çocuk özürlü olduğu için farklı muamele görür. )

3 ) Her şey özürlü için tutumu ( Aile normal yaşantısını kaybeder. )

4 ) Özürlü çocuğu reddeden tutum

5 ) Özrü reddeden tutum ( Bazı ailelere göre çocukları normaldir. )

6 ) Özürlüden yararlanma tutumu

7 ) Normal tutum

Özürlü çocuğun eğitiminde en önemli ve etkili ortam sürekli içerisinde bulunduğu aile çevresidir. Çocuğun okulda kazandığı becerilerin, ev ortamında aileyle işbirliği yapılarak pekiştirilmesi eğitimin sürekliliği açısından gereklidir. Aile rehberliği de özürlü çocuğun yaşama hazırlanmasında son derece önemlidir.

Bursa`da alanında hizmet veren yaklaşık bir çok özel eğitim ve  rehabilitasyon merkezi bulunmaktadır. Artan  göçler ile nüfus sürekli olarak artmaktadır. Bursa`da artan nüfusun yanında istisnai bir durum oluşturan gerekli bilgilendirmenin tam anlamıyla yapılmamış olması Özel gereksinim gerektiren bireylerin eğitimi ile alakalı bilgilendirmenin yeteri kadar ulaşmadığı noktalar doğurmaktadır.

Bu duruma gerekli donanımı ve birikimi olmayan bir kaç girişimde eklendiğinde en önemli sorun ortaya çıkmaktadır. Ulaşılamamış bir kitle ve ulaşılmasına rağmen eksik bir hizmet alan diğer kitle…

Kurumumuz mümkün olduğunca bu sorunu  ortadan kaldırmak adına,

Bursa`da Rehabilitasyon Merkezlerinde

olması gereken uzman kadrosu ile, Özel gereksinimi olan bireylerin kas, dil, bilişsel, sosyal ve günlük yaşam beceri alanlarında bağımsız düzeye gelebilmeleri için özel eğitim ilkeleri doğrultusunda bireysel farklılıklara uygun eğitim ortamı hazırlayan, bireye özel materyal geliştiren ve yetersizlik alanlarına yönelik yeni programlar üreten markalaşmış bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi olmaktır.

Bursa`da özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri içinde tedavi gören çocuklar arasında down sendromu, otizm başta olmak üzere bir çok Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Hizmeti gerektiren rahatsızlığın tedavisi uygulanmaktadır. Fakat bazı ebeveynler bu yapılanma sürecinde çeşitli nedenlerden dolayı katılmamaktadır. Bunun önüne geçmek adına çalışmalarımız devam etmektedir.

Bursa`da ve Türkiye`de rehabilitasyon merkezleri seçerken velilerimizin dikkat etmesi gereken noktalar hakkında bilgi almak için tıklayınız…